Sık geçen başlıklar

ateistlerin nasıl emin olduğu sorunsalı 9

ekşi'de gör
ateistler kanıtı olmayan bir şeye inanmıyor. gayet mantıklı değil mi? uçan pembe bir fil gördüm desem bana inanmazsın kanıt olmadıkça.

ee tanrının kanıtı da olmadığına göre asıl sen nasıl inanıyorsun?

evreni, atomu, dnayi, milyarlarca galaksiyi gezegeni yıldızı yaratan, en üstün akla, bilgiye sahip bir tanri, sadece bir coğrafyaya, sadece bir topluluğa bir kitap göndermez, hadi gönderdi o kitapta günlük olaylari, sadece muhammed'i ilgilendiren ayetleri koymaz.

tanrı kitap gönderirse 23 yılda olaylara göre şekillenen bir kitap indirmez. tek seferde kitabını gönderir, insanların her geçen gün artık buna uymasını ister. allah, insanlardan mi korkuyor da emirlerini yavaş yavaş gönderiyor?
basit bir matematik sorusu gibi aslında;
x ve y bilinmeyenleri biz soruyu çözene kadar bilinmeyen ünvanını koruyor değil mi? şimdi o arkadaşların da çözüm üzerine çalıştığını ve sonucu henüz bulamadığını varsayarsak sorunun çözülmüş olur değil mi?
mesela ben asıl dinlere inanan insanların nasıl emin olduğunu merak ediyorum. daha derin bi konu bu.
eski bir dindar olarak söyleyebilirim ki,
“emin olmak aptallara özgüdür”
iyi günler.
haddit: olm biraz haddinizi bilin lan, ortalama bir din kültürü hocası ya da imam benim kadar kur’an üzerine mesai harcamamıştır, üstelik maaş karşılığı da değil, merakla sekiz on kez anlamak için ayrı ayrı çevirilerden okumuşumdur. kütub-u sitte’deki hadislerin binlercesini okumuşumdur. dindar gençleri peşinden sürükleyen adamlarla yakın çalışmışlığım var. o yüzden bana tebliğ mebliğ yapmayın canınızı sıkarım. efendi olun.
tanrı yoktur efenim. müslümanlığı, hristiyanlığı tartışmaya gerek duymuyorum. artık ne oluyosa olsun diye düşünüp kendi kafasında açıp kitapları okuyan biri doğru kararı verir zaten. bu noktada en olabilecek tanrı deist tanrı gibi gözüküyor. ki onun da yokluğunu ben kendime kanıtlayabiliyorum. yazım çok uzun olacak ama ateizme yakın veya yeni ateist olmuş kardeşlerimin okumaya ihtiyacı olduğunu düşündüğüm bir yazı. kemerlerinizi takın. daha önce değinilmemiş noktalardan vurmaya çalışcağım. ama önden uyarıyorum baştan bazı konulara belli bir düzeyde hakim olmanız gerekebilir.

