Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
tam olarak bu konu uzerine doktora arastirmasi yapiyorum. olayi su sekilde ozetleyebiliriz:

gsm operatorlerinin de icinde bulundugu bu iletisim agina random-access (rastgele erisimli) iletisim diyoruz. bu su demek. bir ortamda k tane kullanici ve de bir tane baz istasyonu olsun. bu k kullanicinin her biri birbirinden bagimsiz olarak p ihtimalle mesaj gonderiyor. baz istasyondaki dekoderin olusabilecek butun durumlari hesaba katip butun durumlarda talebi karsilamasini beklersiniz (iki kisi mesaj gonderince mesajlar ust uste biniyor (interference), baz istasyonunun bu ust uste binmeleri cozmesi gerekiyor). ama burada soyle bir nuans var. normal sartlarda k gorece buyuk bir sayi, diyelim 10000. p ise cok kucuk bir ihtimal, %1 gibi bir sey olsun (herhangi bir gununuzun yuzde 1'ini telefonda konusarak gecirdiginizi varsayalim). bu durumda l = kp = 100 herhangi bir anda mesaj iletmek isteyen kullanici sayisi. burada law of large numbers (buyuk sayilar yasasi) diyor ki bu l, rastgele bir sayi olmasina ragmen 100'den uzaklasma ihtimali cok azdir. kabaca %99 ihtimal, 90 ila 110 arasinda bir sayi olacak. bu durumda gsm operatorleri ne yapiyor?

gsm operatorlerinin mantigina gore hatanin neden kaynaklandiginin bir onemi yok. mesaj iletirken hata olmasi (hat var ama ses iletilmiyor veya bozuk iletiliyor, kesilmeler var) ile hattin hic acilmamasi gsm operatorunun gozunde esdeger. ikisi de hata demek. o yuzden sadece %1 hata payi var diye butun sistemini 90-110 kisinin talebini karsilayacak sekilde kuruyor. ola ki bir sey oldu 300 kisi aktif oldu bir an icin. baz istasyonu bunu ogrenirse mesajlari iletmeyi direkt reddediyor bu beklenenin disindaki aktivasyonu hata kabul ederek. peki bir sey oldu sadece 10 kisi aktif. o da aslinda beklenenin altindaki durum. onda da dizayndan kaynakli olarak yapabilecegi en iyisinden altta bir performansta calisiyor sistem (sistem 10 kisi icin tasarlansaydi daha iyisini yapardi ama 100 kisi icin tasarlandi. 100 kisiyi karsilamak cok daha zor bir is).

simdi gelelim deprem gibi acil durumlarda olan seye. boyle bir durumda aktif olma olasiligi p, %50lere cikiyor atiyorum. kp = 5000 kisi aktif. dogal olarak sistem o sekilde tasarlanmadigi icin direkt talebi reddediyor. sallamiyor.

bunun cozumu ne olabilir? bunun cozumu sistemin olabilecek butun rastgele aktivasyonlari karsilayabilecek sekilde kurulmasi. 10000 kisi varsa 0dan 10000 kisiye kadar her durumu belli bir hatayla karsilamasi (ilk stratejide bazi aktivasyonlar >100 kisi %100 hata demek, simdi o hata makul seviyelere indi). ama tabi bunun bir bedeli olmali. o da performans normalden daha dusuk (yavas) olacak. mesajlar daha fazla sayida bite yazilip iletisim hizi (rate) dusecek. ama en azindan ortada bir iletisim olmus olacak. zaten performans dusuklugunun kullanici tarafindan hissedilmesi pek kolay degil.

pratik olarak gsm operatorlerinin yapmasi gereken bu sekilde bir acil durum moduna olanak saglamaktir bence.
acilen hakkında soruşturma acilmasi gereken polis.

senin o uniformayi o duruma düşürmeye hakkın yok..

bana kimse "dışarda o adamlar paket edilmiştir" demesin.. -miştir, -muştur ile bu iş olma paket edildiyse verin videosunu biz de izleyelim..
17 ağustos 1999 depreminin ardından getirilen deprem vergisi şuanda 20 yaşına bastı.

vergi ile alakalı detaylı bilgiler şu linkte mevcuttur. link

deprem vergisi ile alakalı son açıklama dönemin maliye bakanı mehmet şimşek'ten geldi ve kendisi deprem vergisinin başka kaynaklara aktarıldığını itiraf etti. link

