Sık geçen başlıklar

dindar nesil projesinin geri tepmesinin nedenleri 6

ekşi'de gör
(bkz: akıntıya karşı kürek çekmek)

avrupa'nın 15. yüzyıldan, bizim 19. yüzyıldan itibaren başlattığımız aydınlanma hareketinden vazgeçip, aklın ve bilimin sorgulayıcılığı yerine, değişmez dogmaların peşine takılmak 21. yüzyılda artık sürdürülebilir bir eylem değildir.
insanlar; özgürlüğe ve zenginliğe koşarlar...
akp'nin, din temelli iktidarın dindar nesil projesi ile son 20 yılda insanlar sistematik biçimde hızla fakirleşmiş, baskıcı vesayet rejimi ile özgürlüğü kısıtlanmıştır. ülkeye korku iklimi hakim olmuştur.
dindar nesil projesinin geri tepmesinin ana sebebi budur.

21. yy'da din ile mental olarak köleleştirilmiş insanlar halen kutsal denen kitapların tanrı sözleri olduğunu sanıyor. bununla ilgili bilimsel tek bir kanıt yoktur. bizim insanımız kuran'ı ısrarla türkçe okumaz. sebebi, okuma ilerleyince hemen aklından "bunları tanrı mı söylemiş?.. olamaz..." demeye başlar. dinden çıkmamak için türkçe okumayı bırakır. sebebi gayet basittir. insan beyni kutsal denen kitapların tanrı sözleri olamayacağını anlayacak kapasitedir.
aslında orta doğu kökenli tek tanrılı dinlere baktığımızda, insanlar kutsal denen kitaplara inanmaz. sadece yaratıcı bir tanrının olduğuna inanırlar. aslında çağdaş düşünce dünyasından birazcık tatmış her hristiyan, müslüman ya da musevi özünde deistir. sadece tanrıya inanırlar. gerisini pek kurcalamazlar. toplum içindeyken de dinin mensubu olduğu izlenimini yaratırlar, toplumdan dışlanmamak için...

din ile mental olarak köleleştirilmiş cahil insanlar değişimden korkarlar. dini yaşam tarzına uyum gösterme çabası içindedir. karısını, kızına mayo giydirip alıp tatilde denizde yüzmeyi, birasını şezlongun altında yudumlamayı, keyif almayı, çağdaş insanlarla hayata dair konular üzerinde konuşmayı akıllarına bile getirmezler. hülasa, değişime, 21. yy'a uyum gösteremezler. dini yaşam tarzlarını destekleyen dinci siyasetçiler tarafından din ile kolaylıkla avlanıp, sistematik biçimde sömürülürler. hem kendilerine hem ailelerine hem de ülkeye zarar verirler.

din gerçekte, yaratıcıya iftiradır, saygısızlıktır, hakarettir. yaratıcının dini olmaz. yaratıcının dininin olduğuna dair tek bir bilimsel kanıt yoktur. yaratıcı evreni bilim üzerine inşa etmiştir, din üzerine değil... yaratıcı kendini ancak bilim ile deşifre ettirir. yaratıcının sözlerini duymak istiyorsanız din kitapları değil fizik, kimya, biyoloji, astronomi, vb. kitaplar okuyunuz. yaratıcıyı burada bulacaksınız, din kitaplarında değil. din kitapları insan fikriyatı ürünleridir. yaratıcı adına binlerce din oluşturulmuş ve günümüzde halen oluşturulmaya devam etmektedir. hülasa; insan olmamış bir türdür.
dinler tarihine bakın... insanoğlu o kadar çok saçmalamış ki... eski antik mısırın kadim tanrıları, antik yunanlıların tanrıları, mayaların, inkaların tanrıları, uzak doğu felsefi dinlerin dinleştirilmiş tanrıları, orta doğu kökenli sözde tek tanrılı dinler, vb... hepsi de yaratıcıya kumaş biçip giydirme peşinde... sloganları: "tanrı bizim adamımız!"... ve tabii dini kullanıp yönetenler saltanat sürerken din ile köleleştirilen insanlar hem canlarını hem de mallarını kaybetmişler. insanlık tarihi bunun yüzlerce örnekleriyle doludur.