canlılık tanımından başlayalım.
şimdi canlılık diye tanımladığımız bir olgu var. ama diğer tüm kavramlar gibi canlılığın da kesin sınırları yok. mesela virüsler. canlı mı değil mi belli değil. virüsler gibi bunun protistası, algleri, bakterileri, bitkileri vesayresi var. yani anlatmak istediğim, daha tam olarak sihirli bir sınıra sahip olmayan bir canlılık tanımı var. evrendeki en gelişmiş yapı olan insanlar da bir canlı, nefes alırken farketmeden hüpletip öldürdüğünüz bakteri de, ahan da yolda ezip geçtiğiniz papatya da bir canlı. ve biz biliyoruz ki bir canlının hangi durumda neyi tercih edeceği dna'sında kodlu. bu ilkel canlılarda çok basit bir kod mesela. dna'sında ye, parçala, üre yazıyor. besin görünce onu içine alıyor, dna'sından sentezlenen sindirim enzimleri monomerlerine parçalıyor, uygun bir duruma gelince de ürüyor. canlı, robot gibi bu döngüyü tekrarlıyor. e insanda da aynı kodun bilmem kaç kentilyon katı daha karmaşığı var. beynimiz, çevresel etkenlerle ve geçmişteki tecrübelerimizle beraber daha kompleks kararlar alabilen bir robot. yani anlatmak istediğim, bizi o ilkel canlıdan ayıran tek noktamız daha karmaşık olmamız. eğer evrendeki her bir atomun yerini bilseydik, her enerji aktarımını takip edebilseydik bir canlının tüm hayatı boyunca ne kararlar alıp vereceğini, hatta neler düşeneceğini bilebilirdik. yani ortada "ruh" olarak bahsedebileceğimiz bir meta varlık yok. biz ve diğer tüm canlılar; birleşip birbirileriyle etkileşime girmiş olan atomlar, moleküller ve hücreleriz. yaptığımız ve yapacağımız her şey zaten çoktan belli. acı çekmemiz, sevinmemiz, utanmamız, pişman olmamız doğal seleksiyonla seçilmiş kompleks hücresel ve kimyasal özellikler. bir bitkiyi parçaladığınızda acı çekmez veya okşadığınızda mutlu olmaz. bu özellikler yalnızca sinir sistemine sahip canlılarda gözükür.

üstelik değinmek istediğim daha önemli konu ise şu. biliyoruz ki ilkel canlılar mitoz geçirince aynı canlıdan 2 tane oluyor. yani canlılardan biri ölse de klon olan canlı soyunu devam ettiriyor. canlı bi nevi ölümsüzlük kazanıyor. e biz evrim teorisine göre tüm canlıların ilk canlıdan geldiğini biliyoruz. buna göre dünyadaki tüm canlılar o ilk canlının değişmiş formları. yani hepimiz kökenlerde aynıyız. evrim teorisini azıcık kafa yorarak bilen, öğrenen bunu çıtır çerez biliyordur zaten.

peki bunları anlatarak nereye gelmeye çalışıyorum. şimdiye kadar anlatmaya çalıştığım şey, diğer hiçbir canlıyla bir farkımız yok! yok, yok, yok. basbaya yok. ilk canlıyla da yok, son canlıyla da olmayacak. hem de bak ne diyeceğim. başka hiçbir cansız varlıkla da bir farkımız yok. hardcore ateist kardeşlerim bunu zaten biliyordu, ama birçoğunuzun "hassiktir iyice cıvıttın." diyişleriniz kulaklarımda çınladı. yok ama yani yok. basbaya pekala yok. 3 katrilyon kere yok. sizi yolda gördüğünüz kaldırım taşından daha değerli yapan tek şey doğal seleksiyonla gelmiş olan değerli hissetmeniz olgusu. değerli veya değersiz de yok. siz varsınız, o taş var. sizin bu halde olmanızın sebebi ilk canlının oluşabilmiş olması. ilk canlı ortaya çıktı, üredi, üremekte başarılı olan genler aktarıldı ve bu sekstilyonlarca kez tekrarlandı. şimdiye kadar gelebilmiş genler sizi oluşturdu. aşırı gelişmiş insan zekası da, bilinç gibi olmaması gereken bir olguyu oluşturdu. yani ortada iyiyi veya kötüyü oluşturan tek şey sizin beyniniz. sokakta gördüğünüz bir böceği ezmek sizin beyninizde kötü olan bir şey. yoksa ortada kötü veya iyi diye bir kavram yok. bir kedinin hiçbir amacı yokken fareyi öldürüp bir kenara atması da kötü veya iyi olarak adlandırılamayacak bir şey. insan dışında başka hiçbir canlı bunu önemsemiyor. eğer bu muğlaklığı da size açıklamayı başarabildiysem yavaştan finale geleyim. biliyorum her felsefi konudan bir kaşık bal çaldım ama varacağımız nokta için buna değecek.