2011 yılından beri ise vergilerle ve bu vergiler ile yapılan icraatlarla alakalı herhangi bir resmi bilgilendirme yapılmadı. ben bugünden itibaren hem farkındalık yaratmak hemde resmi kaynaklardan halen toplanmakta olan deprem vergisi ile alakalı resmi bir bilgilendirme almak için her gün bu başlığa yazmaya devam edeceğim. elbet birisi sesimizi duyacak, bir habere, bir videoya konu olacak yada bir yetkili bu başlığa denk gelecek.

bugün birinci gün, 26 eylül 2019 ''orta çaplı'' istanbul depreminin hemen sonrası.
arkadaşımın abisi burdur'da jigolo. siz evleri boşaltmayın ben saati 200 liraya boşaltırım diyormuş. whatsapp'ta elden ele dolaşıyor bu ses kaydı.

yahu japonlar deprem öngörme projesine milyarlarca dolar yatırım yaptıkları halde, 2-3 saniye önceden tespit edebiliyorlar depremi.

bizim yüksek uzay kahinleri 12 saat önceden tahmin edebiliyorlar ama. ne gerek var milyarlarca doları teknolojiye ve araştırmaya yatırmaya di mi.
toplu taşıma araçlarında yasaklansın eyvallah, özel araçlarda niye yasak anlamak mümkün değil, sigaradan nefret eden bir insan olarak özel araclarda sigara yasağına karşıyım, trafik kazalarına sebep oluyor gerekçesi var ise hiç gerçekçi değil. bu yasağa bir neden bulamıyorum aklıma gelen tek neden devletin sıcak paraya ihtiyacı olması.
(bkz: #27683473)
eskiden bu başlıkta önemli bir kaç yazı yazmıştım, aradan uzun zaman geçti, o sırada istanbul'un pek çok bölgesinde binaların sağlamlık raporlarını hazırladım. bazı binaları güçlendirdik, çoğuna yıkım kararı çıktı. hatta geçen hafta kartalda çöken ve 21 kişinin ölmesiyle sonuçlanan yeşilyurt apartmanı ile ilgili bir rapor sundum mahkemeye. istanbul'un hemen hemen her mahallesinde bir kaç bina ile ilgilendim. depremle ve binalar ile ilgilenmek hoşuma gidiyor. işimi seviyorum. durum hiç iç açıcı değil. hem deprem açısından hem binalar açısından. hem depremle ilgilenip hem riskli bina tespiti, güçlendirme statik proje yapan tek adam benim belki memlekette. belki bu konuya en hakim adam benim. kim bilir.

istanbula büyük bir deprem olacak. doğal bir olay. ama bu konudan anlayan yok. fakat kar yağmasını herkes anlayabiliyor. ve herkes biliyorki bu sene uludağ'a kar yağacak. müneccim olmaya gerek yok. hepimiz farkındayız uludağ'a kar yağacağını. fakat kimse tarih veremiyor. aralık ayı olmadı ocakta kesin yağar. kar yağınca havanın sıfır dereceye düşeceğini de biliyoruz. her zaman olduğu gibi. şu an istanbul depremi için aralık ayının sonlarındayız ve büyük bir kar fırtınası bekliyoruz. depremin büyüklüğünün de 7.2'den az olması pek mümkün görülmüyor. ve tüm bu süreçte deprem vergileri gibi, deprem toplanma alanları gibi başımızın çaresine bakmak durumundayız.

ben biraz bölgelerden ve istanbul'un binalarından bahsetmek istiyorum. depremin merkez üssü elbette adalar olacak. uludağ'a en çok kar zirvesine yağacağı gibi merkez üssümüz adalar. adalar 4 milyon yıl önce gebzede bir kaç tepe idi. 4 milyon yılda kaya kaya oraya geldiler. gelmeye de devam edecekler. adalar ile istanbul arasında herhangi bir kütle, dağ, tepe olmadığı için deprem enerjisini direk yiyeceğiz. fayın takılan iki yüzeyindeki kayalardan biri parçalanacak, parçalanma esnasında anadolu kayacak, bu dev kütle ortalığı yıka yıka kayarken büyük sarsıntı çıkacak. atom bombası gibi büyük bir enerji boşalması önce p dalgasını ortaya çıkaracak. p dalgası tek tepeli, deniz dalgası gibi yukarı aşağı hareket eder. bize önce p vuracak ve tek sefer zıplatıp geçecek. ardından s dalgası gelecek. s dalgası yılan gibi sağa sola hareket eden ve tek seferde geçmeyen bir dalgadır. s toprağın yüzeyinde yılan gibi sağa sola hareket ederken binaları bıçak gibi keser. bize sağa sol yaptıran bu dalgadır. bir binaya vurunca onun toprağın üzerindeki ilk katını hedef alır. yani zemin katı. zemin katlar da genellikle dükkan olduğu için, yani duvarlar olmadığı için kesilmesi daha kolay olur. ayrıca binanın bütün yükü de zemin kat kolonları üzerindedir. s dalgası zemin kat kolonlarını keser, sonra birinci kat zemine göçer, s dalgası bu sefer birinci katı keser, böyle böyle binayı tek kat tek kat kese kese bitirir. deprem ne kadar uzun sürerse o kadar katı keser. bu yüzden üst katlar daha güvenlidir derler. çünkü 7. kat zemine inip kesilene kadar belki deprem son bulur.

