Sık geçen başlıklar

yurtdışındakiler türkiye'ye dönmeyi düşünür mü 10

ekşi'de gör
hay size de yurt dışınıza da be. yazmayayım diyorum ama bu yurt dışındaki bazı malların şımarıklığından gına geldi artık. burada insanlar boğazına kadar derde batmış, ay dönmem ülke berbaaat yazdığınızda kendinizi tatmin olmuş mu hissediyorsunuz gerçekten? iyi biz battık bittik siz kurtuldunuz oh şanslısınız tatile gelir dövizleri harcar dönersiniz. tamam anladık yeter artık ya. öyle bir güruh var ki sanki bu ülkenin de bu ülkede yaşayanların da daha kötü duruma düşmesinden, burada kalanlarla aralarındaki farkın açılmasından içten içe keyif alıyor ve kendisini ayrıcalıklı hissediyor gibi.

not: gerçekten dert edenlere acıyı paylaşanlara değil burada şımarıklık edenlere öfke entrysidir.
donulur mu? bilmiyorum, cunku tam olarak gidilmis olunamiyor. belki de zaman geciriliyor bir gun donme ihtimalini beklerken. o hasretinle, kendi vatandasinla olmanin heyecaniyla, kaygilarinla, duygularinin anlam buldugu yerin neresine donulmez aslinda? ama ne kadar bizim ve bizden artik? ve donunce nereden ve nasil baslanir? ustelik herkes buralara yelken acarken...
her seye ragmen icindeki donme, orada olma istegini bastirmak cok zor. ulke yangin yeri onbes gundur yurekler gibi! ve buradan yasanilan uzuntu ne kadar paylasilabilir ve anlasilir olabilir? cogu zaman uzuntuyu yasamak bile baska dilde ve yureklerde zor. duygularin da dili var ve ne kadar ana dilin gibi olabilir!
ne maasi, ne parki, ne bahcesi, ne arabasi, ne yasam standardi, ne bilmemnesi: toprak bagrina basmiyor burada. yanciyiz belki de o kadar ve buna alisanlar ve duzen kuranlar var. fazlasi zor gercekten...
kullanamadigim turkce harflere de selam olsun bu yazida..
hayatta donmem. turkiye'deki sorun siyasi ve ekonomik bir sorun degil ki kulturel bir sorun. siyasi ve ekonomik olsa onlar bir sekilde duzelir zaten. ama bu kulturel sorunlari nasil asacagiz bilmiyorum. 100 yillik bir beyin yikama, egitim filan gerekiyor. bugun toplumun bir kesimi sabah aksam ataturk'e tapip osmanli'ya, islam'a filan kufur ediyor, diger kesim osmanli padisahlarina tapip ataturk'e, ideolojilerine ve bati'ya kufur ediyor. dolayisiyla turkiye'nin ikiye bolunmesi ve hatta birkac ayrilikci etnik grupla birlikte birkac parcaya bolunmesi lazim ki toplumda birlik, beraberlik olsun, kavga gurultu olmasin. yoksa bu sorunlar hayatta bitmez.

aradan yuz yil gectikten sonra bile hala turbani tartisiyorsak, hala faizi tartisiyorsak, hala kadinin konumunu tartisiyorsak, hala seriati tartisiyorsak bunun nedeni siyasi degildir, ekonomik hic degildir, basbayagi kultureldir, sosyolojiktir.

edit: bu arada seriati tartisiyorsak dedigim bu tartismaya cozum uretemememiz, daha dogrusu politika uretememiz. koyarsaniz seriat mahkemelerini, isteyen bastan kabul eder, ben burada yargilanmak istiyorum der, onlari orada yargilarsiniz olur biter. hibrit bir model. yoksa seriat iyi veya kotu demiyorum. ben laik bir insan oldugum icin ben yargilanmak istemem, islamiyetine guvenen varsa buyursun. benim icin hic sakincasi yok.
basit yanıtı olan soru: düşünür. her göçmen bunu düşünür. düşünmüyorum diyenler vardır muhtemelen, ama bu düşünmeme hâli de "pembe kaplumbağaları düşünmüyorum" sözündeki kadar düşündürücüdür bence.

bu satırların yazarı kısa ve uzun süreler almanya, portekiz, avustralya, abd'de yaşadı. yaşarken de sıklıkla dostlarını ve her geçen gün yaşanmaz hâle gelen ülkesini özledi. ama bu yazarımıza özgü de değil. bir haftada ana dili gibi yeni geldiği ülkenin dilini söküp ve bununla yetinmeyip türkçe konuşmayı unutanları ya da "hey dostum, ben göçtüm, hayat burda şahane, siz berbatistanlılar çok üzülüyorum size"ciler, beğeni, ilgi ve gıpta bekleyenleri bir kenara koyalım, yani koymayalım, aşağıda onlara da geleceğim... yani umarım gelebilirim...

