Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
diplomaya falan gerek yok.

1) bir yarışta ikinciyi geçen kaçıncı olur?
2) üç tane komşu ülke sayınız?
3) türkiye'nin başkenti neresidir?

şu üç soruyu cevaplayabilene oy kullandırsalar ona bile razıyım. kısacası kafasının içinde beyin var mı yok mu test edelim yeter. ülkenin geleceğini belirleme görevi verdiğin adamda en azından birazcık da olsa beyin fonksiyonu olmalı değil mi?

oysa ben ülkede %52,59 insanda beyin yerine içi su dolu balon olduğuna eminim. neden 52,59? hiç öylesine attım.
kompleks bozukluğu yaşayan, kişilik problemleri olan maraşlı ve müşteriyim param var istediğim gibi davranırım zihniyeti birleşimi.

bahsi geçen piazza avmnin bir mağazasında öğrenciliğim sırasında çalışmıştım daha önce. bu tarz oluşumlar sık sık gelir, ego tatmini bekler... bir de çalışanların gözünden bakmak lazım.

benim de yaşadığım bir olayda;
kredi kartı ile alışveriş yapmış bir hanımefendi, aldığı ürünü iadeye getirmiş para iadesi istediğini söylemişti. şirket prosedürleri nedeniyle kredi kartı ile yapılan alışverişin iade tutarını nakit olarak tarafına veremeyeceğimi, kredi kartına iade yapabileceğimi oldukça basit bir dille izah ettim. kartını vermeyeceğini söyledi. bunun üzerine mağazamızda adına bir sanal kart oluşturabileceğimi ve iade tutarını bu karta yatırabileceğimi söyledim. sanal kartı hem mağaza hem de onlineda kullanabileceğini söyledim. hanımefendi bunu da kabul etmedi. iade yerine değişim yapmasını önerdim. yine kabul etmedi. para iadesi istediğini söyledi. müdürümü arayıp konuyla ilgili inisiyatif alabilir miyim diye sordum, müdür kredi kartı ile ödenmiş ürünün nakit iadesini kendisinin de yapamayacağını, bununla ilgili inisiyatif kullanılamayacağını, müşteriye karta iade yapmamı söyledi. yeniden müşteriden kartını istedim ve bana sen kim oluyorsun da benim kartımı istiyorsun diye ani bir şekilde yükseldi. önce nezaketle durumu idare etmeye çalışsam da, “ben bilmem ne bilmem ne’nin kızıyım, kovdururum seni” seviyesine düşünce ben de biraz çirkinleştim haliyle... varoluşsal problemlerini para gibi unsurlarla örtmeye çalışan zavallılar bunlar. ne yazık ki adı geçen şehirde sayıları çok fazla...
önceleri yabancı sermaye gelsin diye kırk takla atanlar şimdi zaten ihtiyacımız yoktu güle güle ayağı yapıyor. ulan ne komik adamlarsınız.

hani sanki mesele sadece tchibonun çekilmesiymiş gibi. valla ben bunlar kadar yüzsüzünü görmedim.

ayrıca kahveleri çok lezzetliydi.

edit: umarım dedikodudur.

edit2: dedikodu imiş.
gerçekten laf anlatılamıyor.

özellikle şehirde yaşayan sokak kedilerinin yeri evdir. neden mi? doğal ortamları afrikanın savanlarıyken tarım toplumları oluşturmaya başlamış insanlarla etkileşimleri sonucunda medeniyetin bir parçası olmuş ve buna göre evrimleşmiş/gelişmişlerdir.

hala tarımın yapıldığı yerlerde dışarıda olmaları elbette evcilleştirlmeye başlandıkları amaca da, kendi tabiatlarına da daha uygundur. ama malesef şehirlerin sokaklarında bulunmaları, binlerce yıldır insanlara bir şekilde yardım eden bu hayvanların insanlık tarafından ihanete uğramasıdır.

sokağınızda yıllarca aynı kediyi görüyor olabilirsiniz ama bir sokak kedisinin ortalama ömrü altı aydan bile azdır. evde sağlıklı bir şekilde bakılan kedi ise doğadaki yaşam süresi kadar, yani 20 yıla kadar yaşayabilir. sadece bu bile hangi ortamın onlar için daha uygun olduğunu gösterir.

kendi kişisel tercihlernize göre genel bir ahlak/vicdan/değer yargıları oluşturmaktan vazgeçin ve gerçekleri görün. bu sizin kendi tercihinizdir ve genel doğru değildir.

