Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
8 mart dünya kadınlar gününü ben kutlamıyorum.çünkü ortada kutlanacak böyle bir gün yok, saptırılmış, amacından çıkmış bir günü kabul etmiyorum.8 mart 1857 yılında yanarak ölen emekçi kadınların anısına, 1910 yılında öneri üzerine kabul edilmiş bir gün, nasıl olmuşta kutlanması gereken bir gün haline gelmiş anlayamıyorum. ölmüş insanlar yahu, hem de yanarak ölmüş !..neyi kutluyoruz.alışveriş merkezlerinde "kadınlar günü indirimi" yazıyor.evet, tekstil firmasında yanarak ölen kadınların anısına, tekstil ürünlerinde % 30 indirim !.. şaka olmalı.
aklıma geliyor, mesela şöyle bir şey olabilir mi ? 13 mayıs 2014 te soma'da tam 301 erkek feci şekilde can verdi. ve 13 mayısın dünya erkekler günü olarak ilan edildiğini düşünelim. bundan yıllar yıllar sonra da avm'lerde, sokaklarda, meyhanelerde veya sosyal medyada "dünya erkekler gününü" kutlayalım. olmadı değil mi !..yani bugün bir kutlama günü değildir.fakat bir anma günü olabilir. o gün o tekstil fabrikasında yanarak ölen tüm kadınları anma günü mesela. ya da toplumda baskı ve şiddet gören, ezilen, dışlanan tüm kadınları anma günü !.. tüm hanımların önünde saygı ile eğiliyorum ve tüm anaların yüreğinden, ellerinden öpüyorum.
üstün dökmen'in okumadığım kitabı azdır. programlarını da izlerim. başörtüsüne karşı olmadığını çok iyi biliyorum. hoca'nın dediğini anlamayan insanların iq seviyesi de ayakkabı numarasını geçmez.
bide sanki milletin kafasını kolunu bacağını kesen bunlar değilmiş gibi eski yaşantıma dönmek istiyorum demiş. telefon alıp satıyormuş ona devam edecekmiş, ve bu durumun mümkün olduğunu bilmek bile beni korkutuyor. olmaz öyle şey ahahaha diyememek bile çok korkunç.
öğretmen olmadan önce 9 ay dağlarda gezdim. merak etmeyin dağda gezenin götüne iğne batmıyor. uzman çavuşların da memleket sikinde değil. aldıkları paraya bakarlar. hepsi 7 sene kalıp parayı vurup bırakmak derdinde. ne dalaveralar dönüyor bu askerimsilerde bilmezsiniz. kendi canına bir şey olmasın diye yeni gelenleri öne sürerler. bir şeyi de abartmayın. yok canını koyuyormuş falan. he amk. hepsi öleyim diye gidiyor.
olm bi anımı anlatıcam. anı ne alaka lan demeyin, çok alaka.

1995 yazı, liseden mezun olduk. dedik interrail ile avrupasına gidelim, gittiler de. yunandan başladık, italya belçika hollanda gezdik. son durak paris, oradan uçakla dönücez vatanımıza.

geldik parise, bi hostel bulduk. 3 gün kalıcaz, sonra dönüş. hostel ama bi sor nasıl hostel. iti bağlasan durmaz. 5 erkeğiz, küçük bi bölük yani. odamız koğuş stayla, hijyen fransız ihtilali sırasında giyotinle gebermiş ve bi daha gelmemiş. değil hostelde, mahallede bizden başka beyaz yok. bilen bilir, fransızın zencisi yaman olur.

yattık artık el mahkum, havlu mavlu serip yataklara. zenciler beyaz gödlerimizi sikmeye gelirse diye kapı koluna bardak koyup, ellerimize jilet alıp girdik yataklara. jiletler kendimizi korumak için değil, bardak kırılma sesini duyunca bileklerimizi dikine kesmek için. kurtulamazsın yani, kasmanın anlamı yok. neyse, hakka yürümeden geçti gece. dedik lan son iki gece, paraya kıyalım güzel bi otele gidelim. gittiler de.

lan otelde pay tv var. porno la porno. 146 ile internete bağlanan nesiliz olm biz. bi kuku fotosu 38 dakikada yükleniyordu o zaman. hey yavrum hey. 3 dakika beleş, sonra şifre giriyo. 5 kişi, 3 oda ayarlamıştık. birimiz çok zengindi, o tek oda tuttu yavşak. ilk gece pornomuzu bilinçsizce 3 dakika olarak izledik. ikinci gece plan yaptık. her odada üçer dakika izliycez. ha, saat onikiden sonra da yine üç dakika hakkın var bu arada.

