bu konu kırmızı çizgilerimden birisi, alttan almayacağım şeylerden. halkımızın medeniyetsizliğini her seferinde gözler önüne seren konulardan. dün akşam bir fast food restoranında sipariş vermek için bekliyordum. arkamdan kapalı, genç bir kız geldi ve yan kasada beklemeye başladı. siparişi alacak olan kişi, bana 2 kez seslenerek ve mahçup şekilde kusura bakmayın siparişinizi hemen alacağım dedi. sonrasında diğer kasaya başka bir çalışan yöneldi ve benden sonra gelip bekleyen kıza siparişinizi alayım dedi. kız, benim ondan önce beklediğimi ve geldiğimi bildiği halde istifini bozmadan sipariş vermeye başlayınca yüksek bir ses tonuyla araya girdim, 'sırada ben vardım' diyerek önce kendi siparişimi verdim. bir de haksız olan benmişim gibi, kız tarafından suratıma dik bir bakış yedim. oysa ki bu kızın, ondan önce geldiğimi ve önce benim siparişimin alınması gerektiğini çalışan kişiye söylemesi zor değildi. inanın mühim olan 1 kişiyi beklemek ya da yemeği geç almak değil. ama böyle bencil ve umursamaz hareketlere katlanamıyorum ve hemen bozuyorum.
Sık geçen başlıklar
türkiye'de sıraya girme kültürünün olmaması 6
ekşi'de görinsanlarımızın çoğunda ahlak ve nezaket olmadığı için sıraya girmeyi bilmiyorlar. bir kişinin önüne geçince kar sayıyorlar. sorsan kul hakkından çok korkarlar ama başkasının sırasını almanın da kul hakkı olduğundan bi haberler.
bugun gene bir pazar gunu. ofiste tek basina calisiyorum, yarina birseyler yetistirecegim. biraz youtube, turk muzigi derken canim sikildi, hava alayim filan derken arabaya atladim. 101 numarali otobanda san francisco yonunde gidiyorum. buralilar bilir sfo havaalani terminaller ucaklar otobanin hemen dibinde. gozucuyla bakiyorum, korea filan. turkish airlines park etmis. bir kotu oldum. gozlerim yaslandi, bir iki hickirik, aglayacagim. nazim'in dizelerini animsadim tekrar.. bir vapur gecer bogaz'a dogru, nazim usulcacik oksar vapuru.. yarin istanbul'a inecek bu ucak diye. feci efkarlanmisim. yillar once, gencligimde de aynisi olmustu, jfk'de ucak degistirirken thy'nin onunden gectigimde. eksiye de yazmistim..
omrumun cogu burada gecmis, hala burali degilim. olamam diyorum. iki yil once cocuklugu ic anadolunun daglarinda cobanlik yaparak gecirmis bir amcamizi defnettik musluman mezarligina. ortam o kadar yabanci gelmisti ki, kefenle buranin topragina girmek bile ters dedim. bizim topragimiz degil. kendim bunu yapmamaliyim, omer serif abimizin mosyo ibrahim filminde yaptigi gibi, olecegini bildiginde turkiye'ye koyune gelip oracikta vefat etmesi aklima geldi. hrant dink'in "su catlagini buldu" oykusu aklima geldi...
sonra ofise geri dondum. ekranimin basina gectim. eksi acikti. bu basligi gordum. her tatile gidisimde yasadigim siraya girme kavgalari gozumde canlandi. kucucuk oglumu carpisan arabalara bindirememistim bilumum iki ayakli hayvanlar yuzunden, bagirip cagirmistim. akla gelebilecek her yerde kuyrukta simdi biri onumu kesecek diye stres olmak, hele kendinden emin bir sekilde onune gecip patronluk taslayanlar yok mu, evladim suradan bana bir kilo bok, otuz santim de at yarragi diye kasiyere... kan beynime sicradi gene. beni ozlemle hungur hungur aglatan bir ulke, ama insaninin cogunlugu da bu iste. haskmisim lan, amerika gene de guzel ulke dedim, ve bu entry'yi yazdim.
omrumun cogu burada gecmis, hala burali degilim. olamam diyorum. iki yil once cocuklugu ic anadolunun daglarinda cobanlik yaparak gecirmis bir amcamizi defnettik musluman mezarligina. ortam o kadar yabanci gelmisti ki, kefenle buranin topragina girmek bile ters dedim. bizim topragimiz degil. kendim bunu yapmamaliyim, omer serif abimizin mosyo ibrahim filminde yaptigi gibi, olecegini bildiginde turkiye'ye koyune gelip oracikta vefat etmesi aklima geldi. hrant dink'in "su catlagini buldu" oykusu aklima geldi...