kedi olan evde yemek yemek istemiyorsanız bu sizin tercihinizdir, buna ben de saygı gösteririm; ama "evde kedi beslenmesi hayvana eziyettir" gibi cümleler kurup saçmalamayı kesin artık. hayvanı sokağa atıp göz göre göre ölmesini kabul edecek kadar cahil değiliz. bu konuda bilginiz yokken maşallah fikriniz ve zikriniz bol. hayatta kedi bakmamış ahkem kesiyor uzaktan dingil. siktirin gidin lan yettiniz be.

bunlardan biri de benim evime misafir olamaz en başından misal.
el verip yetiştirilmesi kazanılması gereken bir çocuk. çoğu o yaştaki akranı oyun oynamaktan beyni yanarken sistem hacklemeyi başarmış.
el verip yetiştirilmez ise kayıp olacak bir çocuk.
edit: açıklama gelmiş
link
edit 2 : bazı arkadaşlar mesaj atıyor hakaret ederek vs tek tek yazmayacağım bakın arkadaşlar dostlar kardeşlerim insan denilen varlık ne verirsen onu yer sen bu çocuğu ( ilk haberdeki durumdan örnekle yola çıkarak yazıyorum ) egitemezsen vatanına milletine faydalı bir hale getiremezsen 5-10 sene sonra ikinci bir tosuncuk olur çıkar.
bu memlekete bol bol dexter lazım. çözüm bu.

yoksa bu iş paşazade vekillere bakanlara kalırsa, daha çok hayvan telef olacak.

edit: evet arkadaşlar dexter, bu işlere hayvan öldürerek başladı, ama anlatmak istediğim o değil. hayvan öldürenleri harcayacak biri lazım. dexter tarzı iş yapacak tertemiz.
amq çok bilmişlerde damlamış hemen... metal müzik rock müzik türü imiş, heavy metal müzik rock müziğin alt türü imiş filan fiş mekan... sikimin kurma kollarına bak yaaa! birazdan kanıtlayan belgelerde paylaşırlar aq... olm, rock ve metal ve türevlerini dinliyorum de geç işte ne kasıyosunuz aq?
parayı nereye harcayacağını şaşırmış araplar için gayet yerinde bir yolma taktiği. hem yemeğini yiyorsun, hem 80 kadın var hem de üzerine para alıp ülkene dönüyorsun. boşuna duyar kasmaya gerek yok eşek olursan semer vuran çok olur. afiyet olsun..
43 yaşıma geldim her şeyi çözdüm zart zurt dedim ama aşırı aşık olup yamuldum, ha niye yazdım kamu spotu olsun aşkın yaşı yok her yaşta yamultacak bir gücü var tedbirinizi alın.
aracın bir kaza anında hava yastığı açılması gerekirken açılmazsa nasıl rezalet oluyorsa bu da teknik olarak öyle bir rezalet.

aracın özelliklerinde belirtilen bir özelliği çalışmamış durumda,
bunun disk sensörü gibi hayati önem taşımayan bir özellik olsa daha bu rezalet olmasını değiştirmez.

her hangi bir ürün alıyorsunuz ve ürün özelliklerinde olan bir özellik çalışmıyor bu rezalet değil midir ?

