Sık geçen başlıklar

türkiye'den siktir olup gitmek 16

ekşi'de gör
“ bu sene 2 kez yabancı ülke vatandaşı olma fırsatım oldu ama yapmadım”

ne oldu, facebook’tan ukraynalı hatun mu mesaj attı bilader?
hiçbir yere gitmiyoruz kardeşim...bu ülkeye ve istanbula sahip çıkma vakti şimdi. bu sefer yedirmeyeceğiz....
bir gün bu ülkenin başucuna bir not, yanağına da bir öpücük kondurup gideceğim.
çok tatlı uyuyordun, uyandırmaya kıyamadım diyeceğim.

aziz nesin
işte geldi.

çok beklenen o gün geldi. birileri bu milletten tekrar umudunu kesecek, bazı yerlerde yine bazılarına göre umut çiçekleri açacak belki, kimileri "hiç yoktan iyi" diyecek, kimileri yaşadığı yere atıfta bulunarak hâline şükredecek, bazıları ise aidiyet duygusunu son raddede hissederek güzel bir uyku çekecek günün sonunda.

kimilerinin anlamsız bulduğu bir sonla bitecek bugün, kimilerinin zafer çığlıkları sokağa taşacak, bazıları ise sessizce kafasını yastığa koyacak ve yabancı hissedecek doğduğu topraklara. pazartesi sabahı işe giderken insanlar çoktan unutmaya başlayacak. sonra birkaç gün geçecek, seçim meçim kalmayacak akıllarda. insan nasılsa ayak uydurmaya meyilli bir canlı. aşağılık insanoğlu her şeye alışır, demiş dostoyevski, hakikaten öyle.

sonuç ne olursa olsun bu başlık birilerinin aklına öyle ya da böyle gelecek. bunu okuyan genç arkadaşım, sana söylüyorum, coğrafya kaderdir, ama bazen de değildir işte. seçim meçim hiç düşünme, bırak bunları, elinde imkân varsa git buralardan. buralar iğrençtir, diye demiyorum ama hepimizin kabul edebileceği gibi bu topraklar dünyanın en huzurlu toprakları değil. vatan, diyeceksin, vatan bırakılır mı... evet, diye yanıt vereceğim ben de, vatan tarih kitaplarında bize anlatıldığı gibi epik bir şiirden fırlamış bir toprak parçası değil. anadolu insanı bize satılmaya çalışıldığı gibi dünyanın en masum, en tatlı insanı falan da değil. bırak bunları, hayata bir defa geliyoruz, dört milyar yıllık dünya tarihinde olsa olsa yetmiş yıl yaşayacağız, değer mi bunca hengâmeye. imkanın varsa git. chp, akp, mhp, ip, hdp fark etmez. imkânı olan daha iyi bir yaşam için gitmeli bu topraklardan.

vatan millet sevgisi bitti. bayrak akp mitinglerinde üstüne oturulan bir bez parçası oldu artık. memleket parsel parsel satıldı. devlet o işi yapmaz bu işi yapmaz denildi, atatürk zamanında kurulan fabrikalar başta olmak üzere, bir sürü fabrika birilerine peşkeş çekildi. demir çelik işi yapmayan devlet, domates biber patlıcan satmaya başladı, oluşan kuyruk varlık kuyruğu oldu. insanların birçoğu bu duruma duacı oldu, şükretti. anneler topluluklar önünde yuhalatıldı, şehit babalarının kanı bozuk denildi. koskoca yargı sistemi biz yıllar önce feto diye dalga geçerken "hocaefendi diyeceksin!" diyenler tarafından fethullan gülen ve güruhunun kucağına atıldı, kandırıldık, diyip işin içinden çıkıldı. ölenler şehit oldu, anaları babaları fotoğraflarına bakakaldı, sorumluları ejder meyveli smoothie içmeye devam etti. şehitlik ele ayağa düştü, terörist kavramı da basitleşti. oy verenler vatansever, oy vermeyenler terörist oldu. eskiden terör diyince içimiz ürperirdi, şimdi bizzat terörist ilan edilince hiçbir şey hissetmez olduk. şehit kavramı yüceydi, oradan iki bomba attırırız minvalinde şeyler duyunca şehit kavramı da yok oldu. olan garibana fukaraya oldu, gariban fukara bunun farkında mı orasını bilmiyorum ama eğer bu başlıktaysan sen bir nebze bir şeylerin farkındasındır.

