Sık geçen başlıklar
süper baba.

ara sıra açar keyifle yine izlerim. eskilerin ne kadar kıymetli olduğunu, dostlukların gerçek anlamıyla dost olduğunu, mahalle kültürünü, paylaşmanın ne güzel bir şey olduğunu anlıyorsunuz. fiko'nun samimiyeti, ipeğin zarifliği, nihat'ın dostluğuyla içimi sıcacık eden o zamanlarda olmasam bile geçmişi özleten güzelim dizi.
kakalamak mı?

onca emeğini, zamanını vermişken bu sözleri işitmek ağır olsa gerek. belki o üşümesin, sıcak tutsun diye atkı örmeyi öğrenmiştir. çaba sarf etmiş, uğraşını göstermiştir. böyle bir emeği hak eden insana vermek en doğrusu, en güzelidir.

illa her şey maddi mi olmak zorunda? zırva egolarınızı tertemiz olan insan duygularıyla pisletmeyin. adamın asabını bozmayın.

şahsen, zincir bile atmayı beceremezken; sevdiğim adam için öğrenir, gözüm kapalı bile yaparım. çünkü bilirim ki mutlulukla takıp/giyecek ve doğru kişiyi sevdiğinden bir kez daha emin olacak.*
ben de eve gidenlerdendim fakat kaçmazdım. ders boş olunca müdür tarafından, "eve gidebilirsiniz çocuklar" sözünü işittiğim zaman çantamı apar toplar, doğruca evin yolunu tutardım. hele ki annemi görünce bütün çiçeklerim açardı zaten. onun da öyle. beni görünce sımsıkı sarılır, gülüşür, yanağımı sıkıp kocamana öperdi. bugünü de kutlar, evde malzeme varsa kek, yoksa da kekin kardeşini yapardık.

şimdi ne öyle bir karşılayanım var, ne bir annem var, ne de bir kekin kardeşi var.
en sevdiğim lâ'l olmuştur her zaman.

"bir çiğ tanesi
bülbülün çilesi
annemin sesiyle güne uyansam

bir turna olsam
yollara vursam
uçabilsem kendi semalarıma

ah şişede lâ'l
hem de ay hilâl
bir daha da görmedim öyle yazı"

ninni gibisin..
kalabalık bir ortamdaysa; derin bir nefes almak akabinde yine bir ufacik bir nefes almak ve nefesi yavaşça vermek. stresi ve öfkeyi bastırır.

yazmak; ne yazarsan yaz. sana ne iyi geliyorsa; ister küfür, ister motivasyon sözlerin, ister çok sevdiğin çiçeğini, ister yaşanacak onca şey varken yaşayamadigin onca şeyleri yaz.. içindeki kin, öfke, nefret ne varsa dök onları oraya; rahatlayacaksın, içini dökeceksin, arınacaksın..

ve hemen ne olursa olsun sinirlenme, koz verme. her şey senin için daha kötü olur; sesin titremeye başlar, aklında o kadar cümle varken hepsi uçup, 'medine'ye vardım' der. akşam başını yastığına koyduğunda "ulan keşke bunları da söyleseydim ya" dememek için; sakinliğini koru. yavaş, küçük adımlarla konuş ki bir sonra ki konuşmalarina da zemin hazırla ve bam baamm baaaam!*

şimdi nasıl varamadı medine'ye ama*
dersimiz atatürk

kuşadasında kipa da izlemiştik sınıfça. hatta filmi çok beğenmem sonucu babam resimli turgut özakman kitabıni almıştı bana. tek derdimin sbs olduğu yıllardi işte mutluydum..