ama benim size anlatmak istediğim depremden ziyade binalar ve bölgeler. istanbul'un her semtinin kendi içinde benzerlik gösteren bina yapısı vardır. şunu belirtmeliyim ki oturduğunuz bina 2001 senesi sonrası yapılmışsa endişelenmenize gerek yok. 2001 sonrası yapılan binaların yıkılması imkansız bana kalırsa. asıl mesele 2001 öncesi yapılan binalarda.

binayı kurtaran üç şey vardır, demir, beton ve zemin. 1996 senesi sonrasında hazır beton ve nervürlü demir kullanımı yaygınlaşıyor istanbul'da. ondan önceki bütün binalarda deniz kumu var ve demirler düz. deniz kumunun taneleri küçük olduğu için tam taşıyıcılık sağlayamıyor. ve kumun içindeki tuz demirleri çürütüyor. düz demir demek tehlike demek. düz demir deprem anında betona tutunamıyor ve kolonun kopması nervürlü demire göre iki kat kolay oluyor. hazır beton da aynı yıllarda yaygınlaşmaya başlıyor. özellikle 1996 öncesi yapılan bütün binalar riskli. çok çürük, çok kötü demiyorum, risk barındırıyor. bu risk 2001 sonrası yapılan binalarda yok.

zemin açısından da en tehlikeli kısım pendik e-5 ile sahil arasından başlayıp küçük çekmece e-5 altına kadar olan kısım. ilginçtir en eski binalar da burada. ve yine çok enteresan nüfusun ciddi bir kısmı burada yaşıyor. bu hatta pek çok binayı incelemiş biri olarak en çok can kaybı olacak yerleri şöyle sıralayabilirim.

1996 öncesi binalar için söylüyorum
-kartal e-5 altı, binanın çöktüğü yer, hem betonlar kötü hem hepsinde kaçak kat var eski binaların. atalar, petroliş mah vs.

-maltepe e-5 altı, çarşı, dragos civarı. çınar mahallesi.

-pendik çarşı

-kadıköy moda, yeldeğirmenindeki eski binalar, bostancı göztepe vs deki 8-10 katlı 1990 öncesi yapılan binalar

-üsküdarda birbirine bitişik, sahile yakın, 1970li 80li yılların binaları

-fatih, zeytinburnu komple

-bakırköyün eski binaları

-beşiktaşın sabancı anadolu lisesi sahil arası kısmındaki eski dökük binalar

-ümraniye çarşıdaki 1980li yılların binaları. ümraniye çarşı burada sahile yakın olmayan tek mahalle. istisna olarak 1980 öncesinde ümraniyede su yoktu. binaların betonları sulanmadı. o döneme ait bölgesel bir sorundu bu. ve binalar hala ayakta. depremde pek şansları yok.

genel olarak en çok zarar görecek muhitler buralar. dediğim gibi bu bölgelerin fay hattına çok yakın olması, zemininin kötü olması ve binaların yapıldığı dönemlerle ilgili sorunların olması bana bu listeyi yaptırttı.

aslında sorunun tamamı 1999 depremi öncesi depremle ilgili uygulamada bir yönetmelik olmaması. yaşı 30'dan büyük olanlar bilir, eskiden "bu bina kaç kat kaldırır" gibi bir tabir vardı. bugün bu tabir yok. o zaman olmasının sebebi biz küçükken binalar depremde hasar almamaya değil kat kaldırmaya göre yapılıyordu. yani bina ayakta dursa yeterdi. ve ayakta duracak kadar güçlü idiler. bu sadece ayakta durmaya göre tasarlanmış yapılar istanbul'da nüfusun çoğunluğuna ev sahipliği yapıyor. o yıllarda denetleme de yoktu. istediğin kadar kat çıkıyordun.