şimdiye kadar anlattığım şeyler eminim halihazırda birçoğumuzun aklında olup, bir türlü birleştiremediği veya düşünülmeye üşenilen şeylerdi. ama bunları bir yerde topladığımıza göre artık sorulması gereken sorulara gelelim. evet dostlarım yukarıdaki destanı bu sorulara yanıt aramak için yazdım.

yani ortada bir tanrı varsa, bu tanrı yalnızca insanları mı yargılayacak? e bizim ne bir bakteriyle ne de bir kaldırım taşıyla bir farkımız yok, bunu olabildiğince açıkladım sanıyorum. tanrı neden sadece bizi yargılayacak?

tanrı, canlı dediğimiz tüm varlıkları mı yargılayacak? e bir bakterinin suçu neye göre belirlenecek?

bazı canlılar mitoz ile ürüyor. yani 2 canlı da aynı genetik kodları taşıyor. bunlar aynı canlı olarak mı değerlendirilecek yoksa farklı canlılar mı olacaklar? aynı olacaklarsa, evrimi kayda aldığımızda aslında tüm canlılar aynı olmuyor mu o zaman? farklı sayacaksak da aslında ezelden belli olan çevreye göre şekillenmiyor mu canlılar? nedir diğer canlıyı tanrı katında farklı kılan?

muğlakta olan canlılar var. virüsleri görmezden mi geliyoruz? tanrının yargılama sınırı nereye kadar?

alın size daha büyük problem. iyi ve kötü insan beyninde dedik. tanrı insan beynine mi sahip? neden bizi bizi olgularımızla yargılıyor? hadi öyle diyelim, 1000 yıl öncesiyle şimdinin iyi-kötü ayrımı bile çok farklı. yani üşenmeyip kafa patlatırsanız her yerde açıklar var. sadece tüm önyargıları bir kenara atın. çünkü onlar da sadece insan beyninde.
-
-
-
yani ortada yargılayan bir tanrı yok. buraya kadar bunu anlatmış oldum. e ortada bir tanrı varsa ve bizimle hiçbir alakası olmayacaksa varlığı veya yokluğunun ne anlamı var ki? varlığının tek amacı evrenin oluşumu ve gidişatındaki temel güçlerin düzeni ile ilgili olmalı.

evren ile ilgili bilemediğimiz konuları temele indireceksek "nereden geldiği?" ve "neden geldiği?" sorunlarına ulaşırız . bunları gelecekte belli bir aşamaya kadar öğrensek de, her yeni bilgimizde bir sonraki aşama muğlakta kalacağından muhtemelen hiçbir zaman aradığımız cevabı öğrenemeyeceğiz. ortada bir tanrı varsa yapmış olabileceği tek şey evreni yaratıp ana dinamikleri sağlamış olması. bu size bir cevap olarak gelebilir. evet, evet bu size oldukça yeterki bir cevap olarak gelebilir. ama işte bu çözüm yolu çok daha saçma bir paradoksu doğuruyor: o zaman tanrı nereden geldi, neden geldi. tanrı hep vardır ve zamandan muaftır derseniz ağzınıza ıslak odunla vururlar. çünkü bu sıfatları tanrı yerine evrenin kendisine vermek daha mantıklı bir çözüm yolu. tanrı sonsuz olacağına evren sonsuz olsun. tanrı dinamikleri sağlayacağına evren sağlamış olsun. ateizm kolaylıklar dini ne de olsa (bkz: swh).

yani a dostlar ben bunları kafamda pek tabi çok daha detaylı bir şekilde tartışarak kopkoyu bir ateist oldum. ama evet tanrının yokluğunu ispatlamak da varlığını ispatlamak kadar olanaksız. yani %0.000...1 de olsa tanrının var olma ihtimali her zaman var. ama benim messi olma ihtimalim, jüpiter'de mor inekler olması ihtimali, satürn'ün halkasının aslında basket potası olma ihtimali de var. değerlendirmek size kalmış.