sorun sadece akp'de değil, sorun bu ülkenin insanlarından pek bir şey olmamasında. atatürk ölür ölmez şirazesi kayan chp, biraz güçlenince dediğim dedik olan demokrat parti, darbe dönemleri, muhtıralar, kara yetmişler, katliamlar, liberalleşelim derken köylüyü kapitalizmin kucağına bırakan özal, faili meçhul cinayetler, istikrarsız 90'lar, inşaatın ve rantın partisi akp'nin dönemi. güce tapan, sorgulamayan, düşünmeyen, birtakım değerler üstünden her şeye karar veren insanların ülkesi burası. çok modern geçineni de pek sorgulamıyor, modernizmden tiksineni de. kimse burnundan kıl aldırmıyor, herkes kendisini çok üstte görüyor, bir yandan da herkes adeta patlamaya hazır birer bomba gibi öfkeli. insanlar kaba, anlayışsız, aceleci ve sinirli.

bir fırsatın varsa çek git. dünyanın en güzel toprak parçalarından birinde böyle insanların var olması ironik biraz. yıllarca öfkeyi, saldırganlığı "bu toprakların insanı duygusal" diye yutturmaya çalıştılar maalesef. bir tavuk için birbirini öldürenler, iki kuruş para için seksen iki yaşındaki adamı elli parçaya ayıranlar, çocuklara tecavüz edenler, kanlı cinayetleri soğukkanlıkla işleyenler, yolsuzluk yapanlar, liyakate hiç değer vermeyen yöneticiler, dini satanlar ve emelleri uğruna hunharca kullananlar, para için her şeyi mübah görenler...

işte geldi. gün sonunda yine birilerinin akıllarına gelecek bu başlık. dünyanın başka bir yerini görmeyenler yazdıklarımı çok abartılı bulacaklar belki de. yurdum insanının çok değerli olduğunu düşünenler muhtemelen kızacaklar bana. varsın kızsınlar ama bilsinler ki insanımız için yazdıklarım hiçbir abartı barındırmıyor.

atatürk, hazır olmayan bir toplumu batılılaştırmaya çalıştı ve maalesef ömrü yetmedi; başaramadı. devamında gelenler onun ilkelerini uygulamak yerine kraldan çok kralcı oldular, radikal bir tavır takındılar; halk da sıkıldı. öte yandan osmanlı bu toprakları çoktan araplaştırmıştı bile. yavuz dönemi sonrasında araplarla iyice haşır neşir olan osmanlı toprakları beş yüz sene boyunca arap kültürünü öylesine özümsedi ki, türklük pek kalmadı. bu topraklar arap toplulukların az biraz batı görmüş hâli gibi. islam, türklerin ayrılmaz bir parçası artık; bunu kötülemiyorum ancak arap topluluklarının hâli birkaç ülke dışında ortada. atatürk zamanında birkaç yılda böylesine bir geçiş yapmak tuhaf bir toplumun ortaya çıkmasına sebep oldu. batı ile doğu arasında sıkışmış, ne tarafa temelli gideceğini kestiremeyen, fatih ve harbiye arasında sürekli gidip gelen bir tramvayı andırıyoruz.

türkiye cumhuriyeti devleti aslında yeni bir devlet. atatürk'ün işaret ettiği hâle kavuşması ya zaman alacak ya da hiç olmayacak. onun çizdiği çizgilere uyacak devlet insanları gelirse, onun belirttiği gibi modern bir eğitim sistemi olursa, heykellerine fotoğraflarına değil de ilkelerine değer verilirse anlatmak istediğini belki de yıllar sonra bu topraklarda görürüz, kim bilir.

işte bu başlığın günü geldi, imkânın varsa durma, derim ben. subjektif de olsa manzaranın bir fotoğrafını çektim sana, burada ne olduğu aşağı yukarı belli. türkiye'den siktir olup gitmenin desteklediğin partinin beklentinin altında kalmasıyla bir alakası yok işte.

bol şans.
konuştuğumuzda 37 yaşında olan ve 30 yaşında amerika'ya yerleşmiş bir abim şöyle demişti; "vallahi son 2-3 yıldır içimde müthiş bir pişmanlık duygusu var, neden daha erken göçmedim de 30 senemi türkiye'de çürüttüm diye". böyle de bir olay işte..
sabah uçuş var. fransa'ya. lisenin ilk yılından beri hayalini kurduğum şey tam 7 yıl sonra, bu sabah gerçek oluyor.

