hep beğenmediklerimizi mi yazacağız, beğenince neden yazmayalım ki?
başta beren saat'in performansı, sonra kış sahneleri olmak üzere tüm muhteşem yüzyıl serisi içinde ilk 5'e girebilecek bir bölümdü, şeyhülislamın kızı akile için seçilen kızın normal bir kız olmasına kadar her detayını çok beğendim.
beren saat kösem olmalı diye ilk ben demiştim, zaman zaman beni dediğime pişman eden sahneleri oldu, bazı sahnelerde role giremedi ama ahmet'in ölümünden bu yana kadının performansı baya iyiye gittiği gibi, son bölümde mehmed'in ölümüne verdiği tepki beni mustafa'nın naaşını görünce bağıran mahidevran'ın tepkisi kadar -hatta daha fazla- etkiledi. bu tepkinin aynısını evladını kaybeden bir annede birebir gördüm ben, beren saat'i kötülemek için "ehehe çık kımikti :))" gibi şeyler söylemeye ıkınmamak lazım, o sahneyi 50 defa izledim, 50 kez daha izlesem yine etkilenirim. bir de beren saat'in ağzına dualar, osmanlıca tabirler filan yakışıyor, gerçek hayatında da ayyy çok sevimliiii bir tip olmadığı için kösem'in nasırlaşmış döneminde daha başarılı sanki, az bölüm kaldı zaten umarım böyle gider.
diziye girişinin kurgusu da, zamanlaması da, o zamanki kösem de beren saat için uygun değilmiş demek ki, kısmet.
kış sahnelerini gerçekten kışın mı çektiniz gız? o soğuğu odada hissettim resmen. osman dışarıda gezerken yollarda gördüğü donmuş insanlar, yağma, ateş başında ısınmaya çalışanlar, akile'nin konuştuğu yaşlı amca, osman'ın soğuktan yanmış yüzü, kösem'in imareti, hepsi baştan sona kusursuzdu, bize böyle sahnelerle gelin.
ama en başarılı hacı ağa'nın donmuş boğazda yürüdüğü sahneydi, of neresinden öveceğimi şaşırdım, bunca işim gücümün arasında bölümü tam üç kez izledim üç.
eskiden olsa oğlunun ölümünden 10 gün sonra imarette yemek dağıtan kösem dayı'ya şaşırırdım ama artık alıştım, bu kadar soğukkanlı bir kadın olmasa gerçekte koca bir devleti 20 sene yönetemezmiş, erhan afyoncu'nun "devleti öyle bir sırtlamıştı ki geceleri uyku uyuyamazmış" lafı geliyor aklıma, bu yüzden dayı gibi oturup koğuş ağası gibi tesbih çekmesi, yas tutmak için aylarca odaya kapanmayıp bir yandan aç doyururken bir yandan düşmanlarının götünden kan alması filan tam bir
kösem sultanlık müessesesi gerçekten.
atanamamış bruno mars osman'la şeyhülislamın azıcık kart kızı ikilisi bana osman - meleksima ikilisinden daha gerçekçi ve romantik geldi, yalnız osman sefere çıkarken şeyhü'nün kızı arkasından neden sikecekmiş gibi bakıyordu anlamadım. kendisine tavsiyem meleksima'ya günde beş vakit "ben hür ve nikahlı bir kadınım" demesi. gerçek bir serial killer olan bu söz öbeği sayesinde hürrem'in bunalıma ve mezara sokmadığı kimse kalmamıştı, başarılar akile.
safiye - hümaşah - iskender triosu başta hoş bir dans üçlüsü olsalar da zamanla aşırı sıktılar, özellikle iskender'in kösem'le seks yapamamasının hırsından gözünün dönmesi sonucu geldiği hal hayli baymıştı, halbuki kösem'in çükü olduğunu bilse olaylar bu hale gelmezdi. haftaya safiye'nin intihar edeceğini, hümaşah'ın da üzüntüden mısır'a eski kocasından kalan malı mülkü satıp parasını yemeye gideceğini umuyorum. yıl 1621 ve 2 sene önce ölmesi gereken safiye bu gidişle ikinci abdülhamid'i devirip kendi şehzadesini tahta çıkarmaya çalışacak korkarım ki.
önümüzdeki sezon için 4. murad rolüne yeni birilerini aralamalarına hiç gerek yok, şimdikini oynayan küçük adam
çağan efe ak bence murad'ın her dönemini oynayabilir, aktör müsün yavrum sen, karizmatik misin, çok yakışıklı mısın sen ya? çocuk ata binip sefere çıksa yadırgamam, hay maşallah çocuğa bakınca çocuk yapasım geliyor, benim oğlum olsa nazar değer diye camdan bile baktırmazdım. yakışıklı erkek küçükken de yakışıklı oluyor be. aşırı başarılı gen birleşimi, anasını babasını tebrik ederim harika çocuk yapmışsınız.
bu çok aşırı güzel bölümde kalbimi kıran tek şey mad king mustafa targaryen'i hiç göstermemeleri oldu, kendisi "ağalar şu masayı haremde dolaştırın, hava alsın" dediğinden beri kayıp ecdadımı bulmuş olmanın sevincini yaşıyorum, onu lütfen her bölüm gösterin, canım benim, ecdad gibi ecdad <3