ölüm, hayat enerjisinin bitmesi demektir. radyonun fişini çekerseniz, müzik biter. işte ölüm tıpkı böyledir. bir gün, bir yerde fiş çekilir ve doğduğunuzda bağlanan enerji cereyanı kesilir. hayat bitmiştir.
sizin için canını verebilecek insanlara, bir sürü anı ve her yıl akıllarından hiç çıkmayacak bir gün bırakmaktır.
her gün belki akla gelirsiniz ama o gün başkadır. tüm gün sizin acınızı unutmak adına kırk takla atılır ama nafile, gülmenin sonu bile burun sızlamasıyla biter.
"size başımdan geçen bir olayı anlatacağım: henüz yeni evlenmiştim. belaların her türlüsü bizi buldu. öylesine bıkkındım ki her şeye son vermeye karar verdim. bir sabah şafak sökmeden önce arabama bir ip koydum. kendimi öldürmeyi kafama koydum. yola koyuldum. dut ağaçlarıyla dolu bir bahçeye vardım. orada durdum. hava henüz karanlıktı. ipi bir ağacın dalı üzerine attım; ama tutturamadım. bir iki kere denedim ama kar etmedi. ardından ağaca tırmandım ve ipi sımsıkı düğümledim. sonra elimin altında yumuşak bir şey hissettim: dutlar. lezzetli, tatlı dutlar. birini yedim. taze ve suluydu. ardından bir ikincisini ve üçüncüsünü. birdenbire güneşin dağların zirvesinden doğduğunun farkına vardım. o ne güneşti, ne manzaraydı, ne yeşillikti ama! birdenbire okula giden çocukların seslerini duydum. bana bakmak için durdular. "ağacı sallar mısın?" diye bana sordular. dutlar düştü ve yediler. kendimi mutlu hissettim. ardından alıp eve götürmek için biraz dut topladım. bizim hanım hâlâ uyuyordu. uyandığı zaman dutları güzelce yedi. ve hoşuna gitti. kendimi öldürmek için ayrılmıştım ve dutlarla geri döndüm. bir dut hayatımı kurtarmıştı."
''dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır. doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. savaş bitmiştir.''