mezarlıktan çıkınca unutulan duygudur, hatırlamak için mezarlıktan yazmak lazım.
Sık geçen başlıklar
mezarlıkların hissettirdiği duygu 6
ekşi'de görgeldi benim başlık.
açılın, içeriden konuşuyorum.
babamın vefatından sonra, bir iki kez aksatma dışında, yaklaşık 7 aydır, her hafta mezarlık ziyareti yapıyorum(aslında babamı ziyaret ediyorum, her ne kadar cevap vermese de onunla muhabbet ediyorum. bazen kızıyorum bizi böyle boynu bükük bıraktığı için, bazen dayanamıyorum yokluğuna, toprağına sarılıyorum).
her gittiğimde yeni bir mezar yeri kazılmış oluyor. gidip o boşluğa bakıyorum uzun uzun..
hissettiğim şey; hayat, ölüme doğru sürekli bir yürüyüş, bazıları süratle gidiyor bu yolda, bazıları daha ağır aksak ilerliyor..
başka yol, başka bir seçenek yok. herkes istisnasız ölüme varacak.
bazıları zengin gömülecek o boşluğa, bazıları fakir.
kimileri mevki makam sahibi olarak girecek, bazılarının sahibi bile bilinmeyecek.
kimileri çok sevilecek ömrü hayatı boyunca, kimileri nefretle hatırlanacak.
bir isim kalacak hepimizden geriye..
mezarlıklara uğrayanların, taşlarda okuduğu bir isim.
hiçbir anlamı, hiçbir değeri olmayan bir isim..
ayşe ........ diyecekler.
ahmet .........
bu kadar boş ve anlamsız bir isim için.
hiçbir zerresini götüreceğimiz maddi imkanlar, evler için.
sevgisine layık olmaya çalışıp, hüsrana uğradığımız insanlar için..
hiçbir şey için üzülmeye, çabalamaya değmiyor..
ölüm çok yakın ve pek bir sıra gözetmiyor.
genç bir çift girdi bayramda o iki boşluğa, trafik kazası bahaneleriydi.
babamın arkadaşı girdi babamdan önce, corona bahanesiydi.
yan tarafa bir çocuk gömüldü, kanser bahanesiydi.
herkesin bir nedeni var, ama hiçbiri başka yere gitmiyor...
açılın, içeriden konuşuyorum.
babamın vefatından sonra, bir iki kez aksatma dışında, yaklaşık 7 aydır, her hafta mezarlık ziyareti yapıyorum(aslında babamı ziyaret ediyorum, her ne kadar cevap vermese de onunla muhabbet ediyorum. bazen kızıyorum bizi böyle boynu bükük bıraktığı için, bazen dayanamıyorum yokluğuna, toprağına sarılıyorum).
her gittiğimde yeni bir mezar yeri kazılmış oluyor. gidip o boşluğa bakıyorum uzun uzun..
hissettiğim şey; hayat, ölüme doğru sürekli bir yürüyüş, bazıları süratle gidiyor bu yolda, bazıları daha ağır aksak ilerliyor..
başka yol, başka bir seçenek yok. herkes istisnasız ölüme varacak.
bazıları zengin gömülecek o boşluğa, bazıları fakir.
kimileri mevki makam sahibi olarak girecek, bazılarının sahibi bile bilinmeyecek.
kimileri çok sevilecek ömrü hayatı boyunca, kimileri nefretle hatırlanacak.
bir isim kalacak hepimizden geriye..
mezarlıklara uğrayanların, taşlarda okuduğu bir isim.
hiçbir anlamı, hiçbir değeri olmayan bir isim..
ayşe ........ diyecekler.
ahmet .........
bu kadar boş ve anlamsız bir isim için.
hiçbir zerresini götüreceğimiz maddi imkanlar, evler için.
sevgisine layık olmaya çalışıp, hüsrana uğradığımız insanlar için..
hiçbir şey için üzülmeye, çabalamaya değmiyor..
ölüm çok yakın ve pek bir sıra gözetmiyor.
genç bir çift girdi bayramda o iki boşluğa, trafik kazası bahaneleriydi.
babamın arkadaşı girdi babamdan önce, corona bahanesiydi.
yan tarafa bir çocuk gömüldü, kanser bahanesiydi.
herkesin bir nedeni var, ama hiçbiri başka yere gitmiyor...
"home is where your mom is" diye bir söz var ingilizcede. "ev, annenin olduğu yerdir" şeklinde çevrilebilir. yani artık orası benim evim. aklımıza gelmedi, getirmek istemedik. babam için de yanına yer alsaydık, yanyana yatsalardı. ben de arada gidip uzanabilseydim ortalarına..
evimdir. hasret giderdiğim, tek yönlü konuşmalar yapıp cevap alamadığım, keşkelerle dönüş yaptığım yerdir.
evimdir. hasret giderdiğim, tek yönlü konuşmalar yapıp cevap alamadığım, keşkelerle dönüş yaptığım yerdir.
rahmetli anneannemin yanında bir amca var. mezarına canım dedeciğim yazmışlar en az 10 senedir bir allahın kulu uğramıyor. her gittigimde anneannemin mezarı ile birlikte o amcanın mezarını da temizleyip belediyenin sokuşturduğu çiçekleri suluyorum ve ağlıyorum. en çok o amca için ağlıyorum.
"eskiden ölümü ben başka türlü düşünürdüm: insan elli sene, altmış sene, hülasa istediği kadar yorgunluktan bitap düşünceye kadar gezer, koşar, eğlenir. sonra, gözleri tatlı bir uyku ihtiyacıyla mahmurlaşmaya başlar. o vakit bembeyaz, temiz bir yatağa uzanır. yeni başlayan uykuların hafif sarhoşluğu içinde gülümseye gülümse sönüp gider. güneşe karşı parlayan beyaz mermerler üstünde kucak kucak çiçekler... o mermerlerdeki küçük yalaklardan su içmeye gelmiş birkaç kuş... işte ölüm denince benim gözümde böyle sevimli ve hemen hemen neşeli bir hayal uyanırdı. şimdi, onun acı lezzetini, toprak, öd ağacı ve servi kokuları içinde dilimle tadıyor, ciğerlerimle kokluyor gibiyim!"
çalıkuşu
çalıkuşu
beni ilginç bir şekilde cezbeder. uzun uzun vakit geçirmeyi çok severim. kimseyle paylaşamadığım dertlerimi sevdiğim birinin mezarının( çoğunlukla dedemin) ayak ucuna oturup anlatırım. hatta kritik yaparak çözüm bile üretirim. sonra bana yol gösterdiği için teşekkür eder, dua eder ayrılırım.