Sık geçen başlıklar

istanbul'da yaşamayanların hayatı kaçırması 10

ekşi'de gör
ekşideki en saçma başlık olabilir.

doğrusu, istanbul'da yaşayanların hayatı kaçırması olacaktır.

bakın istanbul şöyle bir yer...
sıralı tam liste:
-kaos
-trafik
-gürültü
-kalabalık
-trafik
-arap
-kirlilik
-trafik
-keşmekeş
-trafik
-arap
öncelikle, çok uzun süredir istanbul'da yaşıyor olduğumu belirteyim.

istanbul'u gerçek anlamda yaşayabilmek için çok ciddi bir kazancınız ve bu kazancınızı harcayabilecek zamanınız olması gerekiyor. bu ikisinden biri dahi eksik ise istanbul'da yaşamak gerçekten eziyetten öteye geçmiyor.

bundan 15-20 yıl önce yaşadığımız istanbul ile şu anki istanbul arasında dağlar kadar fark var. düzgün bir şirkette (kurumsal ve görece olarak piyasanın üzerinde maaş veren) karı koca çalışan beyaz yakalı bir aile, bundan kabaca 5 yıl önceye kadar, her yıl düzenli tatiline çıkar, tatilinde 5 yıldızlı otellerde kalır, arada yurt dışına da çıkar, istediği zaman dışarıda yemeğini yer, sanatsal etkinliklere katılır ve bu aktiviteler bütçesini ciddi manada zorlamazdı. şu anki ülke koşullarında ise, aynı aile istanbul'da yaşayarak ayda 1-2 kere dışarıda yemek ancak yer, nadiren konserlere ya da sanatsal etkinliklere gider, yazın da kıçını yırtarak taksit vs. ile vasatı aşmayan bir otele tatile gider ya da tatilini ancak apartta, pansiyonda geçirir.

istanbul'da yaşayacak iseniz ve kendi eviniz var ise olaya 1-0 önde başlıyorsunuz. zira, şu an yaşanabilir kültürel seviyede bir semtte 2+1 ev aylık kirası 25-30 bin tl'den başlar, yukarı doğru gider. hali hazırda kirada iseniz ve eski kiracı iseniz, görece düşük kiranızın ne zaman elinizde patlayacağı, ev sahibinin yüksek artış talebi ya da tahliye talebi yapıp yapmayacağı stresini devamlı yaşıyor olacaksınız. bu nedenle de her kira artış dönemi risk.

istanbul'da ailenizle gidebileceğiniz düzgün restorantlarda alkolsüz bir akşam yemeği için kişi başı 1000 tl rahat harcarsınız. alkol alınacak ise rakamı 2000 tl'den başlatın. başlıkta sözü edilen hayatı kaçırmamak için tanınmış kişilerin sahne aldığı, canlı müzik olan, boğaz manzaralı sosyetik bir mekana gitmeniz durumunda ise kişi başı 10.000 tl de verirsiniz çok rahat.

listeyi çok uzatmayacağım. istanbul'da çok güzel mekanlar var, çok güzel etkinlikler var, çok kaliteli hizmet alabileceğiniz her türlü sektöre ait mağaza vb. var. bu bağlamda bakarsanız türkiye'de bunların hepsine bir arada ulaşabileceğiniz fazla şehir yok, olanlar da istanbul kadar seçenek sunmuyor, doğrudur. ancak bunlara ulaşabilmek için hem zamanınız, hem de hatırı sayılır bir paranız olması gerekiyor, yoksa ciğerci önündeki kedi gibi vitrindeki etlere bakar durursunuz.

bu nedenle, eğer ortalama bir geliriniz var ise; gidemediğiniz restorantlar, konserler, kulüpler, barlar, sosyal etkinlikler için istanbul'un pahalılığını, stresini, insan kalabalığını, trafik ve otopark çilesini çekmektense daha sakin ve görece ucuz bir şehirde yaşamak pekala da daha iyi bir seçenek olabilir.
istanbul'da yaşayanlarınki hayatsa kaçırmaktan memnunum .
bir dönem ben de böyle düşünürdüm. sonra fikirlerim değişti.

anlatayım...

izmit'te (kartepe) doğdum büyüdüm. üniversiteyle birlikte aile evinden ayrımdım. okuldu, sonrasında işti derken iyice koptum. şimdilerde istanbul'da yaşıyorum.

lisedeyken okuldan kaçıp trenle istanbul'a gittiğimizi hatırlarım arkadaşlarımla. (2,75 ytl'ye haydarpaşa bileti alabiliyorduk o dönem, şimdi söğütlüçeşme 79 lira) kadıköy'de takılır, sahilde dolaşır hiçbir şey olmamış gibi işçi treniyle eve dönerdik. güzel zamanlardı.

