Sık geçen başlıklar

anneanne deyince akla ilk gelen şey 11

ekşi'de gör
canım benim sevgi dolu bir insandı nurlar içinde uyusun; ilk aklıma gelem harika dut pekmezi ve manileri… çok özledim birtanemi…
bi gece anneannemin kapısını çaldım sarhoş bi halde. soğuk bi ocak/şubat akşamıydı. hava karlı buz gibi. uyumadan önce anneanneme canım suböreği istiyor demişim hatırlamıyorum. sabah oldu, uyandım. saat 6-7 gibiydi. anneanneme seslendim ses vermedi. bahçeye çıktım. o soğuk kış gününde bahçede ocağı yakmış su böreği yapıyordu bana. bi süre onu izledim. izledim. o kadar kötü ve o kadar mutlu hissettiğim başka bir an hatırlamıyorum. yine bir sabah uyandiğimda 'oğlum kötüyüm ben' dedi ve hastaneye yetiştirmeye çalışırken arabanın arka koltuğunda verdi son nefesini kollarımda. anneanne deyince benim aklıma gelen ilk şey hayatımda yediğim en güzel suböreğiydi sanırım. seni çok özlüyorum ve seviyorum anneanne.
onda kredim çok yüksekti, kızmazdı hiç. çok güven verirdi.
karşılık beklemeden verdi sevgisini.
yormamak için yorulmayı tercih etti ve bununla mutluydu.
hep özel hissettirdi.

yumurtayı rafadan yapardı ne cıvık ne katı tam sevdiğim gibi. şimdi en kral makineyle bile tutturamıyorum ayarını. kızartma kokardı ev bazen, iştah açardı. hamur işlerinde çok becerikliydi; börekleri, baklavası ve bizim oraların nokulu onun ellerinde çok meşhurdu. şakacıydı, güldürmeyi pek severdi. atamıza bağlıydı, 10 kasımda 9'u 5 geçe muhakkak saygıyla dururdu. dilinde hep dua, upuzun da tesbihi vardı. çocukken onunla oruç tutup akşamları teravihe gitmek en güzel anılarımdı. kiraz ağacı vardı bahçesinde yaşına bakmadan ağaca tırmanırdı.
onunla beraberken her şey yolunda gibi gelirdi, bu kadar özleyeceğimi ve bir gün öleceğini tahayyül edemiyordum. zihnimde hep sevgiyle yer etti. en azından sükunetle geçti çocukluğum huzurla. ne şanslıydım, anneannem de dedem de çok güzeldi, hem de çok güzellerdi.
annane diyince çoğu kişinin aklıma güzel duygular gelir ama benim aklıma hiç güzel duygular gelmiyor, gelemiyor.

babam ben küçükken öldüğü ve annemin yanına taşınması sonrasında bana karşı olan nefretini her fırsatta dile getirirdi nedensizce, hiç anlamadım nedenini, neden diğer torunlar gibi sevilmediğimi, neden yapılmış yemeklerin kalanlarının fırında benim yemem için saklandığını, neden kızdığı her anda o evin babamın evi olmadığını hatırlattığı. bilmiyorum nedenleri, önemsemiyorum da artık açıkcası, öleli 10 yıl öldü, ama hiç özlemedim kendisi, hiçte dua etmedim arkasından.
bugün saat 16.00 da vefat etti :(
10 yıldır çektiği ızdırap son buldu...
güzel hatırlamak istiyorum çünkü yıllarca 4 çocukla kendi başına mücadele vermiş,seni güçlü bir kadın olarak anacağım canım tontişim benim.
hep köyüne defnedilmek istiyordun ve yarın seni köyüne götürecekler :(
ayrımcılık.oğlunun çocuklarıyla,kızının çocuklarının yani bizlerin arasında yaptığı ayrım ve bu duruma dedemi de ortak etmesi.

daha genç olduğu zamanlarda bu ayrımı belli etmeden ustaca yapabiliyordu.yaşlandıkça şuur ve bilinç denilen şey etkisini kaybettiği için gizleyemeden,alelade bir şekilde gözümüze soka soka bu ayrımı yapmaya devam ediyor.

onlarla ilgili bir durum olduğunda kendi canından birini savunur gibi canla başla mücadele ederken bizim için sanki dışarıdan biriymiş gibi öylece karşıdan izler.

