benim. ancak biraz değişik bir yalnızlıkla.
benim için yılın en önemli günlerinden biridir on senedir; sabah kalkar duşumu alır, en güzel kıyafetlerimi giyer, saçlarımı yapar, iş yerinden izin alırım ve hepsinden farklı, muhteşem bir gün başlar. yarın yine böyle olacak ama çok önemli bir farkla.
bundan on yıl kadar önce oturduğumuz evin alt katına eczacı bir çift taşındı; okumuş, kültürlü, gelirleri iyi olan tatlı ve otuzlu yaşlarında insanlardı. toplam üç kişilerdi, ikisinin dışında kadının babası da yanlarında kalıyordu; eski istanbul beyefendilerinden ama şimdileri çökmüş, hatta geçirdiği bir kazadan sebep çok yürüyemiyor. onların nezdinde akli melekelerini biraz yitirmiş, sadece “açım, susadım, tuvaletim geldi.” gibi kelimeleri net ifade ediyor, gerisi sayıklama ve anlamsız cümleler.
zaman içerisinde adamla da kadınla da epey iyi anlaştık, o zamanlar bizim evde maç yayını yok, onlara gidiyorum maç günlerinde. adam fanatik fenerli, ben de öyle; futbol ve kadınları hayatımın merkezine koyduğum dönemler, bilirsiniz işte. aylarca böyle gidip geldim, her gittiğimde amcanın elini öperdim, amca gülümserdi. kimseye bir zararı yoktu, köşedeki koltukta oturur, evdekiler ne izlerse onu izlerdi, ne verirse onu yerdi; en çok reklamları severdi, sanıyorum kısa oldukları için.
adam sigara içerdi, ben içmezdim. devre aralarında falan balkona çıkarlardı karı koca. yine bir gün böyle bir mola anında amca bana seslendi, yanına gittim. benden kağıt kalem istedi, bulup getirdim ki zaten masanın üzerinde devamlı eşantiyon kalemler ve not defterleri olurdu; çok nemalandığım olmuştur. amca kağıda birkaç kelime çiziktirdi; o an anlam veremedim, damadına sordum; “ciddiye almaya gerek yok ya, aklı başında değil onun.” gibi bir şey söyledi. bu anlamda onu hep kınamışımdır, kayınbabasına çok ayıp ediyordu. istemeden bakıyor olduğu çok belliydi ama detaylara da giremiyordum. sonuçta özel hayat.
ben her zaman olduğu gibi yılmadım, hikayesi olan insanları, hikaye biriktirmeyi severim; özellikle insanları mutlu etmeyi severdim o zamanlar. genel olarak faydasızın teki olduğum için, birilerinin takdirini kazanmak benim için önemliydi. velhasıl ben amcanın kızına da sordum kağıtta yazan şeyi; kısaca özetledi, yeteri kadar bilgi almıştım. ulaşmam gereken birileri vardı artık ve facebook çok büyük patlamıştı. kolaylıkla ilgili kişileri buldum, ısrar sohbet derken konuyu hayata geçirebilecek ortamı yarattım.
kağıtta “beni sevdiğime götür.” yazıyordu. sonra hikayenin bu kısmını kızından dinledim; babası kırk yıldan fazla zaman önce ilk karısıyla evlenmiş, iki tane çocuğu olmuş ve krizli bir sebepten ayrılmış. çok büyük sevmiş, öğretmenlermiş ikisi de, fazla sürmemiş; yolları ayrılmış. sebebin ne olduğunu anlattıramadım, pek ısrar da edemedim. üvey kardeşlerinden birinin ismini verdi sadece kadın; “babam benim annemi kast ediyordur bence, o olamaz...” dedi ama ben bir ihtimal diye düşündüm. dedim ya, hikayeleri seviyorum o zamanlar.
diğer karısından olan oğluna ulaştım amcanın, annelerinden ayrıldığından beri görmemişler ve görmek de istemiyorlar. ne yaşandığını onlar da anlatmadı, taş oldular, put oldular suskunluklarını bozmadılar. sonuç olarak anneleri yaşamaktaymış; bir huzur evinde kendi tercihiyle hayatına devam ediyormuş, amcadan sonra hiç evlenmemiş; dediklerine göre bütün hayatını ona kahrederek yaşamış.