türkiye'de yapı mühendisliği için 2001 milattır. 2001de nervürsüz demir yasaklandı, hazır beton olmayan elle karma beton kalmadı. temeller radyeye döndü. yapı denetim kanunları ortaya çıktı ve uygulanmaya başladı. bu zamandan sonraki binalar gerçekten çok iyi. 1996 ile 2001 arası ise geçiş süreci. 1996 öncesi hazır beton ve nervürlü demir yoktu. bu 5 yılda yapılan binalar idare eder. fakat 1996 öncesi binalar ne idüğü belirsizdir. 1985 öncesi yapıların ise hiç şansı yok denebilir. 1990 öncesi binanın betonu asla ve asla c12'yi geçmez mesela istanbul'da. en kralı 14lük demirle yapılmıştır. her kolonda max. 6 demir vardır. kartalda çöken binanın betonu c14 geldi. varın siz hesaplayın durumu.

size tavsiyem yeni, iskanlı binalara taşınmamız. üç kuruş fazla verin kafanız rahat olsun. çünkü siz kendi başınızın çaresine bakmazsanız, siz kendinizi düşünmezseniz maalesef bir istatistik oluveriyorsunuz. sizi sizin yerinize düşünmek için ayda 50bin tl maaş alan adamlar takdiri ilahi diyip geçiyor. bu ülkede yaşamak istiyorsanız hem doktor hem polis hem de mühendis olmak zorundasınız. şunu asla unutmayın, 1999 depremi olduğunda deprem bölgesinin 1 saat uzağında istanbul gibi hastane, ambulans, asker-memur, iş makinası dolu mega bir kent vardı ve bu kent deprem zedeleri kurtardı. peki istanbul'u kim kurtaracak?
olayın islami yanı falan yoktur. din penceresinden bakarsanız, islm dininde hüküm nettir. " gaybı allah'tan başkası bilemez".

bilimsel yönden bakarsanız depremi 6 ay önceden tahmin edecek bir teknoloji bildiğimiz kadarıyla mevcut değil.

geriye asparagas haberler kalıyor.
ek; dava istanbul adliyesi 2. asliye ceza mahkemesi'nde görülmüş, davaya bakan hakime nursel bedir. bunu da not düşelim.
(bkz: bülent şık)

gıda mühendisi ve yazar bülent şık, sağlık bakanlığının yaptırdığı kanserojenlerle ilgili araştırma sonuçlarını halkla paylaştığı için, 1 yıl 3 ay hapis cezası almış. halka söylemek mi suç? halktan gizlemek mi?

2011-2016 yılları arasında sağlık bakanlığı'nca türkiye'de kanser vakalarının en fazla görüldüğü bölgeler olan kocaeli (dilovası) ile ergene nehri havzasında yer alan edirne, kırklareli ve tekirdağ illerinde çevresel ortamlarda bulunan kanserojen (kanser yapıcı) kimyasalları tespit edilmesi için araştırma yaptırılıyor. fakat, araştırma sonuçları kamuoyuyla paylaşılmak yerine gizleniyor.

22 kasım 2016'de yayınlanan 677 sayılı khk ile akdeniz üniversitesindeki görevinden ihraç edilen bülent şık, bu projede gıda ve su ile ilgili araştırma projelerinin organizasyonu, analizlerin yapılması ve sonuç raporlarının yazımında görev almıştı.

araştırma yapılan bölgelerdeki binlerce gıda ve su örneği bülent şık'ın 2010 - 2015 yılları arasında teknik müdür yardımcısı olarak görev aldığı akdeniz üniversitesi gıda güvenliği ve tarımsal araştırmalar merkezi'nde analiz edildi.

araştırmanın sonuçlarını anlatan cumhuriyet gazetesi'ndeki yazı dizisi "türkiye'yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! işte zehir listesi" başlığıyla 15 nisan 2018 günü başladı dört gün sürdü.

sağlık bakanlığı yazı dizisinin ardından “halkta infiale neden olduğu”, “dış alımları etkilediği” gerekçeleriyle şık hakkında suç duyurusunda bulundu. şık'ın 5 yıldan 12 yıla kadar hapsinin istendiği iddianameyi ilk olarak istanbul cumhuriyet başsavcılığı basın suçları soruşturma bürosu hazırladı.

ancak bu iddianame mahkemeden savcılığa geri gönderildi ve üzerinde değişiklik yapılmadan terör suçları bürosunca hazırlanarak mahkemeye tekrar iletildi.

haber
işsizlikten kafayı yemek üzereyim. bu saatte uyandım kariyer'den iş bakıyorum. bu duruma düşmeme vesile olanları eşekler kovalasın.
başlıkta olay devletin sağlamadığı finansman olmalıyken cümlenin profesörlerin para dinlemesi şeklinde olması utanç verici.