edit : olay 100 lira fazla vermek olayı değil, aldığınız bir ürünün ozelliğinin belirtiken şekilde çalışmaması olayı.
siz zaten balata sensörü var diye o kadar yüksek para verip alıyorsunuz arabayı e bi zahmet o sikindirik sensör çalışsın değil mi ? 10.000tl iphone alıp yakınlık sensörü çalışmazsa ufacık bir sensörü mü dert ediyorsunuz diyeceksiniz ?
8 kişiye 1 kişi olarak mücadele veren benim, yıllar önce bir dayak yiyişim vardı ki... çok şey öğretti o dayak bana. 2 metrelik ve 160 kiloluk bir arkadaşında olsa, sakın ona güvenme. seni hemen satabilir. vücutla, kalıpla bir ilgisi yoktur kavga etmenin. kavga etmek gerçekten beyin (yürekte biter demek çok kro işi geliyor) işi. 8 kişiden ancak 2 kişisine zarar vermiştim. sonrasında bir güzel çok fena dayak yedim. taa 17 yaşımdayken. klasik omuz atma mevzusu :)) aynı elemanların birkaçıyla seneler sonra eczanede karşılaşıp, aga nasılsın? iyi misin? muhabbeti yapmıştık.. adamlar özür dileyip çay ısmarladılar bir de amk :d
çok çok uzun süredir turkcell müşterisiydim. faturama ek 2 telefon aldım, 14 ay düzenli 200 lira civarında fatura ödedikten sonra 15. ay faturayı ödeyemedim, son ödeme tarihinden 10 gün sonra iki hatımın da internetini kesip aramaya kapattılar. sadece 1 fatura, 10 günlük gecikme... defalarca kendilerini arayıp bir sonraki ay zaten ödeyeceğimi söylediğim halde açmadılar, ben de numaralarımdan birini kapattım, diğerini de vodafon’a geçirdim. şimdi turkcellde olsan sana 3 haneli fatura gönderecekleri paketlere vodafon’da komik rakamlar ödüyorum. turkcell bu kafayla giderse daha çoook müşteri kaybeder, kaybetsin de zaten...
çünkü seks seks amacıyla yapılmıyor. insanlar acaba iyi mi , erken mi boşalacak , geç mi gelecek , beni tatmin edecek mi yoksa kendi işini bitirip yatacak mı tavırlarıyla işin içinde bulunuyorlar .
bunca düşünce arasında yaptığınız hiçbir şeyden zevk alamazsınız. çok normal . salın biraz sadece karşınızdakine ne kadar değer verin ve akışına bırakın . eminim her şey yoluna girer.
uygurların ayrılıkçı bir kalkışma içerisinde oldukları iddiası yalan. aralarında tabi ki radikaller var ama yüzdeye vurursak ayrılık isteyen kürt’lerin yüzde biri bile etmez.

uygurların silah alıp ayaklandıklarını iddia edip kürtlerle paralellik kurmak da maksatlı bir çıkarım. uygurların elinde ateşli silahlar yok. aralarındaki radikallerin terör eylemlerinde bile sadece ekmek bıçağı kullanıldı.

peki çin ne yapıyor, bir de ona bakalım. en başta, uygurların dinlerini icra etmelerini engelliyor. bu bizim sağcıların piyasaya sürdüğü, chp camileri ahır yaptı yalanları gibi bir yalan değil, belgeleriyle dünyanın gözü önünde gerçekleşen, çin’in de inkar etmediği bir şey.

çin başka ne yapıyor? sincan özerk bölgesine çinli yığarak uygurları kendi ülkelerinde azınlık haline getiriyor. neredeyse her metrekareye bir cctv kamerası yerleştirip, sofistike yüz tanıma sistemleriyle her bir uyguru günün 24 saati adım adım izleyerek tüm yaşamlarını kaydediyor. uygurların toplu halde bulunmalarını yasaklıyor, her bir uygurun her türlü aktivite için güvenlik noktalarından geçmelerini şart koşuyor. uygurlara seyahat yasağı getiriyor.

hepsinden beteri, kanıt, mahkeme vs. aramadan bir milyonun üstünde uyguru sırf şüphe üzerinden eğitim kampı denilerek maskelenmiş toplama kamplarına tıkıp dışarıyla bağlantılarını kesiyor. yeterince iyi vatandaş olmadıkları için hapsedilen bu bir milyonun üzerinde uygura zorla iyi bir komünist olma, partiye hizmet etme ve çinli olma eğitimi veriyor. tabi içeri girenin kolay kolay sağ olarak dışarı çıkamadığını belirtmeye ihtiyaç yok.

çin yönetiminin uygurları hedefe alıp cezalandırması yeni bir şey değil, ancak 11 eylül 2001’den sonra eskiden milliyetçi/ayrılıkçı olarak yaftalayıp bastırdıkları uygurları, artık cihatçı diye yaftalayarak, batının gözünde bu baskıyı daha kabul edilebilir hale getirmeyi seçtiler. bu da bir ölçüde işe yarıyor. örneğin abd’de, kendi partisinin mensupları bile çin’in uygurları toplama kamplarına tıkmasını protesto ederken, ezilenler sırf müslüman oldukları için, halihazırda çin’le ticaret savaşı sürdüren trump uygurların adını ağzına bile almıyor.

tabi bu demek deği ki batılı ülkeler bu duruma gözlerini kapıyor. batı basını ve yöneticileri uygurlar üzerindeki ırkçı baskıyı bizim basınımız ve hükümetimizden çok daha fazla dile getiriyor. keşke bizimkiler de günlük çıkarları bir kenara itip en azından göstermelik de olsa bir protestoda bulunabilseler.
alt dudağını siktiğim. ya ben bienvenüler, güizalar, emenikeler izledim bana koymaz hiçbir şey diyosun. bulup yine getiriyorlar daha kötüsünü. nasıl bir kumpasa düştük bir böyle anlamıyorum ki arkadaş.
a haberin teyzeyi bulmak için uğraşmasına gerek yoktu!
sokağa çıksaydı o teyze gibi onlarcası vardı.

pazar alışverişinden dönen bir teyze ile yapılan sokak röportajı.

