mavi jeans tercih ediyorum. 4 ay sonra apış arası eriyerek açılıyor. böylece rüzgar efil efil esiyor taşaklarıma doğru. bilhassa yaz aylarında büyük rahatlık.
Sık geçen başlıklar
asabi sirin 6
ekşi profilimantar. zehirli olandan. fazla uzun sürmez böylece
kapatma düğmesi de olan bir sistem.
harika meyve ağacı yetiştirdi adam. kiraz, vişne, elma, armut, ceviz, şeftali, trabzon hurması, erik, kivi, limon... diplerine de çilek ekerdi. bütün sulaleye enginar dağıtırdık bahçeden. bense sevmezdim pek ağaçları, çiçekleri. külfet gelirdi bana. akşamları sulamak için çıktığında beni boşta görürse arada yanına çağırıp yetiştirdiklerini gösterir, uzun uzun anlatırdı. öfleye püfleye gider, boş boş bakardım dinlerken. tek tek temizlerdi ağaç diplerini. gübresi, ilacı püsürü bana hep pis işler gibi gelirdi o zamanlar. peder emekli öğretmendi, çiftçi falan değil. parasını bahçeye gömüyordu bize kalsa.
şimdi gördüm ki yaş ilerleyince, babam olmaya yaklaştıkça, omuzlarımdaki yük artınca bir kaçış oluyormuş hobi. kaygıdan uzaklaşmak, kafayı boşaltmak, rahatlamak, yalnızlığı taçlandırmak için bir nefes oluyormuş.
kızlarıma neredeyse her sarıldığımda aklıma geliyor adam. bayılırdı kız cocuklarına. "çakır gözlü" olanlara hele... kız kardeşimi de bir başka severdi zaten. karımı tanıyınca torunları "çakır gözlü olacak" umuduyla oyle bir mutlu oldu ki... benden habersiz gidip tanışmıştı zaten. neyse...
şimdilerdeyse bisiklete bindiğimde, çiçek ektigimde, menemen ya da kuru fasulye pişirdiğimde, pazardan elimde posetlerle eve döndüğümde, büyük kızım harçlık istediğinde, pazar sabahları trt'de kovboy filmi çıktığında, çocuklar kahvaltıda patates kızartmasını çikolataya banmak istediğinde, soğan ekmek yerken, nohutun yanına soğan ezdiğimde, sivri biberi kütür kütür yiyen birini gördüğümde, çocuklar yemeğini bitirmediği zaman tabakları benim önüme bitirmem için geldiğinde, başkalarının çocukları birine "dede" dediğinde düşüyor aklıma. en çok da kızlarım benden destek beklediginde....
çok özledim be adam. adın bile yeterdi vallahi.
ps: kendi kendime dertleştim gençler. siz bakmayın bana. romantize etmek için değildi. zihnimi boşalttım yalnızca. n'olur kusuruma bakmayın siz.
şimdi gördüm ki yaş ilerleyince, babam olmaya yaklaştıkça, omuzlarımdaki yük artınca bir kaçış oluyormuş hobi. kaygıdan uzaklaşmak, kafayı boşaltmak, rahatlamak, yalnızlığı taçlandırmak için bir nefes oluyormuş.
kızlarıma neredeyse her sarıldığımda aklıma geliyor adam. bayılırdı kız cocuklarına. "çakır gözlü" olanlara hele... kız kardeşimi de bir başka severdi zaten. karımı tanıyınca torunları "çakır gözlü olacak" umuduyla oyle bir mutlu oldu ki... benden habersiz gidip tanışmıştı zaten. neyse...
şimdilerdeyse bisiklete bindiğimde, çiçek ektigimde, menemen ya da kuru fasulye pişirdiğimde, pazardan elimde posetlerle eve döndüğümde, büyük kızım harçlık istediğinde, pazar sabahları trt'de kovboy filmi çıktığında, çocuklar kahvaltıda patates kızartmasını çikolataya banmak istediğinde, soğan ekmek yerken, nohutun yanına soğan ezdiğimde, sivri biberi kütür kütür yiyen birini gördüğümde, çocuklar yemeğini bitirmediği zaman tabakları benim önüme bitirmem için geldiğinde, başkalarının çocukları birine "dede" dediğinde düşüyor aklıma. en çok da kızlarım benden destek beklediginde....
çok özledim be adam. adın bile yeterdi vallahi.
ps: kendi kendime dertleştim gençler. siz bakmayın bana. romantize etmek için değildi. zihnimi boşalttım yalnızca. n'olur kusuruma bakmayın siz.
toronto raptors, vancouver grizzlies takımlarının nba 'de oynamaları ya da monaco 'nun fransa ligi'nde baş göstermesi gibi; türkiye süper liginin azerbaycan, kıbrıs gibi ülkelerde daha da popüler olması, yayın gelirleri, bu ülkelerde de bu oyunun gelişmesi olasılıkları gözetilirse hukuki konular aşıldığı taktirde çok da güzel bir fikir.
o konulara hiç girmeyelim. kalbinizi kırarım.
ps: orospu şirine!
ps: orospu şirine!