1 yıllık eğitim için gidiyorum. * bu yıl üniversitedeki son yılım. gittiğim okul daha önce giden öğrencilere orada kalmayı ve orada mezun olmayı teklif etmiş. bunu gerçekleştiren örnekler de var önümde. tek sorun, türkiye'de 3 yıl boyunca aldığım kredileri fransa'da 2 yıl olarak sayıp üzerine bir 2 yıl daha orada okumamı istemeleri. sanırım bunu kabul edip orada kalacağım.

kırklı yaşlarında, neredeyse tüm profesyonel, sosyal sermayelerini yakıp bu ülkeden siktir olup giden insanları gördükçe, türkiye'de biriktirdiğim eğitim sermayemin bir kısmını çöpe atıp avrupa'da yirmili yaşlarımın başında kendi hayatımı kurma fikri cazip geliyor. çalışma ve oturum iznimin ve a2 seviye fransızcam'ın olması umut veriyor. (ingilizcem c1) eğer hayata adapte olmayı ve orada tutunabilmeyi başarırsam, 29 ekim 2023'de, fransız vatandaşlığına geçiş başvurusu yapmaya hak kazanıyorum. yani hedef 2023.*

fakat it gibi tırsıyorum. çünkü tüm bu hayaller, planlar doğmamış bebeğe don dikmek. hatta bebek anne rahmine bile düşmedi henüz. şu an portakalda vitamin.*

akranlarımın birkaç ay boyunca her gece, klüplerde ucuz içki içip random insanlarla sevişmek için kullandığı ve birnevi gap year olarak düşündüğü bu nimeti* ben, bundan sonraki hayatımı şekillendiren en önemli fırsat olarak değerlendirmeye çalışacağım. fakat tamamen tek başımayım. korkuyorum. kendim başaracağım. ya da kendim başaramayacağım. belki de olması gereken, doğal olan şey bu.

bilmiyorum. kafam karışık. tek bildiğim birkaç saat sonra bu ülkeden gideceğim. en erken 1 yıl sonra dönebileceğim. 1 yılda ülke nasıl, ne derece ve ne yönde değişir bilmiyorum.

umarım ben de başarırım, bu homo habilis türü mahlûkat ile birlikte yaşamaktan bıkan ve homo sapiens gibi yaşamanın ne demek olduğunu tatmak isteyen herkes de başarır.
eveeet, 24 haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlarından sonra, bizzat 5 yil once siktirip gitmis biri olarak yaptigim arastirmalar sonucu; amerika, ingiltere ve almanya'ya gitmenin bazi yollarini anlatmaya karar verdim. gun icerisinde de burayi editleyip daha da uzatacagim olayi. ulasabildigim kadar insana ulasayim, bu kokusmus ulkeden 1 tane beyin bile kurtarabilirsek kardir bu saatten sonra.

on not: malesef bu secenekler finansal olarak cok ucuz secenekler degil, ben gittigimde dolar 1,75 civarindaydi, daha makuldu. ancak yapmak istedikten sonra bir sekilde yol yordam bulacak insanlar da vardir burada, o yuzden yine de anlatacagim.

amerika birlesik devletleri:

kisa bilgi: universite mezunu iseniz, amerika'da 9 aylik bir sertifika egitimi sonucu 1 yillik calisma ve oturma izni aliyorsunuz.

universite mezunu oldugunuz icin, sadece sertifika egitimi alarak bunu yapabilirsiniz. tum amerikan egitim kurumlari arasinda ucla extension fiyati en uygun yerlerden biri, 9 aylik marketing sertifikasinin ucreti sadece $5800 ve bunu 3 taksit olarak kredi karti ile odeyebiliyorsunuz. bu 9 ay boyunca haftada 2-3 gun, yarim gun dersleriniz olacak ve geri kalan zamanda isterseniz okula bagli olan alanlarda (muze, kutuphane, kafeterya vs.) calisip saatlik $12-13 kazanabilirsiniz, veya undocumented olarak alisveris merkezlerindeki, hollywood bulvari uzerindeki standlarda saatligi $10'a da calisabilirsiniz. veya bilisim/bilgisayar alaninda bir isiniz varsa cok rahat bir sekilde internetten freelance is bulabilirsiniz, kimse social security number veya calisma izni sormaz oyle bir durumda.

