tek bir tecrübeyle inancım bıçak gibi kesilmedi. fazlasıyla şey var ve sonuncusu filmlere konu olacak kadar kötüydü ama anlatmayacağım. o benim özelim.
yine de iki şeyden bahsetmem lazım.
ilki inancımı kaybetmeye başladığım dönemden kastımı anlayacağınız bir anı sadece.
günlerden bir gün yolunu kaybetmiş bir genç adam olarak tek başıma ankara'da
yolcu bar'a
karakedi'ye gitmiştim. öyle müzik eşliğinde alkol falan takılırken sigara içmek için dışarı çıktım ve yolun karşısında kaldırımda ağlayan bir kız gördüm.
yanına gidip iyi misin diye sordum. bu arada amacım gram asılmak değildi. kız gerçekten acınası duruyordu.
iyi misin soruma kendisi kelimesi kelimesine şu cümleyi kurdu: "ya ben buraya kız arkadaşımla eğlenmeye geldim ama sevgilim telefonda ağzıma sıçıyor. benim eğlenmeye hakkım yok mu ya. oysa o sanıyor şu an başkasıylayım sanki ve onu aldatıyorum"
sevgilisine güvenmeyen kıskanç erkek durumu söz konusuydu.
zamanında benim de böyle durumlarda arıza çıkardığım olmuşsa da kıza sonuna kadar hak verdim. görünen, kıskanç bir erkeğin gereksiz tepkisi vardı ortada.
ilerleyen saatlerde sevgilisinin güvensizliğinden dem vuran işbu kız karakedi gibi bangır bangır metal çalan bir grubun sahnesinde yağız bir anadolu erkeğiyle dans etmeye sürtüşmeye başladı.
ben nası mınakoyim ya eşliğinde olanları izlemekteyken kız bu bakışlarımı sanıyorum fark etti; çünkü gecenin ilerleyen saatlerinde bardan işbu yağız anadolu delikanlısıyla beraber çıkarlarken zilzurna yanıma gelip "onunla yatacağımı sanıyor ama yatmayacağım" falan bir şeyler geveleyip çocukla beraber taksiye bindi gitti.
yukarıda bir yerde kıza hak verirken sevgilisinin görünen, gereksiz tepkisi demiştim değil mi.
görünen ve gereksiz evet.
velhasıl ilki sadece bir anı.
diğeri ise hipergami ve yarattığı çıkar sabiti. burada 30 yaşını devirmiş biri olarak erkekliğe yeni adımını atmış hemcinslerimin red pill hezeyanına bulaşmadan kadınların hipergamik dinamiğine değinmem lazım.
bir söz vardır. "kadınlar hiç gitmeyecekmiş gibi sevip, hiç sevmemiş gibi giderken; erkekler her an gidecekmiş gibi sevip hiç gidemezler."
en iyi saptamalardan biri olsa gerek.
şu bir gerçek ki kadının severken büründüğü fedakarlık hali kıyas kabul etmez derecede büyüktür. erkekler bu konuda seven bir kadınla fedakarlık yarışına giremez; ama sorun bunun altyapısında başlıyor.
çünkü erkek cinsinin sevgisinde çıkar sabitinin yeri çoğunlukla yok. hatta erkek neden sevdiğinin üzerine bile düşünmez. sorsan neden sevdiğini bile bilmez. öyle olmuştur sever.
kadının ise sevgisinin altında daima bir giz vardır. bir gelecek planı, bir potansiyel, bir yatırım adına başka ne derseniz.
bevery hills'te kendini pazarlayanından bir afrika kabilesinde baldırı çıplak ritüelini gerçekleştirene.. dünya üzerinde hangi kadın topluluğunu incelemeye kalkışsanız bulacağınız bulgular aynı olacaktır.
kadınlar kazançlarını korumak üzerine evrimleşmiş bir tür. bunu jared diamond'dan geoffrey miller'e pek çok kişi yazdı.
erkek doğasının riske düşkünlüğü ve kadın doğasının garanticiliği gerçekten araştırılmaya değer bir alan. bu konuda yeterli makale bulamadım hiç. kendine akademisyen diyenler bu defa uyumayın.
kadınlar bu doğası gereği tüm kazançlarını ya da kazanç saydıklarını kaybetmemek için severken inanılmaz fedakar olurlar. biz erkekler çoğunlukla bunu ay canım ya bak nasıl fedakarlık yapıyor falan diye değerlendiririz; ancak olan şey daima kadının erkekte gördüğü potansiyeli ve yatırımını korumasından ibarettir.