11:50 de başladık. 3 dakika izleyip öbür odaya koşuyoruz. orada bitiyor, yaldır yaldır öbür odaya. zenginin oda üst kat amk, topuklarımız götümüze vuruyor. onikiyi geçince bi daha, haydi oradan aşağı. 18 dakika porno izlemiştik bu planla, hayatımda hiç bu kadar organize bir olaya dahil olmadım bir daha.

konu neydi lan, haa meme ucu. işte bu meme ucu bana o yokluk günlerimiz hatırlattı, onu diycektim lan sadece :(

mona lisa tablosu da göt kadar bi şeymiş bu arada, insan büyük bi resim bekliyo.
umarim bir gun boyle bir duruma dusersem "amaan cocuktur ne olacak" diyecek kadar zengin olurum veya bunu diyebilecegim kadar sevdigim birini tanirim.

bunun dogrusu o ailenin parayi her kosulda odemeyi teklif etmesi ve elinden geldigince (taksit taksit de olsa) odemesidir. aksi dusunulemez bile.

aksi durumda hem parayi isterim, hem de iliskimi tamamiyle keserim. cocugun ebeveynlerinin boyle bir durumun uzerine toprak atacak rahat olmasi rahatsiz edici cunku.

edit: imla
aslında itiraf edeceğim bir şey yok sadece yazmak içimi dökmek istedim ben 10 yaşındayken annem vefat etti babamda 2 ay önce vefat etti yaşım o kadar büyükte değil yani şimdi düşünüyorum halime bakıyorum sonra milletin derdine bakıyorum ister istemez küfür edesim geliyor nedense hala babamın vefat ettiğine alışamadım sanki gezmeye gitmiş de gelecekmiş gibi bide bazen şey oluyor annem geliyo aklıma diyorum vefat etmeseydi yaşasaydı vayy be annem olcaktı kardeşim olcaktı filan sap gibi kaldım şimdi tek başıma milletin anası babası kardeşi var herkes birbirine destek oluyor çok geriden başladım hayata aq
gözünüzde büyüttüğünüz real sezon içinde buducnosta aynen bu şekilde yenilmişti. barçaya da 4 maçın 3 ünü kaybetti. sadece şu maçı baz alıp biz bu reali nasıl eleyeceğiz diye moral bozmaya gerek yok. obradoviçin tepkilerini izleyince biraz da realin zehrini akıtmasına izin verdi sanki. olası bir real eşleşmesinde belki de bunun avantajını kullanırız. nazar boncuğu olsun.
amele pazarı başlıklardan biri. benim o beni al, hayır benim, 3 santim uzunum 5 santim kısayım beni al.

çabanızı takdir ediyorum ama sözlüğün bu iş için doğru bir yer olup olmadığından emin değilim. bir erkek olarak hepinize inanıyorum ama çevreye güvenmiyorum:))
netlik seven bir insan olarak hayatta yapmayacağım eylem. saatin belli, iznin belli, çalışma standartın belli. hayatında anlamsız sürprizlere gerek yok. kurallar var bir kere, bundan daha güzel ne olabilir ki. sıkıcı memur hayatıma bayılıyorum :)
kendini geliştirmek isteyen iddia edildiği gibi %5 ise, aydınlık günler bizi bekliyor demektir. türkiye'de 20 milyon civarı gencin %5 i, 1 milyon genç yapar. kendini geliştirmeye çalışan 1 miyon genç bu ülkeyi müreffeh seviyeye çok rahat çıkarır.
3-4 yıl öncesine kadar uber cool bir kadınken, tam da kariyerinin zirvesinde bitik bir kezbana dönmüş kişilik.
makul şüphenin sınırlarının çizilmediği ülkede "hayır memur bey, arayamazsınız" cümlesini şüphe unsuru sayarak göz altına bile alabilir. nerede yaşadığınızı unutmayın sevgili kelebekler.
hala şokunu atlatamadım. belki biber gazına katlanabilirdik ama o hengame, o dar alana sıkıştırılmak, bir yanda açılmayan barikat diğer yanda polisin biber gazı atmasıyla haklı olarak çıkmak isteyen insanlar, yere düşmesin diye herkesin birbirini tutuşu, ben ağladıkça beni sakinleştirmeye çalışan tüm kadınlar, nefes alabilmek için kendimi yukarı çektikçe boğazımın daha da yanması, kaburgalarımda hissettiğim baskı, ayaklarımdaki ezilmeler... asla unutamayacağım hiçbirini.

sadece yürüyecektik.
az şöyle geriden bakalım.