amca onu kast ediyordu biliyorum, amcayı götürüp götürmeme konusunu teyzenin insiyatifine bırakmadım; habersiz, sormadan bir gün çat diye huzur evine götürecektim. öyle de yaptım ve ondört şubat sevgililer gününe denk geldi. sabah kalktım, süslendim püslendim, sevgilim de yoktu; zamanım vardı, şirket arabam vardı. amcanın yanına indim, “hadi amca, gel seni sevdiğine götüreceğim.” dedim. kızı biraz itiraz etti, amca yüzüme anlamsız anlamsız baktı, sanırım aklı almadı bu ihtimali, bilemiyorum.
amcama güzel bir takım giydirdik, parfüm sıktık, tekerlekli sandalyesini bagaja koyduk. yolda bir çiçekçide durdum, güzel bir buket yaptırdım, bir de yanına çikolata aldık. neden çikolata bilmiyorum, belki vizyonsuzum ama ne alacağım o yaşta kadına; şeker hastası olabilme ihtimalini düşünemeden “ağızları tatlanır, hep beraber yerler orada.” dedim galiba. vardık huzur evinin kapısına, indirip sandalyesine oturttuk amcayı orada bi vatandaşın yardımıyla, çiçekleri ve çikolatayı kucağına koyup sandalyenin arkasına geçtim. “hadi bakalım.” diyip daldık içeri.
teyzenin ismini görevliye sordum, amca ismi duyunca biraz kalakaldı, sonra hareketlendi, elleri kolları yerinde durmuyor. “hadi!” diyor sadece, heyecanlı ama ben ondan çok daha heyecanlıyım. bakıcı kadın sağ olsun yanına kadar götürdü bizi, köşede örgü ören bembeyaz küt saçlı tonton bi teyzeyi işaret etti. diğer ihtiyarların meraklı bakışlarıyla sürdüm tekerlekli sandalyeyi dinlenme salonunda, ta ki teyzenin ayaklarının ucuna varınca kaldırdı kafasını; bana baktı, amcaya baktı, dünya birkaç saniye durdu. kafamda bir sürü olumsuzluk döndü ama...
dünya güzelleşti; konuşmadan bakıştılar bir süre, biraz ağlaştılar. amca nasıl hareketli, nasıl kıpır kıpır anlatamam; mutluluğun pişmanlıkla karışmış gözyaşları akıyor gözlerinden. teyzenin yüzünde öfkeyle karışık affetmişlik var, özlemişlik var. amca ayağa kalktı; bir sarıldılar ki biri bana öyle sarılsın diye ömrümün yarısını verirdim. öyle güzel görünüyorlardı ki parfüm reklamı çeken iki topmodel öyle güzel görünmez. bir anneyle çocuğu gibi, yıllarca hapis kalmış iki kardeş gibi, bir bütünün daha yeni tamam olmuş hali gibi.
amcanın ne sonraki evliliğindeki karısına, ne önceki ne sonraki çocuklarına böyle aşk duymadığını anladım. teyzeyi hiç unutmadığını, hiç vazgeçmediğini, hiç aklından çıkarmadan onun ağırlığıyla kırk yıldan fazla yaşadığını anladım. keşke anlamasaydım, o yük o yaşta omuzlarıma ağır gelmişti. onlar bir ağladılar, ben üç ağladım, amca pişmanlıkla mutluluğu, teyze öfkeyle özlemi yaşarken ben hepsini yaşadım. bana ağır geldi...
pek konuşamadılar, teyze hiç kızmadı; amca hiç suratını indirmedi, bakışa bakışa, birbirinin ellerine dokuna dokuna her şeyi anlattılar; özür dilediler, affettiler, keşke dediler, iyi ki dediler, ilanı aşk ettiler, barıştılar, gülüştüler. hayatımda benden büyük hiçkimse bana öyle bir minnetle bakmadı, utandım, ikisinden de gözlerimi kaçırdım. bu arada sigaraya da o gün başladım.