üniversiteden sonra iş bulup, temelli istanbul'a taşındım. alibeyköy, halkalı, fulya ve kurtuluş'ta yaşadım. şimdilik ümraniye'deyim. iş yerim cihangir'de. her gün metro, motor, finiküler yapıyorum. allahtan ev metronun dibinde. 1 saat 15 dakika sürüyor. dönüşü de aynı. üsküdar-kabataş motoru olmasa çekilecek dert değil.

halkalı'da yaşadığım dönemde kullandığım toplu taşımadan bahsetmek bile istemiyorum. o kadar nefret ettim.

taksim sosyalleşmeleri önceden çok eğlenceliydi. urban'da, ziba'da biraya oturur, baylo'da koktely söyler, bir iki dükkan yanında şarap, meclis'te rakı içer, şahika'da dans ederdik. geçmiş zaman fiili kullanıyorum ancak halen daha bunları ekonomik kriz yıpratmasına rağmen zevkle yapıyorum.

diğer taraftan istanbul bana türkiye'nin hiçbir yerinde olmayan müzik, sinema, festival ve tiyatro çeşitliliğini de sağlıyor. fransız kültür merkezi'nde documentarist'in kapanışına gidebiliyor, küçükçiftlik parkta epica dinleyebiliyorum. şehir tiyatrolarınaysa bilet bulabilirseniz şanslısınız.

hafta sonları motosikletle çıkıp florya'ya, karaburun'a, kilyos'a sürebiliyorum.

ama artık boğuluyorum bu şehirde. mesela motosikletim değil de arabam olsa hayatta gezmeye çıkmam. 2 saatlik gezinti için 4 saatimi trafikte harcamak istemiyorum.

gerçi şimdilerde istiklal'e de çıkmak istemiyorum. çünkü adım atacak yer yok. zaten çok uzun süreden beri taksim'in bir kimliği de yok.

kadıköy'e gidiyorum, insan seli... bir yere gideceksem ara sokaklardan yürüyorum ki kalabalığa girmeyeyim.

mekanlar desen tıklım tıkış... önlerinde de sıra var. çorbanın 20 lira olduğu esnaf lokantalarının önünde de, cadde'de 35 liraya çay satan mekanın önünde de sıra var artık yahu. hesap öderken bile bekliyorsun ki sıra sana gelsin.

bu koşturma, bu hep bir yere yetişme zorunluluğu, insanların gerginliği, tartışmaları, kavgaları, mutsuzluğu... beni de mutsuz ediyor. ekonominin boktanlığı üstüne... sakin bir gün yok artık! gerçekten boğuluyorum.

boğulduğum için artık daha az sosyalleşiyorum. zaten işim aşırı stresli ve yorucu.

napıyorum peki? hafta sonları izmit'e (kartepe) kaçıyorum çok uzun zamandan beri. çatı'da, yelken kulübü'nde, kafi'de arkadaşlarımla rakı içiyorum mesela. hem daha ucuz, hem de çok daha az kalabalık. yazsa hadi bahçeye diye topluyorum insanları. başkası kendi balkonuna davet ediyor. üçte biri fiyata mekanlarda eğlendiğimizden çok daha fazla eğleniyoruz köyde.

illa içki içmemiz de gerekmiyor. birileri çekirdek getiriyor. çay eşliğinde çitliyoruz. köyün yollarında serin serin yürüyoruz. yeri geliyor biralıyoruz.

eskiden geceleri göle gider hatta yüzerdik. şimdi kimse gece yüzmüyor ama göle gitmesi hala çok zevkli. bugün babamı alıp gittim mesela. o açtı birasını keyfine baktı, bense yüzdüm. geçen hafta iş arkadaşlarım geldi. eşme tarafına götürdüm. kimsenin olmadığı bir iskele bulduk. kah göle girdik, kah makara yaptık. üstelik bedava!