sonra ofise geri dondum. ekranimin basina gectim. eksi acikti. bu basligi gordum. her tatile gidisimde yasadigim siraya girme kavgalari gozumde canlandi. kucucuk oglumu carpisan arabalara bindirememistim bilumum iki ayakli hayvanlar yuzunden, bagirip cagirmistim. akla gelebilecek her yerde kuyrukta simdi biri onumu kesecek diye stres olmak, hele kendinden emin bir sekilde onune gecip patronluk taslayanlar yok mu, evladim suradan bana bir kilo bok, otuz santim de at yarragi diye kasiyere... kan beynime sicradi gene. beni ozlemle hungur hungur aglatan bir ulke, ama insaninin cogunlugu da bu iste. haskmisim lan, amerika gene de guzel ulke dedim, ve bu entry'yi yazdim.
dün e-devlet şifresi için ptt'ye gittim.önümde 5 kişi var arkamda 10 kişi falan var.sıraya girmişiz.ağır abi tiplerden takılan apaçi-keko-nargileci tiplerden birisi geldi.en öne geçip gişedeki görevliye: "ben 2 dakika şifre alıp gitcem dayı.işim acele." dedi.gişedeki görevli "sıradakilere sor" dedi.keko, sırada en önde duran genç çocuğun omzuna elini koydu:
"taksiyi görüyon mu? taksimetre yazıyor.bizim valide belediyede bekliyor sıkıntı var mı?" dedi.
en öndeki genç kısık bi sesle "yok abi" dedi.keko "adamsın kardeşim benim" dedi.sıradaki cahiller sustu sadece.nargileci kimliğini falan verdi o sırada gişeye.bu sefer ben dedim. "o zaman ben de en öne geçeyim,benim de acil işim var.yok öyle,sıraya geçecek herkes."
keko dibime kadar gelip sesini yükseltti:
"hayırdır kardeş gelsene sen bi konuşalım, şeklini dışarda görelim" dedi koluma girmeye çalıştı. "kimse kimseye zoraki bir şey yaptıramaz, sıraya geçsin herkes" dedim.sonra dışarıdan bu kekonun arkadaşları geldi üstüme doğru.bağırış-çağırış oldu.
keko dedi "valide belediyede diyom lan hayırdır yaşlı kadın orda" bu sefer diğer sıradakilerde bana yüklendi: "adamın acil işi varmış şimdiye çoktan hallederdi kardeşim ya" sonra kekoya "sen haklısın kardeş boşver" falan dediler.dışarıdan gelen arkadaşları,kekoya "civar (kekonun ismine bak) geç sen gör işini baba sıkıntı yok" dedi.
gişedeki görevli: "tamam gel şifreni al" dedi.keko aldı belgelerini çıktı.taksideki şoföre verdi bütün belgeleri. "sen hallet enişte, bizim peder anlamıyü" gibi bir şey dedi taksiciye.taksici "ben de o iş" dedi kornaya bastı gitti.kekoda yürüyerek gitti.
sonra ben işimi hallettim ve dışarı çıktım.bu keko,yanındakiler ve 2-3 tane kız yandaki kafede oturuyorlarmış.kekolar etrafımı sardı bir anda "oglim seni delik deşik ederem ha" falan diye bağırdılar.garsonlar geldi,ayırdı vs.. kekolar güle güle caddenin karşısına geçip gittiler.oradan rasgele geçen polis memuru da bana gelip "kız için kavga ediyorsunuz sonra böyle birbirinizi yiyorsunuz" dedi.polis bana kaba bir şekilde 1-2 saçma soru sordu. "kavga için mi buluştunuz?" falan gibi.sonra garsonla başka bir muhabbete geçtiler.
olay kısaca bu.o düşük zekalı,dinsiz,şerefsiz kekoların vs hepsinin allah belasını versin.sıradakiler ve o polis dahil. alıntıdır.
"taksiyi görüyon mu? taksimetre yazıyor.bizim valide belediyede bekliyor sıkıntı var mı?" dedi.
en öndeki genç kısık bi sesle "yok abi" dedi.keko "adamsın kardeşim benim" dedi.sıradaki cahiller sustu sadece.nargileci kimliğini falan verdi o sırada gişeye.bu sefer ben dedim. "o zaman ben de en öne geçeyim,benim de acil işim var.yok öyle,sıraya geçecek herkes."
keko dibime kadar gelip sesini yükseltti:
"hayırdır kardeş gelsene sen bi konuşalım, şeklini dışarda görelim" dedi koluma girmeye çalıştı. "kimse kimseye zoraki bir şey yaptıramaz, sıraya geçsin herkes" dedim.sonra dışarıdan bu kekonun arkadaşları geldi üstüme doğru.bağırış-çağırış oldu.
keko dedi "valide belediyede diyom lan hayırdır yaşlı kadın orda" bu sefer diğer sıradakilerde bana yüklendi: "adamın acil işi varmış şimdiye çoktan hallederdi kardeşim ya" sonra kekoya "sen haklısın kardeş boşver" falan dediler.dışarıdan gelen arkadaşları,kekoya "civar (kekonun ismine bak) geç sen gör işini baba sıkıntı yok" dedi.
gişedeki görevli: "tamam gel şifreni al" dedi.keko aldı belgelerini çıktı.taksideki şoföre verdi bütün belgeleri. "sen hallet enişte, bizim peder anlamıyü" gibi bir şey dedi taksiciye.taksici "ben de o iş" dedi kornaya bastı gitti.kekoda yürüyerek gitti.