akşam oldu zor ayrıldılar, “yine geliriz amca.” dedim, gülümsedi amca. eve geldik, nasıl oldu bilmiyorum ama amcamın kafa yine kapandı. kızına ve damadına anlattım olanları, iyi anlatamamışım her halde; götürürler arada sırada diyordum ama otuzunda çürümüş ikisinin de kalbi.
sonraları pek gitmek istemedim evlerine, nedense ikisinden de çok soğudum eczacıların. amcamı görmeye gidiyordum sadece bazen, bir şeyler anlatıyordum; “götüreyim mi yine teyzeye.” diyordum, heyecanlanıyordu. sonraları bıraktım öyle demeyi, damat pek taraf olmuyordu bu işe. bir gün saatini çıkarıp benim koluma takmak istedi amca, kızı ve damadı ters ters baktılar diye kabul etmedim. sonraki her seferde yine saatini vermeye çalıştı bana, hep reddettim.
geçen yılın sevgililer gününe kadar her yıl gittik amcayla birlikte; bir seferinde gül aldık başka birinde papatya. hatta bir keresinde teyzeye tarak ve ayna aldık, çok sevinmişti, bence dünyanın en güzel saçları onunkilerdi. ney uğruna beyazladığını bilince daha değer vermiştim sanki. bir defasında da tek gittim teyzeye, belki hikayelerini anlatır dedim ama anlatmadı; hala merak ederim neler yaşadıklarını. belki bu yıl anlatır, bilemiyorum. her sene götürdüm ama amcayı, sevgilim olsa da, evlensem de, hasta da olsam, taşınmış da olsam hep götürdüm.
sabah kalkar duşumu alır, en güzel kıyafetlerimi giyer, saçlarımı yapar, iş yerinden izin alırdım ve hepsinden farklı, muhteşem bir gün başlardı bu seneye dek. yarın öyle olmayacak; amcayı dört ay önce toprağa verdik.
iki defa tek gittim amca öldükten sonra, “biliyordur, öğrenmiştir.” diye ümid ettim ikisinde de ama bilmiyordu. vicdansız çocukların hiçbiri söylememiş, ben de söyleyemedim. bugün telefon ettim huzur evine; teyzeyi sordum, “verelim mi?” dediler istemedim. bugün söyleyecektim telefonda, “yarın gelemiyoruz çünkü...” diyecektim, diyemedim.
sabah kalkıp çiçek almadan, hediye almadan öylece gideceğim. on yıl önce omuzlarıma ağır gelmişti bir araya gelmeleri; bir daha olmaz diyordum. bugün bana ağır geliyor ayrılmış olmaları, belki de zaruri ayrılıklar daha kabullenilebilirdir taraflar için, belki bir kolayı vardır “öldü.” demenin. “hani otuz yıl görmediğin bir adam getirmiştim sana, işte o öldü...” demenin.
bilmiyorum, belki saati görünce anlar...
ben bilmiyorum, ben sadece elçiyim ve sadece “elçiye zeval olmaz” sözüne güveniyorum.
