plazalarda da çalıştım, son 2 senedir 17.000 metrekare bir deponun sorumlusuyum. yazı kışı hep soğuk. 3 kat giyim, içlik, kurtarmıyor yine soğuk. neyse, gelelim sadede, istifa ettim, yoğun stres; mesai ücreti ödenmeyen, gecelere kadar süren mesailer, cumartesi pazar çalışma. bulundugum şehrin ortalamasının nispeten üstünde bir maaş. fakat haftalar aylar geçtikçe farkettim ki, yeteneklerim, kişiliğimle uymayan bir pozisyon, sadece sabit bir maaş biraz da kurumsal bir kimliğin ardında çalışma uğruna, çekilmeyecek bir eziyet. işyerinde son 1 haftam, 1 hafta sonra özgürlük. bir süre dinleneceğim, bünyeyi toplantı set edelim'lerden, yanlış sevkiyat olmuş'lardan, stok sayımlardan arındıracağım. 7/24 susmayan telefon, yönetici baskıları (azaminin de üstünde), gece 3 sabah 5 dinlemeyen talepler. boyumu aşan bu iş hayatını sonlandırmak elzemdi.
son damla yöneticimin odasına çağırıp bana bir güzel kalay atması oldu, kendini savunamayan ben, orda kendimi savundum dışarı cıktım bi posta düşündüm, ben bu işi bırakırsam nolur diye, en büyükbaş, altını, o onun altındakileri, o da kendi altındakileri kalaylıyor bu düzende. biz de en altta kalanlar olarak, 3-5 liraya anamızı siktiriyoruz genel manada. geri döndüm, odasına girdim, işten cıkma kararımı açıkladım.
her gün 06.30'da çıktığım eve, 20.00'de dönüyorum, günümüzün yarısından fazlasını bu kurumsallara kiralıyoruz ve elimize geçen koskocaman bir sıfır. bizden giden ise çok fazla.
istifa ettim. bakalım kahramanımızın başına ilerleyen günlerde neler gelecek.
22.10.2016 · 34. sıra
miskinim
12:04