onlar için el pençe olup her türlü hizmeti gösterirken onlar da kendine hizmet ettirmeyi zevkle karşılarken onların ardından hasta olduğunda da bakması için aradığı kişiler bizler oluruz.aynı şey mal paylaşımında da oldu,olmaya da devam ediyor.

canım kanım dediğim,yaşından dolayı hiçbirşeye kıyamadığım insan beni rahat bir şekilde üzerken umrunda bile olmuyor.zor bir dönemim de kafam dağılsın diye yanlarına gittiğimde yediğim yemeği,ekmeği çok gördüler bana.2 gün evlerinde birşey yemeden durdum,2 günün sonunda kaçtım.üstüne üstlük işsiz kaldığım zamanda dedemle birlikte bu durumumdan kuzenlerimin yanında beni aşağılaması da cabası.kaç yaşında olursan ol bazı şeyler unutulmuyor.kin değil bu kırgınlık.başkalarının yanında da öyle bir role bürünür ki sanırsın tontiş,tatlış,dünyanın en iyi insanı ama ben bilirim sahteliğini.bu yazdıklarım en basiti…

ben de diyorum ki,kaç yaşında olursa olsun bunları yapmaya aklı eriyorsa beni üzmekte beis görmüyorsa kimin peşinde koşarken hasta olduysan git sana onlar baksın.

yaptıklarını yüzüne vurduğunda da asla kabul etmiyor.herşeyin en doğrusunu ve en iyisini kendi bildiğini iddia ediyor.öyle gaddar biri değilim ama sabır da bir yere kadar, laf anlamazlığı insanı öyle bir raddeye getiriyor ki ne halin varsa gör dedirtiyor kendine zorla.
(bkz: patates kızartması)

küçükken gece uyanır şımarık şımarık anneannemin yanına gider canımın patates kızartması çektiğini söylerdim.

zaten tüm gün yorulmuş etmiş, uykunun en tatlı yerinde geliyor bi velet, bana patates kızartır mısın diyerek uyandırıyor. delirir insan.

kurban olduğum 1 kere bile hayır demedi. ah şimdiki aklım olsa seni hiç uyandır mıydım anneannem.
ucu bucağı olmayan bir sevmek fiiliyle tanıştırdı ki beni; kimse tarafından sevilmeye ihtiyaç duymadım.
gasilhanede yıkanan genç bir kadın bedeni. 20'lerinin ortasına varmamış daha. beyaz teni neredeyse saydam gibi.
bedeni yıkanırken dışarıda 2 yaşındaki bebeği bağırıyor sabırsızca. ve genç kadının ölü bedenindeki ölü memelerinden hala süt sızıyor ince ince...

onu ağlayarak yıkayan kadın akrabaları kendi aralarında -olmayacağını bile bile- bebek için son birkaç yudum sütü bi kaba koyup koymamayı tartıyorlar. hepsi hala bu ani ve trajik ölümden dolayı şokta.
annem ise o bebeğin 5 yaşındaki ablası. o da ağlıyor içini çeke çeke

anneanne deyince, annemin neden böyle olmasının sebebi olan o trajik ölümü geliyor benim aklıma sadece.
annesiz büyüyen bir çocuğun anneliği, sevgiyi, güveni nasıl da öğrenememişliği....

neden kızımı büyütmeden ölmemem, neden kendime iyi davranmam ve iyi bakmam gerektiği
hükümet gibi bir kadın.

osmanlı zamanında doğmuş. 13 yaşında evlendirilmiş. daha adet görmeden evlendirildiği için yaklaşık 1 yıl boyunca çocuğu olmuyor gerekçesiyle aşağılanmış, 5 çocuk doğurmuş erzincan depreminde evleri yıkılmış göçük altında kalmış, ankara'ya gelmek zorunda kalmışlar, ankara'da dedemin rahatsızlanması ve vefat etmesi sonucu geri memlekete dönmüş ama 5 çocuğundan birinin vefat etmesi üzerine köyde geçinemeyeceğine karar verip tekrar ankara'ya gelmiş.

okuma yazma yok. evlere çamaşıra giderek temizliğe giderek çocuklarını okutmaya çalışmış, bir an olsun ideallerinden ödün vermemiş, harama yan gözle bakmamış, 5 vakit namazını asla kaçırmamış, üstüne 3 ayları ve pazartesi perşembe günlerini komple oruçlu geçirmiş, bir kere hacca bir kere umreye gitmiş ölene kadar dua ettiği bir tanıdığın vasıtasıyla et balık kurumuna hademe olarak girmiş ve oradan emekli olmuş.