blog
Sık geçen başlıklar
ekşi itiraf
1352
ekşi sözlük dertleşecek insan veritabanı
822
beşiktaş
389
masterchef türkiye
285
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
277
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
258
kemal kılıçdaroğlu
232
bitcoin
231
galatasaray
231
fatih terim
193
ali koç
173
fenerbahçe
168
anın fotoğrafı
166
şenol güneş
163
muharrem ince
161
bedelli askerlik
149
ekrem imamoğlu
148
game of thrones
146
ikinci el otomobil piyasası
144
pazar sabahı erken kalkmak için bir neden
143
survivor 2022 all-star
142
survivor 2017
130
survivor 2016
118
arda turan
110
arda güler
106
bu saatte hala uyumama sebebi
105
borsa istanbul
102
mauro icardi
99
survivor 2020 ünlüler-gönüllüler
99
gibi (dizi)
98
masterchef türkiye 2023 all-star
98
mario gomez
97
meral akşener
92
aykut kocaman
88
fernando muslera
82
cristiano ronaldo
77
survivor 2024 all-star
77
2016 turizm krizi
74
lionel messi
74
cumartesi sabahı erken kalkmak için bir neden
72
devlet bahçeli
72
fikret orman
72
mustafa kemal atatürk
71
robin van persie
71
vodafone arena
71
yaran inci sözlük entry'leri
70
radamel falcao garcia
69
şu anda çalan şarkı
68
burak yılmaz
66
rusya ukrayna savaşı
66
çaylak onay listesi
65
selahattin demirtaş
63
okan buruk
62
emlak balonu
60
kızılcık şerbeti (dizi)
58
sergen yalçın
58
survivor 2021 ünlüler-gönüllüler
58
ufak tefek cinayetler
58
erkeklerden kadınlara sorular
57
müge anlı ile tatlı sert
57
2016 ekonomik krizi
56
ersun yanal
56
şu an okunan kitap
56
masumlar apartmanı
55
ricardo quaresma
54
muhammed kerem aktürkoğlu
53
sinan oğan
53
vitor pereira
53
survivor 2018 all-star
51
vatanım sensin
50
oğuzhan özyakup
49
ozan tufan
49
ümit özdağ
49
üstteki yazarın nickinin düşündürdüğü
49
aziz yıldırım
48
cenk tosun
48
yaran facebook durum güncellemeleri
48
2018 ekonomik krizi
47
ismail kartal
47
neden sevgilin yok
47
altay bayındır
46
çağla tuğaltay cinayeti
44
donald trump
43
sabire meltem banko
43
suriyeli sığınmacılar
43
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı
42
kim milyoner olmak ister
42
vincent aboubakar
42
igor tudor
41
jorge jesus
41
mesut özil
41
behzat ç.
40
pfizer biontech covid-19 aşısı
40
yüzüklerin efendisi (dizi)
40
jan olde riekerink
39
#pınarürünleriboykot
38
beyaz futbol
38
cüneyt özdemir
38
nevşin mengü
38
kafirullah hazretleri 2
ekşi profiliromantiğim’ciler için; eller, saçlar, gamzeler, gözler, dudaklar...
iyi sevişirim’ciler için; kulak memesi, göğüs ucu, ayak bileği, sırt...
ben farklıyım’cılar için; bacak içi, kulak arkası, ense, avuç içi...
ben saykoyum’cular için; omuzlar, alt bacaklar, bel, boyun...
kadın ruhundan anlarım’cılar için; gülüşler, cümleler, bakışlar....
güzelliğe önem vermem’ciler için; fikirler, düşünceler, algılar...
sevişirken bile ağlarım’cılar için; el bilekleri, gamze çukurları, kirpikler...
aşırı hijyeniğim’ciler için; diş taşları, tırnak araları, kokukar.
fit adamım ben’ciler için; karın, basenler, kalça...
seks benim için ikinci plandadır’cılar için; bel kıvrımı, göğüs altı, omuz...
bu liste böyle uzar gider; ancak ben yoruldum.
iyi sevişirim’ciler için; kulak memesi, göğüs ucu, ayak bileği, sırt...
ben farklıyım’cılar için; bacak içi, kulak arkası, ense, avuç içi...
ben saykoyum’cular için; omuzlar, alt bacaklar, bel, boyun...
kadın ruhundan anlarım’cılar için; gülüşler, cümleler, bakışlar....
güzelliğe önem vermem’ciler için; fikirler, düşünceler, algılar...
sevişirken bile ağlarım’cılar için; el bilekleri, gamze çukurları, kirpikler...
aşırı hijyeniğim’ciler için; diş taşları, tırnak araları, kokukar.
fit adamım ben’ciler için; karın, basenler, kalça...
seks benim için ikinci plandadır’cılar için; bel kıvrımı, göğüs altı, omuz...
bu liste böyle uzar gider; ancak ben yoruldum.
18.12.2018 · 27. sıra
kafirullah hazretleri
17.12.2018 14:31