yine burada yalnız kaldığımda motorla çıkıyorum. kuzeye doğru sürüyorum. doğma büyüme buralıyım. ne kadar çok bilmediğim, gitmediğim köy varmış... saatlerimi geçirip dönüyorum.

kartepe'ye çıkıyorum. ulan babamın-annemin darlamasıyla zirveye çıkıp içme suyu alması bile zevkli. biz kamp atıyoruz.

yine göl kenarına gidip dünyanın en boktan restoranında çok güzel bir kahvaltı çekiyoruz kendimize. sapanca'ya gidip kahve içiyoruz, sonra yanık'ta yürüyüş yapıyoruz. kandıra'ya gidip kimsenin bilmediği sahillerde denize giriyoruz.

yahya kaptan'daki bir çay bahçesinde otururken ani bir kararla süleyman demirel'deki tiyatroya gidebiliyoruz.

hadi sosyal hayatı geçtim. akşam yemeği vakti annemin babamın yaptığı bostandan domates, salatalık, biber koparıp salata yapabiliyorum burada. kapının önündeki ağaçtan düşen armudu hüpletebiliyorum.

ya da sıcak yaz gecelerinde cam açık yatarken içeriye uyutmayacak kadar trafik gürültüsü gelmediği için mutlu olabiliyorum.

şimdi olduğum yaştan daha küçükken evet istanbul çok güzeldi ve beni tüketti. artık asıl istanbul'dayken hayatı kaçırıyormuşum hissi var. çünkü yakalamaya çalışırken hiçbir yere yetişemiyorum. ne ekonomim, ne enerjim, ne de psikolojim bunu kaldırıyor.

istanbul yoruyor, izmit ise dinlendiriyor.

istanbul dışında çok güzel bir hayat var. doya doya, yavaş yavaş, sindire sindire bir hayat var. bozulmaması dileğiyle...
eğer ki zengjn değilsen , eğer ki elit semtte yaşamıyorsan istanbul'daki kardeşim inan ki biz anadolu'da muhteşem hayat sürüyoruz. anadolu'da yaşadığımız ev istanbul'da milyon dolar , hayatımız ise baya elit. ama siz bunun farkına varamayacaksınız.
kaçırmadık allahtan.

memlekette kalıp, kaçıran arkadaşlarıma da bi bakayım dedim. neler kaçırmışlar neler.

mesela boş vakitlerinde ki bu oldukça fazla,

deniz ayaklarının dibindedir, izlerler, girerler,
canları isterlerse kayık ile balığa giderler,
1975 model dandik 4 çeker araçla off road yaparlar,
dere, tepe, yayla, dağ, bayır yürürler,
haftada bir mangal muhabbeti yaparlar,
evleri bahçelidir, evler arası uzak, insanlar yakındır,
bayramları o eski bayramlar gibi kutlarlar,
herkes herkesi tanır, bir şekilde işleri yürür,
herhangi idari veya kamusal bir işte tıkanmazlar,
sıra beklemezler, otopark aramazlar,
senede bir istanbul'a gelip, benden çok gezerler,
biletlerini o zamana denk getirip, ilgilerini çeken şeylere katılırlar,
izin için bir tarih belirlemezler, bunun için bir yıl önceden plan yapmazlar,
temiz hava, bol güneş, az gürültü ve en değerlisi
istedikleri an kaosa girip çıkabilme tercihlerinin olması gibi ufak tefek detaylara sahiplerdir.

en önemlisi birbirlerini bunları yapmak için itelerler ve zevkin dibine vururlar.

yani benim kaçırmadığım ama yakalamak için de servet harcamam gereken hayatı, bunlar bedavadan biraz pahalı yaşarlar.

ben bunların çoğunu yapmayı bırak planlayamam bile.
istanbul'da yaşamak paran varsa ve sana gelir sağlayacak bir işte çalışmak zorunda değilsen güzeldir. bu kriterleri sağlayamayıp istanbul'da yaşayanlar hayatı kaçırmaktadır.