bu akşam orada oturan adamlar isteseydi şimdiye beyin göçünün allahını yapar istediği herhangi bir ülkede yaşamaya, çalışmaya devam ederdi. insanları için, ülkesi için, bilim için bir şeyler yapmaya çalışan bilim adamlarıyla ilgili konuşurken çok daha detaylı düşünün lütfen sayın b.k kafalılar!
fransa kralı vi. philippe, paris üniversitesi tıp fakültesi’ne avrupa'yı kıran veba salgınının nedenlerini sorduğunda henüz mikroplardan habersiz olan doktorlar günler ve geceler boyu süren tartışmalardan sonra hastalığı satürn, jüpiter ve mars’ın 20 mart 1345 tarihinde kova (saka) takımyıldızı ile 40 derecelik ters açı yapmasına bağlamışlar.

işte en fazla bunun kadar mantıklı, tatmin edici bir açıklama.
yav evrim falan geçirmedi, alo fatih olayında yaptığı şey şuydu:

iktidar fatih isimli birini medyanın başına koymuş, bu fatih, fatih altaylı'yı aradığında şunu şöyle yazın başbakan rahatsız, bunu böyle yazın cumhurbaşkanı rahatsız diyor.

fatih altaylı da "he tamam, tamam şimdi hemen bi manipülasyon yapıyorum, haberleri ona göre yazıyoruz diyor ama aslında herifi .iklemiyor.." yapılacak en doğru şey olarak bunu görmüş. iktidar bi herif yerleştirmiş gazete ve yayın yaptırmayız bu herifi dinleyin demiş. fatih altaylı da yalandan dinliyor gibi gözükmüş.
yoksa gazete ve tv yayınını ayakta tutamayacak. kendince he paşam, he güzelim çek, ama bildiğini oku taktiği gütmüş. kendi yayın ve yazı anlayışını da devam ettirmiş.

bence bu konuda haksızca üzerine gidiliyor.
eksik veya yanlış olan açıklar.
neden mi;
kuzey anadolu fayı 99 da yalova çınarcık açıklarına kadar kırıldı.
şimdi diyor ki avcılar- silivri arası kırılacak.
peki çınarcık- avcılar arası ne olacak? orası da ayrı bir depremle mi kurulacak?
tarihe baktığınız zaman ortalama 100 yılda bir 6.5-7 ve 250 yılda bir de 7 üzerinde şiddetli deprem oluyor.
düzce- yalova
yalova- avcılar
avcılar-saros gibi yaklaşık olarak üç parça belirleyebiliriz ve bu üç parça da 7 üzerinde deprem yaratabiliyor.
ortalama 100 km civarı kırılıyor bi seferde.
bahsettikleri avcılar silivri arası parça çok küçük.
konuyu açan yazara katılsam da merak ettiğim bir şey var.

dün özellikle türk telekom da yaşanan ulaşılamama sorunu sadece bireyler arasında değil mi?
yani telefon hat alamayınca “sadece acil çağrılar” yazıyorya hani. acil aramalar da mı yapılamıyordu dün? denemediğim için bilmiyorum.

bu noktada çözüm insanların aramasını engellemek değil( ki öyle söylense de engel olunamaz tamamen) şebekelerin acil çağrılara (112,155 vs) maksimum öncelik verip bunarama varsa dedesiyle, bibisiyle konuşanı gerekirse hattan düşürmesidir.

ama dün yaşanan sorun belli ki daha ciddi bir sorun. gece 1 de kimse kimseyi aramıyor neredeyse,zaten deprem geçmiş birmiş telefon hala çekmiyor.
#94251165 nolu entrymdeki kehanetim doğrultusunda giden olay.

bu tip hizmetleri alıp da memnun olacak adam sayısı bayburt kadar lan bu ülkede. şark kafasıyla garp işi olmaz bu ülkede. uber uber diye yanıp tutuşuyordunuz, paket edip gönderdik amk. yurtdışında tinderla sikmediğim karı kalmadı, türkiye’de lololo yapıyorlar diyen sizsiniz.

hadi göreyim ben kamil koç’un dönem sonu hostsuz eskişehir-izmir seferlerini. 2 kaptan 1 muavin 1 hostla başa çıkamıyorduk amk yolcularla. kızın boyu 1.48, 4 tane 1 metrelik bavulla gidiyo eve. orta kapıyı iptal edip oraya komple bavul yığdığımızı bilirim. “ay benim bavulun üstüne bavul koymayın” “ay kedimi nereye koyucam” falan fıstık; aydın, üniversite öğrencisi dediğiniz adamlar bile bıçak çeker birbirine.