peki, o zaman yaşamanın ne anlamı var? iyilik yapmanın amacı ne? bunlar apayrı konular. bunu da üşenmeyip kendi başlığına uzun uzun yazacağım. muhtemelen yıllar sonra. ama siz yine de ciddiye alıp okuduysanız aklınıza takılanları yazın belki ekleme yaparım. karşıt düşüncelerinizi dinlerim, yanlış yer varsa düzeltirim, anlaşılmayan yer varsa daha anlaşılabilir bir dile çeviririm ama lütfen yok şu ayet yok bunun ihtimali falan başka arkadaşların binlerce defa cevapladığı şeyleri yazmayın.
-
-
edit: onlarca arkadaş yazdı. bazılarıyla kısaca konuşup bir uzlaşıya varamadık, bazılarıyla uzun uzun konuştuk yine varamadık. üşenmeden en kısa konuştuğum kişiye bile onlarca satır cevap yazdım. kendimi ifade etmeye çalıştım. ama yoruldum arkadaşlar. bakın bu entry'de ilk paragrafta olduğu gibi biraz daha deist bir tanrı profili üzerinden ilerlemeye çalıştım.

çünkü bir dinin tanrısına birçok kişi zaten kendince neden inanmadığını anlatmış. benden de alacağınız cevaplar bunlardan fazlası değil. //yani sakin olun bu sefer mağdur değilsiniz// bu yüzden belli bir tanrı imajıyla gelmeyin bana. buraya bu yazıları girme sebebim şuydu: bir ateist dinlere inanmıyor, peki dinlere bağlı olmayan bir tanrı neden olamaz?
lütfen bunu kayda alarak bana ulaşın. ayrıca zaten yazının içinde cevabı olan bir şeyi bana tekrar sormanızın da bir anlamı yok.
dindarların hakiki tanrının kendi tanrıları olduğundan emin olmaları kadar ilginç olmayan sorunsal.
tanrı vardır veya yoktur, bunu ispat etmek benim işim değil, umurumda da değil. öldükten sonra yargı vardır veya yoktur bu da umurumda değil.
fakat benim anladığım kadarı ile sizin taptığınıza ben tapmak istemiyorum. çünkü anlatılan dümdüz bir psikopat. sırf eğlencesine insan yaratmış, sonra kendi yarattığı ve kendisine isyan eden bir melekle sidik yarışına girdiği için yarattıklarına ceza veya ödül vereceğini söyleyen bir güç var. ben böyle bir tanrıya tapmam hoca, haydi var diyelim aynen de yazdığı gibi olacak, yarın ölürüm kalkarım beni sorguya çekerler, eğer bir iki soru hakkım olursa sırf yanlış yerde doğduğu için ölen bebekler varken siz burada ne yapıyorsunuz diye sormak isterim, dünya sınavdır falan lafı da yemez birader, insan demişsin salmışsın, biri yemen’de doğuyor aç ölüyor, öteki suud prensi çöpe attığıyla ülke doyuyor netin adaleti lan bu? he benim aklım yetmez o adalete he mi? hadi lan oradan, kendini kandırdın ona itirazım yok ama ben kanmıyorum birader.
sonra kitaplara bakıyorum, saçma sapan kurallar, olur olmaz hikayeler, kişiye özel emirler, olmuyor abi, oturmuyor bende, ha sende oturuyordur, sen inan ağa benim meselem değil o.
sonra inananlara bakıyorum, her türlü boku yiyip başkasına ahlak satan bir sapık ordusu. ama gerçek müslümanlık o değil tabi, bir tek kendi biliyor gerçeği ne ama hesapta dininin emrettiği kuralllara uymuyor, sadece işine gelen peşinde. infak dedin mi donuyor mesele, islamda ruhban yoktur, cemaat yoktur, mezhep yoktur dedin mi kuduruyor. ben bu malla aynı yerde durmam. bir tane kitabı var onu okumaktan aciz, ama kerameti kendinden menkul kılıksız tipleri kendine şeyh, pir, gavs, zart, zurt belleyip uydurdukları hadisler üzerinden kendi kafalarına göre din yaratan tipler lan resmen. bak ne yapmak istiyorsan ona göre cemaat bulurum ben sana, ölü yemek istiyorum de kesin vardır bir hocası tarikatı. iğrenç bir hal bu yahu.
ben kendimden neden eminimin de cevabı şu, çünkü okudum, uğraştım, akıl var mı bu işin içinde diye baktım, bulamadım.
ben bilmeden inanmam birader, bilmeden inanmaya razı olmuşun da kafası buna basamaz, o yüzden, anlayamazsın.
bazı insanların yaptığı açıklamalar sayesinde olabilir:

x: bak görüyor musun? dünya güneşe azıcık yaklaşsa yanarız biz. böyle bir düzen var. birbirleri ile çarpışmıyor onca gök cismi. bu da tanrıyı kanıtlar
y: e abi bak gök taşı düşmüş şuraya.
x: yüce rabbim insanlığa uyarıda bulunuyor işte.

çarpışmasa yaradanın yüceliğinin kanıtı ise, çarpıştığı zaman da tam tersinin kanıtı olması gerekmez mi?

x: abi gördün mü tanrı ne güzel yaratmış. vücudun tıkır tıkır işliyor saat gibi. bu kanıt değil de nedir?
y: gördün mü bebeği kalbi delik doğmuş.
x: rabbim şifasını verecek elbet.

e tıkır tıkır çalışmak kriter de, tıkır tıkır çalışmamak niye değil?

x: abi gördün mü bak her gün sabah oluyor akşam oluyor hiç aksamıyor. al sana kanıt.
y: e kutuplarda 6 ay hiç sabah olmuyor abi.
x: rabbim bir dünyaya hepsini sığdırmış işte.

e sabah-akşam döngüsü kanıt ise, döngünün olmaması kanıtı bitirmiyor mu?

e böyle düşünenler varken bir noktada birileri durup 'yok abi bu tutarlı bir düşünce sistemi değil' diyordur illa ki.
görmediği bir şeyi reddeden kişi ile ilgili başlıktır.

adam görmediği bir şeyi reddediyor ancak görmediği bir şeye inanan ve son derece emin şekilde dünya düzenini buna göre kuran kişi ise ''yav bu atayızlar nasıl emin olabiliyor yhaff'' diye algı yapıyor.
siz agnostiksiniz diyenlerin ateizmden haberi yoktur. ateizm tanrı vardır iddiasını kabul etmemektir. tanrıyı yok varsayar. pozitif manada tanrı kesinlikle yoktur demez. bu tanrının varlığı bilinemez diyen agnostisizmden farklıdır.

evimde bir kaplanım var desem ve aranızdan biriniz göstermeden, delille ispatlamadan inanmam, olmadığını varsayarım derse o kişi ateistin tanrı kavramına yaklaştığı gibi yaklaşmış olur olaya.

bana sorarsanız tanrı kavramına yaklaşımım aynen yukarıda yazdığım gibi ancak islam'ın allah'ı yoktur diyorum. pek çok çelişkisi ve yanlışı var çünkü. dogmatik dinler için genel yaklaşımım bu yönde.

vicdanıma uygun yaşıyorum, kimseye zararım dokunmadan, deistlerin inandığı gibi bir tanrı varsa bile gönlüm rahat. verdiği akla ve vicdana uygun yaşadım, yaşıyorum. yoksa da sorun değil, mutlu bir yaşam derdindeyim, madem bir defa deneyimleyeceksek bu hayatı. esas inançlı insanlara üzülüyorum, hangi dinden olurlarsa olsunlar. insan olarak yaşayacakları bir hayatları var ama onlar korkuyla öğrendikleri bir yalandan çıkamıyorlar, o biricik hayatlarını bir yalan üzerine inşa edip yazık ediyorlar.