1- bugünü "emekçi" tekeline almaya çalışan, inatla kadınlara ne yapacağını söyleyen ve buna rağmen kendini "lümpen, sağcı" erkeklerden çok çok farklı sanan "solcu" erkekler. lütfen şöyle az kenara. hele size itiraz edince bana marksizm, clara zetkin filan anlatmanız aşırı komik. size sizden daha iyisini anlatabilirim çünkü. "emekçi demiyorsa bilgi eksikliğindendir" argümanınızı alıp çöpe atabilirsiniz, mersi. her kadının günü. hoşlanmadığım(ız), siyasi görüşünü beğenmediğim(iz), dibine kadar sağcı kadınların da günü bugün ve onların da günü kutlu olacak elbet.

2- "bugün çiçek böcek günü değil yeaa", "bugün kutlama günü değil yeaa" evet sadece bundan ibaret olmamalı, ama biraz da bu olabilir, yeter ki özü kaybolmasın. yani tutup çiçeksepeti'nden orkide göndermeye bence de gerek yok, ne münasebet? ama ucuz ve bayatın bayatı piyasa eleştirileriniz hakikaten sıktı. nasıl da sıkılmıyorsunuz sakız gibi çiğnemekten bunları. en komiği, normalde gayet kapitalist adamlar bile başımıza solcu kesiliyor bu gün olunca! ay canım ya, diğer günlerde işçi hakları konuşulurken hiç görememiştik seni, sen o gün sağcıydın da olay 8 mart olunca mı solcu kesildin? bu resmen "kadınlara laf çakabilmek için gerekirse her koyunun postuna girerim"cilik.

3- keşke "we want bread, but we want roses too" diyen kadınların ne demeye çalıştığını anlayabilseydiniz! keşke bread and roses filmini hakkını vererek algılayabilseydiniz (ay çeken de çok solcu abimiz ken loach'tu, izlemediniz mi, yoksa izleyip de anlayamadınız mı? vah vah!) size yaranmak için illa acıların kadını olmamız lazım. hadiniz ordan. hayatın tadını çıkarmaya herkes kadar hakkımız var. kurumsal firmalarda toplu çiçek alımı yapılıp dağıtılmasından bahsetmiyorum, ama gerçekten içten gelerek alınan bir dal çiçekten irrite olmak bayaa bayaa sevgi ve şefkat yoksunluğu. normal bir günde de bazen sırf bir arkadaşımızın yüzünü güldürmek için bir sümbül alıp elinize hiç mi gitmediniz siz? eğer ikisi arasındaki farkı ayırt edemiyorsanız, o sizin muhakeme yeteneğinizin eksikliğiyle ilgili.

4- sonra "ay sakın kutlama yapmayalım"mış. neden af buyur? valla her 8 mart'ta bir sene daha kadın olarak şu ülkede hayatta kalabildim diye bile gayet kutlayabilir insan. bıktık asık suratlı solculuk anlayışınızdan. siz gidin onu kendi bıyıklılarınızla yapın. bize de kafanıza göre liboş dersiniz olur biter. sağcısı bana "radikal", taş kafalı solcusu "liboş", dindarı "aile yıkan nifak", anadolucusu "dış mihrak", bilmem kim "pkk'li törörö" falan diyor zaten. kim umursar ki sizin ne dediğinizi? eğer doğru söylüyor olsaydınız, aynı anda hem radikal feminist hem liberal feminist olmam gerekirdi sdkfhskfhsk sırf bu bile hepinizin aynı saçmalıkta buluştuğunuzun göstergesi. yürüyüşüme de giderim, sistalarımla iki kadeh bir şey de içerim, bu günü kutlarım da. siz cenaze törenindeki levazımatçı gibi takılmak isterseniz sizin bileceğiniz iş. ben size zorla burçak tarlası söyletmiyorum, siz de bir zahmet sesinizi kısıp bana ne yapacağımı söylemeyin.

ben her yıl olduğu gibi pankartımı alıp 8 mart gece yürüyüşüne gideceğim, "kadın olarak" gece gece sokaklara döküldüğümüzü göstereceğim. pankartımı yeni şafak her yıl olduğu gibi ertesi gün "ahlak düşmanları" tadında haberleştirecek, aşırı solcu beylerimiz "clara zetkin'lerin torunlarına yakışmıyor bu şekilde 8 mart kutlamak" diye başka türlü bir ahlak bekçiliği yapacak feysbuk gruplarında, postlarında. e valla hepinizin köküne kibrit suyu, sizden korksak feminist olmazdık.