$1000-$2000 civarinda kullanilacak araba bulabilirseniz, sehrin 30-40 dakika disinda oda arkadasi da bularak aylik kisi basi $500-600'a konaklayabilirsiniz, ancak sehrin icindeyseniz kisi basi $800-900'a cikabilir. tek basima kalmak istiyorum derseniz de ortalama bir yerde studyo daire ucretleri $1300'den basliyor, bir apartmanin icinde ozel oda, paylasimli banyo ise yaklasik $1000 tutuyor. $100 civari da elektrik, su, internet, telefon masrafi var. ben ilk geldigimde hollywood'da $1600'a 1 odali bir ev tuttum arkadasimla, o $1000 verip odayi aldi, ben $600 verip oturma odasini aldim mesela. ancak konaklama fiyatlari asagi yukari boyle.

bu yontemin soru isaretlerinden biri "ee 1 senelik calisma izni bitti zaman nolacak?" iste burada is biraz size dusuyor. eger alaninizda iyi bir calisansaniz, girdiginiz firmaya bagli olarak isvereniniz size sponsor olarak size h1b vizesi cikartabilir. bunun isveren icin avantaji, normalde yillik $60.000 odeyecegi bir calisana, gocmen oldugu icin $40.000 odeyip daha ucuza calistirabiliyorlar. cunku isverenden cok gocmenin ona ihtiyaci var, bu isi kaybetmemek ve amerika'da kalabilmek icin cok daha siki calisacak ve ucretinde buyuk bir indirime gidecek. ancak bu gozunuzu korkutmasin, turkiye'de buyuk ve kucuk firmalarda calismis biri olarak amerika'da calistigim aile sirketi bile turkiye'deki tum tecrubelerimden daha iyi ve yapiciydi. bazen bazi ilanlara denk gelirsiniz ozellikte stem ve bilisim alaninda, neredeyse yeni mezun biri icin 5 yillik tecrube ve 10 yillik tecrubenin getirecegi ozellikleri isterler. ancak bu genellikle firmalarin gocmenlik ofisine: "bak biz ilan verdik aradik, amerika'da hic buna uygun calisan bulamadik, o yuzden gocmen aliyoruz" demesini saglayan bahanelerden biridir. cunku amerika ve avrupa'da ise gocmen alabilmek icin once kendi iclerinden birisini bulmalarini istiyorlar, bulamazlarsa ancak gocmen icin is iznine basvurabiliyorlar, bunlar da gozunuzu korkutmasin. basvurun heryere, deneyin.

bir diger secenek ise evlilik. ucla extension'dan tanidigim (ultra zenginler haric) turklerden yarisindan fazlasi evlendi ve burada kaldi. calisma izniniz bitmeden evlenip adjustment of status basvurusu yaparsaniz, is degistirmediginiz surece tum surec tamamlanana kadar, yani green card'iniz gelene kadar calismaya devam edebiliyorsunuz legal olarak, yani is izniniz bitmiyor. trump sagolsun isler yavasladi, islemler yaklasik 1 sene suruyor, ona gore hazirlanin. eger zamanlama tutmazsa, calisma izniniz biterse bir 3 ay daha kalabiliyorsunuz, 3 aydan fazla kalirsaniz ve evli degilseniz out of status durumuna dusuyorsunuz. ancak bir suc islemediginiz surece ozellikle los angeles'ta bu cok sorun degil, ertesi gun sizi arayip ulkeden atmak icin kimse gelmiyor, ama yine de ufak bir riski var tabiki. ancak isin pozitif tarafi, atiyorum 6 ay boyunca out of status olarak kaldiniz, bir es buldunuz ve evlendiniz. ulkeye legal bir giris yapmis oldugunuz icin (bu durumda ogrenci olarak f1 vizesi ile giris yaptiniz) ve amerikan vatandasi ile evlendiginiz icin devlet baba sizi affediyor, iyi hadi kerata gel al calisma iznini diyor adjustment of status basvurusundan sonra. bunu yapan 2 insan tanidim, ikisi de evliliklerini devam ettiriyorlar, 10 yillik green card'larini aldilar, mutlular.