+ yerel seçimlerde kime oy vereceksiniz.
- ak partiye.
+ neden?
- her şeyimiz çok güzel. chp zamanında sıra bekliyorduk...
+ elinizdeki poşetler ne kadar tuttu.
- 200 tl.
+ çok değil mi peki!
- valla çok! her şey pahalı! el yakıyor!
+ system error

bu teyzelerin hepsi aynı...
çok çok mantıklı fikir. sonra gidilsin marketlerle konuşulsun. ardından otomobil fiyatlarında tavan belirlensin. ekmek 50 kuruş olsun. sonra ver elini venezuella heyooo!

tanım: serbest piyasa ekonomisinin ne olduğunu bilmeyen yazarların talebini dile getirir başlık.

edit1: bir de ölün demişler. bu ülke dibi görmeden insanların kafası basmayacak belli oldu. tam gaz devam.
altında hala vizyon falan diyenler var cidden hahahahah. şu vizyonu hakikaten merak ediyorum, genç topçu mu? ferdi geldi, maça çıktığını görmedim. berke 7. kaleci, barış malatya'ya gitti, takım premier lig'de tutunamayanlar karması amına koyim. yeni altyapı sistemi mi? hiçbir yatırım duymadık. alt branşlara ek kaynak mı? hayır. ne amına koyim vizyon? drone'la antrenman izlemek mi? lan milletin zengini spacex, tesla vs takılıyor, bu tip futbol kulübü başkanlığına talip, ne vizyonundan bahsediyorsun?

tanım: milletin olmak istediği babadan aşırı zengin, yakışıklı, avrupai ve soyadı güçlü birey. bu yüzden 3. dünya ülkelerinde bu adamlara tapılır.
ılk 11 e girdiğini görünce sevinmeyen besiktasli yoktur herhalde. canla başla oynuyor, şimdi de haftanın golüne aday olacak mükemmel bir gol attı.
say, truva sonatı’nı çalmayı bitirdiğinde salonda ilk olarak erdoğan ayağa kalkıp ayakta alkışladı. daha sonra bütün salon ayağa kalktı. hangi görüşten olursanız olun müthiş duygusal bir andı. iki tarafın bu kadar samimi şekilde bir araya geldiği belki de ilk andı. boşuna demiyorlar “dünya’yı müzik kurtaracak.” diye. ihtiyacımız varmış.
doğu toplumlarında geçerlidir. bireye bilgisi, tecrübesi, karakteri, tercihleri, dünyaya bıraktığı değerleri için saygı duyulur, sadece yıl olarak fazla yaşamış olduğu için değil. ama türkiye'de, ortadoğu'da bu yaşlının hükümdarlığına dönüşür. karşısındaki, toplumda beraber yaşadığı genci kaale almaz, "senli benli" konuşur, her konuda ahkam keser, kendinde her türlü şeyi yapmaya hak görür, otobüste oturan genci de dürterek "baban yaşında adamım kalk da bana yer ver" diye kaldırır, oğluyla evlenen geline eziyet etmeyi "büyüklere saygı" anlayışının içine alır. siyaset yapanları da aynıdır; sırf yaşlı diye kendisini "bilge" zanneder oysa okuduğu yazdığı belli, tercübesi çoğunlukla sığdır ama yine de ne koltuğunu bırakır ne makamını.

birine sadece yaşından dolayı saygı duymamak ise o bireye saygı duymamayı, saygısızlık etmeyi gerektirmez. aksine. sadece yaşlı olanın elindeki gücü hadsizce kullanmasını engeller. yoksa toplumsal hayatta her birey bir diğerine saygı duymalı; sokaktaki simitçiye de, garsona da, doktora da, tezgahtara da, ev kadınına da, öğrenciye, gence de, çocuğa da.