işin çirkinleşmeye başladığı nokta ise kadının sevgisini kaybettiği, sevmeyi bıraktığı; daha doğrusu hipergaminin kendisine şahsi özünün daha fazlasına ulaşabileceğine inandırdığı yerde ortaya çıkar.
bu noktada o fedakar, bir zamanlar bir bütün olduğunuzu düşündüğünüz, kendini size adayan dişiden eser kalmaz. hatta onun size yabancılaşmasının hızını mantığınız almaz. aklınız nasıl sorusuyla tecavüze uğrar.
erkek türü ekseriyetle böyle değildir. biz bir kadından ayrılırken hatta ondan ayrıldıktan sonra bile değer vermeye devam ederiz. "arama beni istemiyorum, çık git hayatımdan" vs. desek bile ve ilgili kadın zor günündeyse yine gider yanında oluruz. hatta istemediğimiz halde ilgili kadın iyi olana kadar son darbeyi indirmeyiz.
oysa kadın türü; bitiyorum, tapıyorum sana dediği kişiyi bile sevmeyi bıraktığında direkt olarak toprak altına gömer.
erkeği ile kaç yıl kaç zaman geçirdiği fark etmez. sevgisinin bittiği noktada artık ölseniz dönüp bakmaz, yansanız bir bardak su vermez. severken sizden çok daha vefakar olan bu canlı artık tanıyamayacağınız kadar acımasızdır. öldüğünüzü öğrense mimiği bile kıpırdamaz.
bir başka dalı tutmaya görsün yıkıcılığı rakip kabul etmez. bunu ona daha öncesinde anlatsanız bile anlamaz. çünkü doğası mantığından ötedir.
işte bu pragmatist yapı, bu makyavel davranış kadın doğasının özüdür.
kadının hipergamik evriminin son halkasıdır.
insanlık toplum baskısı denen şey ile bunu bir süreliğine zapt altına almıştı; ancak kadının gerçek doğası ataerkil düzene geçtikten sonra asırlarca baskılanmış olsa da günümüzde tekrar zincirlerini kırdı ve hiç olmadığı kadar öğütücü artık.
keza kadınların rasyonel olarak haksız oldukları noktada kendilerini duygusal olarak haklı görme dürtüleri de direkt cinsel seçilimin getirdiği sonuçlara ilişkindir.
ancak tüm bu anlattıklarımı cinsel seçilim ve insan evriminin sonuçları içerisinde açıklayabilsem de kadın türünün hala erkeğini bir başkası için terk ettiği ya da aldattığı durumda suçunu kabul etmek yerine haklı çıkmaya çalışarak karşıyı suçlaması ya da bahaneler üretmesinin uğraşını açıklayacak bir temel bulamadım henüz.
-belki karşıyı şeytanlaştırarak kendini aklama, belki duygusal ya da cinsel yetersizliğe sığınma-
umarım bunun da evrimsel kökenlerine inilir.
bunlara rağmen; şu an kadınlar için sevgilisi kim olursa olsun ne kadar severse sevsin hipermagik olarak ondan daha iyisi potansiyeli daima var artık. sosyal medya ile kapalı sınırlar da aşıldı, ilişki ekosistemleri de çöktü. daha iyisi olmasa bile olmasını düşündürecek nedenler var. (bkz:
sosyal entropi)
bu koşullarda erkek türü ya genç yaşta evlilik yapıp bu saçmalığın dışına çıkılacak ya kendi hemcinsi arasında yükselip zirvede yer alacak ya da gelinen bu noktada sadece bıyık altından gülüp acıyarak kendi keyfine bakıp geçecek ki zaten evlilik kurumu da ölmeye yüz tutuyor.
benim gördüğüm, bu kurum artık son yüzyılını yaşıyor. önümüzdeki yüzyıl gerçekten %80-%20 dominasyonunun binlerce yıl sonra tekrar insan doğasına dönüşü olacak.
erkekler ister bilinçli ister bilinçdışı bu gerçeğin farkına varıyorlar.
(bkz:
erkeklerin evlenmek istememe nedenleri)
şimdi, böyle bir sabit için kendi zamanımdan çalmaya ne kadar değer?