genellikçe daha genç yaşta, bazen de sınırlı desteğe ulaşabildiği ortamından dolayı, ister istemez kendini baskı altında hisseden, sağcı veya solcu etiketlere maruz kaldığında ses çıkarmaktan ürkebilen kız kardeşlerimi görüyorum. insanın kendini yalnız hissederken ses çıkarması gayet zordur. ucuz kahramanlık yapıp kır zincirlerini bebeğimler işe yaramaz öyle anlarda. bunu çok iyi biliyorum. ama kendinizi bu erkeklere laf anlatmak zorunda hissetmeyin ne olur. kutlayasınız varsa kutlayın, arkadaşlarınıza çiçek alasınız varsa alın. 60 yaşındaki, tüm hayatını feministçe geçirmiş annem iş yerine giderken içinden kadın iş arkadaşlarına bir dal karanfil götürmek geçtiyse, bu dallamalar "ama piyasa ama 8 mart ama zetkin hede höde" diyecekler diye bundan imtina mı etmeliydi? ay daha neler! gülüp geçin böyle şeylere. "yav he he" deyin hatta, laf bile anlatmaya tenezzül etmeyin, bugün neşenizi bozamasınlar. (keşke bütün erkekler de korkmadan dostlarına bir dal çiçek götürebilseler "gey sanmasınlar bizi şimdi?" demeden) eğlenesiniz geldiyse eğlenin, bu levazımatçı suratlıların ağzına laf veririz filan diye korkmayın, biri bir insana saldırmak isterse o lafı zaten bulur, üretir. hiç onlara karşı çıkmakla uğraşmayın, siz bildiğinizi okusanız yeter, böyle böyle görerek zaten öğrenecekler. (zaten nefesinize yazık!)

8 mart dünya kadınlar günümüz kutlu olsun.
dizinin her bölümünde bir saat boyunca nargile kafelerde tvde gösterilen alev videosu gibi sadece mordor ateşi gösterseler bile hayvanlar gibi izlenecektir.
videodaki sosyopatlarin kendini ifsaladigi baslik. eksinin icine dustugu acinilacak hali gozler onune sermis video. savunulacak tek bir entry bile goremedim.

biz de kendi aramizda dile getiriyoruz fakat bizim dile getirdigimiz seyler cok daha masum kaliyormus. yazik, bundan sonra 2 kere dusunurum yazarim demeden once.
ekşi sözlüğün %95'inin aldığı maaş. kalan %5 üniversite öğrencisi. zaten onlar da mezun olur olmaz bu maaşla işe başlayacaklar.

ben mi? tabiki de bu maaşı alıyorum. sözlük yazarı olmak bunu gerektirir sonuçta.

edit: mesajlar geliyor. üniversitede part time çalışarak bu maaşı alan sözlük yazarları da varmış.
bu konuda yazılan en kapsamlı yazıya buradan uluşabilirsiniz.
derinkriz

en önemli yerleri aktarayım*

"nato’nun ve amerika’nın karşı oldukları konular

radara hiç görünmeyen, radar izi sıfır olan bir uçak yoktur. her uçağın çok az da olsa mutlaka bir radar izi vardır. basitçe örnek vermek istersek, f-22’nin radar izi bir arı kadardır. f-35’in radar izi bir kara sinek kadardır. asla açıklanmasa da, b-2’nin radar izinin bir sivrisinek kadar olduğu tahmin edilmektedir. yani kısacası, f-35’in çok az da olsa bir radar izi vardır. nato ve abd de bu radar izlerinin rusların eline geçmesini ve ruslar tarafından bilinmesini istememektedirler.

fakat türkiye’nin elinde f-35 ve s-400 aynı anda olursa, s-400 radarları, f-35’in yüzlerce binlerce farklı açıdan, tek başına veya 2’li, 3’lü, 4’lü halde, farklı irtifalarda, farklı meteorolojik şartlarda, akla gelebilecek her kombinasyonda, f-35’in radar izini kayıt altına alıp, bu radar izlerinin bakım için gelen rus teknisyenlerce kolayca kopyalanacağı ve neticede de rusya’nın eline geçeceğini düşündükleri için karşı çıkmaktadırlar. sorunun teknik yönü tam olarak budur.