bu süreçte bir oğlunu almanya'ya gurbete yollamış, bir oğlunu beyin kanamasından ve bir kızını da kalp rahatsızlığından kaybetmiş ve erzincanda ölenle beraber 3 evlat acısı yaşamış, biri de gurbette.

o emekli maaşıyla kıt kanaat yaşayarak öksüz yetim torunlarını okutmuş, erzincan'a memleketine yıkılan evin temellerinin üstüne tekrar ev yapmış, oraya ağaçlar ekmiş ürünler yetiştirmiş

90 yaşında hala tek başına doğu ekspresi'ne binip 27 saat yolculuk yaparak memleketine giden ve ağaçlarını sulayan dimdik zinde bir kadın.

ne zaman yaşını sorsak 15 derdi. hiç değişmedi ölene kadar.

dindar olmasına rağmen osmanlı ve onun deyimiyle muharebe zamanlarında atatürk'ü anlayan destekleyen, asla din istismarcılarına prim vermeyen, aydın düşünceli, yobaz olmayan örnek bir kadın.

asla harama bakmayan, aç kaldığı dönemlerde bile kimseden bir şey istemeyen örnek bir insan. sobasına kömür alamadığı için küçük tüpün üzerinde taş ısıtan, o taşı beze sarıp koynuna alıp onun sıcağıyla uyuyan bir kadın.

85 yaşlarındayken yıllardan da 80 ler cep telefonu falan yok ev telefonu bile sınırlı sayıda. bir gün bize geldi, hıfsının kaynı ölmüş istanbul'da baş sağlığına gidelim dedi. adresi biliyor musun dedik yok gidince buluruz dedi. dalga geçtik tabi ki anneanne hıfsı diye biri adres istanbul. bu kadar bilgi ile adam mı bulunur orası koskoca istanbul biz önce telefon bulalım arayalım adres alalım ondan sonra gideriz hafta sonu dedik. bize küstü ve hafta sonuna kadar beklemek üzere çıkıp evine gitti (daha doğrusu biz öyle biliyoruz)

ertesi gün telefon çaldı. istanbul'dan arıyorlar. hacı teyze bize geldi de merak etmeyin diye sizi aramamızı istedi.

kadın yapmış. okuma yok yazma yok. yol bilmez iz bilmez. istanbula daha önce gitti mi belli değil. elindeki tek bilgi hıfsı diye biri adres istanbul. bu kadar. gitmiş ve bulmuş. inanılır gibi değil.

nasıl buldun anneanne anlat şu olayın aslını dedik, bizden çıkınca terminale gitmiş doğruca ve istanbula bir otobüse binmiş. terminalde inmiş ve erzincan otobüsleri nereden kalkar diye sormuş, erzincan otobüs yazıhanesine gitmiş. oradakilere erzincanlılar hangi kahveye gider diye sormuş bir kahve tarif etmişler. o kahveyi bulmuş araya araya. orada sormuş hıfsıyı tanıyor musunuz diye. tabi kimse tanımıyor ama birisi kemahlıların başka bir kahveye gittiğini söylemiş. o kahveyi bulmuş ve oradan sormuş. birinin tanıdığının tanıdığı derken bir şekilde ulaşmış telefon numaralarına. telefon etmiş ve gelip onu almışlar kahveden.

bir anektot daha, gelinimizin anneannesi geldi bize 70 li yaşlarda. teyzenin yaş kaç dedi, biz de 96 dedik. teyze dedi ki, eeee ahretlik artık bize 2 gün yatak 3. gün toprak, ve anneanneme gollük şut geldi. anneannem yapıştırdı cevabı benim ölmeye niyetim yok daha 15 yaşındayım sen öleceksen mezar aha orada git içine yat :)))

her duruma bir manisi vardı cebinde. okuma yazma yok ama hafıza yerinde. tam olaya uygun bir atasözü, bir dörtlük, bir mani yapıştırırdı. bunları ne ara nereden ezberledi kimse bilmezdi.

kentsel dönüşüm ayağına evini yıktılar 94 yaşındayken. bu çok zoruna gitti. o yaşta evsiz kalmıştı. çok üzüldü. annemin yanına yerleşti. 1 sene geçmeden alzheimer oldu. son 7 senesi adım adım çocuk gibi olana kadar geçti ve 102 yaşında vefat etti.

nur içinde yatsın. örnek insan, fedakar insan, çilekeş insan kim derseniz tek gösterebileceğim anneannemdir.