şimdilik kendi adıma dürüstçe neler düşündüğümü yazayım:

dönme kararları zordur. ben bir kaç kere yaptım. döndüğünüzde bir sürü şey size batar. bir zamanlar alışkın ve aşina olduğunuz süründürme ilkeleri ve teknikleri size ters gelmeye başlar, buckingham sarayında büyümüş gibi tepeden bakmaya ya da tahammül edememeye başlarsınız pek çok şeye. ne midir bunlar? bir sürü şey, çoğunlukla basit müdahalalerle düzeltilebilecek, akılsızlıklar, adam kayırmacılıklarla, umursamazlıklarla olamamış şeylerdir:

- eve elektrik bağlatmak istersiniz, önce bir süründürülürsünüz. hadi elektrik kapattırmak istersiniz, süründürülürsünüz.
- çocuğu okula yazdırmak istersiniz, mahalle mektebi berbattır, özel okul fiyatları acıklıdır, öğretmen perişandır, milli eğitim allahlıktır.
- yürüyecek kaldırım bulamazsınız. yaya kaldırımından karşıya alman gibi geçmeye kalkar çiğnenirsiniz ya da şoför size küfreder, filan. ya da ölürdünüz. yani ben ölmedim ama ölen çok oldu.
- yaşamınız pamuk ipliğine bağlıdır, çocuğunuzun geleceğinden korkarsınız, bir hırsızlar iktidarında erdem ve ahlak erozyonundan huzursuzsunuzdur.
ve daha neler neler... daha onlarcası sayılabilir. ama zaten bunları ben göç ettim, kıskananlar çatlasıncı kitleler anlatıyor bunları. youtube, twitter filan bunlarla dolu.

bu bir kenarda dursun...

elbette sizi bir ülkeye bağlayan şeyler o ülkede yaşadığınız sorunlar ya da o sorunlardan kaçışlarınız değil. bu yukarıda bahsi geçen tipoloji de, geçmişine en küskün olan da gittiği ülkede yana yakıla kendi kültüründen gelen birilerini bulur. demek ki herşey arkada öyle kolayca ve ağız şapırdatarak anlatıldığı kadar kolay olamıyormuş. çoğunlukla 30 senedir abd'de, avustralya'da yaşayan insanların arkadaş kitleleri gene türkiyelilerdir. bütün gün "ay ne kötüydü" derken de, "aman abi çok özledim" derken de aslında çok benzer bir ruh hâlindedir herkes ve bir duygu bu insanları kuşatır: özlem. itiraf etmese de herkes özler. gurbet denen nane çok ilginçtir: türkiye'de birbirinden hiç hazzetmeyecek tipler bile birbirine bu ülkelerde yanaşırlar, kardeş oluverirler. bu biraz mecburiyetten olur, doğru; yani kendini güvende hissetme, özlem duyma gibi şeylerin dayattığı bir mecburiyet.

bu sadece bize has da değil elbette. yabancı ülkelerde gettolaşma, cemaatleşme çok yaygındır.

dönelim şu ben göç ettim, kıskananlar çatlasıncı kitleler denen hayvan türüne: yurtdışında yaşarken de, türkiye'de olduğum zamanlarda da bu insanlar beni fena hâlde rahatsız etti, ederdi, edecek, etmişlerdiydi. twitter'da, instagram'da mübarek bir küstahlıkla, üstten üstten sallarlar. köprüleri atmışlardır onlara göre... de attılarsa neden hâlâ vatandaşa kendi pembe kıçlarını göstermeye pek meraklıdırlar, bu bir panel konusudur.

galiba türkiye'den öğrendiğim en güzel şeylerden biri göz hakkı denen şeydir: birilerine ikram edemeyeceğin şeyi onların önünde yemeyeceksin! bu hayvan türü her türlü haltı herkesin önünde yemeye pek meraklı ilgi, onay, onore edilme, fişteklenme meraklısıdır diye düşünüyorum. sorsan: ben türkiye daha ileri gitsin diye dünyada gördüğüm güzel şeyleri anlatıyorum! hayır! güzel şeyleri anlatmıyorlar, tepeden bakıyorlar.

günaha giriyorsam affola...
çok eskiden soru başlığa cevap entry girince çaylak falan oluyordun hatta uçuruluyordun. işte türkiye’ye dönme isteğinin o “çok eski” de kaldığını hatırlatan soru cümlesi.
buraya yazan yurt dışında kim varsa aklından geçirir. çok kopmuş olsan burada yazmazdın neticede.

kur üzerinden millete şov yapmayın.

not: yurtdışındayım
turkiye derken ataturk un kurdugu ulke mi yoksa rte nin icine ettigi yeni turkiye mi?

ilki icin maalesef rte gittikten sonra bi 100 sene ortaligin toparlanmasi lazim.
bulundugum ulkenin pasaportunu aldiktan sonra calistigim sirketin turkiye ve ortadogu genel muduru olarak donmeyi dusunuyorum.

en buyuk sebebi ise istanbul’dan her ulkeye direkt ucus olmasi.

edit : baktim olmuyor geri donerim.