israil f-35’leri ve rus s-400 radarları arasındaki ilişki

arkadaşlar, ülkemizde sıklıkla karıştırılan bir diğer konu da, suriye'de sürekli olarak operasyon yapan israil f-35a uçaklarının radar izlerinin, nasıl olup da bölgede uzun süredir görev yapan rus s-400 radarları tarafından kaydedilmediğidir. israil’in f-35’lerinin bulunduğu üs ile suriye arasındaki mesafe çok daha fazla değildir. yani üs rus veya suriye radarlarının menzilindedir.

bir nato üyesi olan türkiye'de s-400 sisteminin varlığının yaratacağı sıkıntı, neden suriye'de yaşanmıyor diye soran okuyucularımız için yazıyorum.

suriye/rus radarları bir şey görüyorlar, bir iz elde ediyorlar tabi ki. ancak, bu izin hangi şartlarda nasıl böyle olduğunu bilmiyorlar.

şöyle örnek verirsem daha iyi anlatırım sanırım. diyelim siz evde oturuyorsunuz ve uzaktan şarkı söyleyen bir adamın sesi geliyor kulağınıza. bunu kaydediyorsunuz. hatta diyelim ki, bir şekilde o adamın adının ahmet olduğunu da biliyorsunuz.

şimdi siz bu sesi duyuyorsunuz ama, ahmet’in hangi ahmet olduğunu, o sesin ahmet hangi uzaklıktayken size o kadar geldiğini, rüzgar arkadan mı esiyor, yoksa karşıdan mı, ahmet 1.85 boyunda mı, yoksa 1.60 mı bilmiyorsunuz. hatta ahmet isteyerek şarkı mı söylüyor, yoksa birisi kendisine silah zoruyla zorla şarkı mı söyletiyor veya sağ elini kulağına dayayıp, kafasını kaldırınca mı o tonda çıkıyor, yoksa yerde oturur pozisyondayken mi bunu da bilmiyorsunuz. hatta şöyle düşünün, ahmet sizi kandırmak için belki de özellikle, karanlıkta kendi ağzına helyum gazı sıkıp öyle şarkı söylüyor ama aslında ahmet’in gerçek sesi çok farklı!
ikisinin de kontrolü aynı yerde olunca…

elinizde sadece bir ses var ama, o ses hangi durumda, nasıl çıkıyor bilgisi yok. oysa bu s-400 ve f-35a aynı anda aynı yerde olunca, elinizde on binlerce ne olduğunu net olarak bildiğiniz ses kütüphanesi olacak. yani ahmet koşarken böyle türkü söylüyor, duş alırken arya okuyup, aşk acısı çekerken nasıl arabesk söylediğini bileceksiniz.

aynı şekilde, suriye’deki rus radarları da, havada bazı izler görüyorlar mutlaka. ama, bu izlerin hangi uçağa ait olduğunu veya o uçağın hangi yükseklikte, hangi açıda uçtuğunu bilmiyorlar. o yüzden de hiçbir şeyden emin olamıyorlar.

zaten israil, suriye’de operasyon yapacağı zaman, hemen hemen her seferinde f-35a uçaklarına reflektör denilen parçalar takıyor. bu sayede f-35a uçağının radar izi çok büyüyor ve radarda kolayca görünür hale geliyor. israil bunu özellikle yapıyor. yani f-35a uçağının gerçek düşük radar izini rus radarları yine öğrenemiyorlar. bu sayede, yoğun bir savaş ve çatışma durumunda, israil f-35a uçaklarının üzerindeki reflektörleri çıkararak, görünmeden operasyon yapabilecek bir şekilde uçağın gerçek radar izini gizlemiş oluyor."

özetle türkiye'ye f35 verilmesi projeye büyük zarar verebilir ve bu durumda üçe beşe bakmazlar. ya adamları ikna edip uçakları hep yansıtıcılar açık kullanacağız ya doğuda f35 batıda s400 kullanımı gibi bir şeye ikna edeceğiz yada f35 + patriot teklifini kabul edeceğiz.
adamlar tum dunyada egitimde 1 numara olan modeli getirdikten sonra dunyada 1 numara olamadiklari (belki onlarda da ilk 10dalardir) diger sosyal alanlarda yapacaklari iyilestirmeleri yerine getirememe uzerine istifa ediyorlar.

bunu bizim ozumseyip anlamamiz 23. yuzyilda olabilir anca.