en cok bilgi sahibi oldugum konu bu, simdi ingiltere ve almanya hakkinda yuzeysel bilgiler vereyim:

ingiltere:

oncelikle su basliktan biraz daha bilgi alabilirsiniz: ankara antlaşması

kisa bilgi: atiyorum evden yapabilecek bir isin var, mesela grafik tasarimci. diyorsunki, bak haci ben iste 1200 sterlin ofisime (evime) veriyorum, 500 sterlin bilgisayar, 200 sterlin su aletler falan fistan, toplam 10.000 sterlin yatirim yapacagim size, bana oturma ve calisma izni verir misiniz? yani sermaye gosterip basvuruyorsunuz. gozunuzu sakin korkutmasin, 5 yil once mersin'li bir ayakkabi boyacisi, sadece 500 sterlinlik sermaye ve iyi bir avukat ile gitti aldi catir catir bu izni.

almanya:

bu hem universite, hem lise mezunlari icin yapilabilecek en ucuz ve yapici yontemlerden biri bence. malesef cok bilgim yok ama yol gostermek adina yuzeysel olarak yaziyorum bunlari. almanya'da tum universiteler devlet universitesi ve belli bir duzeyde almanca biliyorsaniz, yilligi 2000 euro civari olan devlet universitelerinde 4 yil okuduktan sonra, 18 ay sureyle oturma izninizi uzatabiliyorsunuz. bu ne demek? universitenin son sinifinda, ozellikle muhendislik ve bilisim alaninda is arayabilirsiniz, is bulamasaniz bile 18 ay daha herhangi bir iste calisabilir, hayatinizi kazanabilirsiniz demek. zaten turk yogunlugu fazla, illa birsey cikartirsiniz orada gittikten sonra. ama zaten parlak bir ogrenciyseniz son sinifta is bulma sansiniz cok yuksek, en kotu yilligi 50.000 euro'ya ise baslarsiniz. yani turkiye'de yeni mezun muhendis olarak kazanacaginiz paranin yaklasik 10-12 kati. is bulduktan sonra zaten is blue card'a kadar gidiyor, gittikten sonra bunlarin hepsi cozulecek seyler.

kacin kurtarin kendinizi.
iki yüzlü pisliklerin bizden daha çok istediği..

15 temmuz gecesi akp'li bir arkadaşla konuşuyordum. keşke amerika'da yaşasam, bu ülkeyi sevmiyorum dedim. bana, git senin gibi ne kadar hain varsa gitsin, siz gidince ülke temizlenir dedi. amin dedim. dua olarak aldım.

1 hafta sonra bu kızı amerika'da yaşayan bir adama istemişler. görücü usulü...kabul etmiş. hatta nişan yapmış. o akşam tesadüfen evinin önünden geçerken nişanı gördüm. 1996 dan beri arkadaşız ama benim haberim yok. her neyse... o akşam tam detay vermedi ama amerika'da yaşıyor, galiba sana büyük konuştum dedi. hani sen il dışından bile evlenmeyecektin dedim. kader dedi.

15 gün sonra resmi nikah kıydılar. amerika'dan istek yapmak içinmiş.

1 ay sonra düğünü var. çok heyecanlı. adamla hiç anlaşamıyor. hatta çok mutsuz. laf arasında, ben onunla amerika'da yaşamak için, çalışmak için evlendim dedi. yüzüne vurmadım. hani benim gibi komünistler oraya layıktı, diyemedim. kısmet dedim.

evet yıllardır isterim ama bana nasip olmadı. sürekli beni dinsizlik ile suçlayan, vatanımı sevmediğimi iddia eden türbanlı koyu akpli arkadaşım şak diye gidiyor.

bu hayat hiç adil değil. anlamıyorum...
gurbetini sikeyim. anavatanda hayvan kadar değer görememektense el vatanında insan gibi yaşarız. bir vatanı vatan yapan her bir değerin öldürüldüğü bir yeri kim niye özlesin? özlediğin şey en fazla yakınlarındır onları da 3 aydan 3 aya görür hasret giderirsin. "gurbet ne demekmiş bir sor?" diyo halen mal. şu hollanda'da dayak yiyenlere diyorum gurbet çok koyuyodur gelin artık madem baksaniza gül gibi vatan varken elin flemenkinden şamar yiyosunuz çok kırılıyoruz.

(bkz: bsg)