sonra ben işimi hallettim ve dışarı çıktım.bu keko,yanındakiler ve 2-3 tane kız yandaki kafede oturuyorlarmış.kekolar etrafımı sardı bir anda "oglim seni delik deşik ederem ha" falan diye bağırdılar.garsonlar geldi,ayırdı vs.. kekolar güle güle caddenin karşısına geçip gittiler.oradan rasgele geçen polis memuru da bana gelip "kız için kavga ediyorsunuz sonra böyle birbirinizi yiyorsunuz" dedi.polis bana kaba bir şekilde 1-2 saçma soru sordu. "kavga için mi buluştunuz?" falan gibi.sonra garsonla başka bir muhabbete geçtiler.
olay kısaca bu.o düşük zekalı,dinsiz,şerefsiz kekoların vs hepsinin allah belasını versin.sıradakiler ve o polis dahil. alıntıdır.
gençken bir vesile ile abd'de 2 ay kadar kalmam gerekmişti. otelde çok ahım şahım olmasa da biraz dar bir alanda açık büfe kahvaltı vardı. orda tabi "personal space" olsun sıraya girme işi olsun çok önem verilen şeyler. adamlar kahvaltıyı alırken sıraya giriyorlar, kimse kimsenin dibine girmiyor falan. türkiye şartlarında ultra saygılı olmama rağmen başlarda kendimi bayağı kaba hissetmiştim. bizde sıraya girince hemen öndekine yanaşırsın-ki bir davar önüne geçmesin. orda adam sosini sakın sakin alacak, ilerleyecek, rahatsız etmeyeceksin... neyse bir gün otele bir otobüs dolusu pakistanlı geldi. ama pakistan rotary klübü mü ne, öyle elit pakiler. adamlar o kahvaltı salonunu resmen talan ettiler. ne sıra, ne düzen, ne saygı... tersten giriyor sosis, mısır bilmemne ne varsa dolduruyor gidiyor. öyle ki kendi gruplarının bir kısmına bile ekmek kalmadı. amerikalılar zaten şok, paralelize oldular. ama işte bu kültür. ne kadar rotarakt olursa olsun, adam yemeğe saldırmazsa aç kalacağı bir toplumda yetişmiş. işte o basit kahvaltı salonunda gelişmiş ülkeyi, az gelişmiş ülkeyi ve kendi konumunu görebiliyorsun.
kültür gerçekten yavaş değişen birşey. bunu eğitimle falan bir anda değiştirmek mümkün değil bence. zamanla, daha şehirli, daha müreffef bir toplum oldukça yavaş yavaş ilerleyecek. arada olan bize oldu kaybolduk gittik ama napalım. düşünsenize o pakistan otobüsünden biri olduğunuzu. birinci gün kahvaltıya gittiniz aman sıraya gireyim, aman saygılı olayım falan derken aç kaldınız. ikinci gün aç kaldınız. üçüncü gün uyarmaya çalıştınız "ulan akbar iki günde amerikalı oldun. bizim akbar medeni olmuş. milletini beğenmiyor götümün kenarı" diye tepki aldınız. e artık dördüncü gün "saygının da sıranın da aq " demez misiniz? işte bu yüzden kültür oldukça ağır değişebiliyor.
kültür gerçekten yavaş değişen birşey. bunu eğitimle falan bir anda değiştirmek mümkün değil bence. zamanla, daha şehirli, daha müreffef bir toplum oldukça yavaş yavaş ilerleyecek. arada olan bize oldu kaybolduk gittik ama napalım. düşünsenize o pakistan otobüsünden biri olduğunuzu. birinci gün kahvaltıya gittiniz aman sıraya gireyim, aman saygılı olayım falan derken aç kaldınız. ikinci gün aç kaldınız. üçüncü gün uyarmaya çalıştınız "ulan akbar iki günde amerikalı oldun. bizim akbar medeni olmuş. milletini beğenmiyor götümün kenarı" diye tepki aldınız. e artık dördüncü gün "saygının da sıranın da aq " demez misiniz? işte bu yüzden kültür oldukça ağır değişebiliyor.
her sabah düzenli olarak beklediğim 36l otobüsü için durakta sıraya girerim. bazen otobüsü kaçırınca 10 dk tek başına beklerim. sonra insanlar yavaş yavaş durağa doluşmaya başlar. kimi benim arkamda durur kimiyse farklı yerlerde durup otobüsü bekler. yani sıraya girmezler. işte bunlar var ya, hem en son gelenler hem de otobüs gelince koşa koşa ilk binmeye çalışan tipler. bi iki kere isyan ettim ne destek veren oldu ne de uyarıyı dikkate alan. çomarlık bu işte. koşa koşa bindiği otobüs ağzına kadar dolu zaten ayakta gidecek hıyar. sanki dünyanın sonu geliyor da son kurtarma gemisi o otobüsmüş gibi davranıyorlar. çok pis küfürler edesim var.