21. yy bilim ve bilgi çağında halen din ile devlet yönetmek kökeni eski çağlara dayanan iflas etmiş bir yönetim biçimdir. ve mutlak kaybetmeye mahkumdur. din ile kimse abad olmaz.

biz son 20 yılda ne kadar çok acı çektik. bunun sebebi elbette din ile devlet yönetme sevdalısı iktidardır. ekonomi dahil her alanda çökmüş bir devlet. vesayet rejimi ile yandaş medya, yandaş yargı, yandaş memurlar, vb. sistem oluşturulmuş. devlet, devlet gibi değil organize bir mafya gibi yönetiliyor. bu ülkede derinlerden gelen büyük bir çığlık var. insanlar acı çekiyor. on milyonlarca kirasını, bankaya olan borcunu ödeyemeyen, aç sefil insanlar var. deprem de bu ağır açık yaraya deyim yerinde ise tuz bastı...

bu milletin aklını başına toplaması lazım. kendine acımıyorsa çocuklarına, ailesine acıması lazım. unutmayın cehaletten daha büyük suç ve günah yoktur.
hangi konuda, hangi proje olursa olsun başarıya ulaşması için öncelikle baştaki kılavuzların şerefsiz, namussuz, hırsız, merhametsiz, vicdansız, kibirli, diktacı, zalim, egoist, narsist, farklı fikirlere yaşam hakkı tanımayan, kendisinden başkasını insan olarak görmeyen ve insan olmanın getirdiği haklara sahip olduğunu kabul etmeyen karakterde olmaması gerekir.

bir de siz, referansınız olduğunu söylediğiniz öğretinin aksi yönünde davranıp insanları kandırırsanız, yalan söylerseniz, bugün başka yarın başka konuşursanız, tek meziyeti sizi kutsamak olanları etrafınıza yerleştirip hatalarınızı söyleyenleri kovarsanız, kendinize gelince her şeyin iyisini, güzelini, kalitelisini, fazlasını, rahatını ve itibarlı olanı seçip, halka da sizinle aynı şartlarda yaşıyormuş gözüyle bakarsanız, güvenilirliğinizi yitirirsiniz ve projelerinizi de, gerçekte hangi amaçlar için tasarladığınız ortaya çıkar.

tabii "dindar" derken; tüm yaptıklarınızı hiç düşünmeden memnuniyetle karşılayan, kurduğunuz yeni dinin dindarlarını kastediyorsanız, o zaman başka. o zaman dindar nesil projenizi aslında gerçekleştirmiş durumdasınız demektir.
nasreddin hocaya bir gün bir çocuk getirirler. çocuğun sürekli bal yediğinden ve vazgçiremediklerinden varsa bişey yapıp yapamayacağını hocaya sorarlar. hocada onlara "kırk gün sonra gelin" der. kırk gün geçer ve çocuğu tekrar hocaya getirirler. hoca çocuğa sadece "bal yemeyi bırak" der ve çocuk o günden sonra bir daha bal yemez. ailesi bir tek sözle nasıl böyle olduğunu ve neden kırk gün sonra gelin demesinin sebebini sorar hocaya. hocada onlara "ben de bu çocuk gibi sürekli bal yiyiyordum ve bal yemeyi kırk gün boyuca bıraktım. yapmadığım bir şeyi çocuğa yaptırmaya çalışsayddım bir tesiri olmazdı" der.

olayın özü samimiyet. islamcılar samimiyetsizler ve insanlar bu samimiyetsizlikten dolayı kaçıyor. hepsi bu.
arastirmalar gösteriyor ki, türkiye'de gercekten seriat isteyen kesim yüzde 10 civarini zor buluyor. bu seriat isteklisi kesim orani afganistan'da yuzde 99, azerbaycan'da yuzde 8, kirgizistan'da yuzde 17 civari.

yani seriat ozlemlisi insan orani dusuk. bunlarin da önemli bir kismi sbs, teog ve lgs sistemi nedeniyle eger cocuk gorece iyi puan almissa yine imam hatip lisesine cocugunu gondermiyor. türkiye'de imam hatip potansiyeli yüzde 2-3 iken bu okullarin oranini yüzde 20 ye cikartinca bu okullara embesiller, hapcilar, motorize kızlar, jiletciler ve dahi inancsızlar da gidiyor. bu profili dine davet edelim derken, oradaki dindar ailelerin cocuklarinin da kendilerine benzetiyorlar. normal okullara zorla eklenen sözde secmeli sin dersleri ise diger ogrenciler icin itici oldu. butun bunlari islamci egitim kadrolarin rezil uygulamalari ve azginliklari da eklenince dinin bizzat kendisi olumsuz olarak gorulmeye basladi.
çünkü, "dindar nesil" projesinin amacı; sorgulamayan, başındakinin (devlet, patron, ağa...) söylediğini yapan ucuz iş gücü yaratmaktı.

ama arapların petrolü gibi, çalışmadan sana para kazandıracak bir kaynağın yoksa, bu iş gücünü değerlendirebilmek için de, onların çalışabileceği alanları açacak yatırımcı gerekiyor. bu yatırımcılar da doğal olarak, cemaat evlerinde abilerinden gizli porno izleyerek büyümüş takunyalılardan çıkmaz. ya eğitimli/nitelikli seküler kesmi ya da yabancı yatırımcıyı, gerekli ortamı sağlayarak ülkende bu iş alanlarını yaratmaya ikna etmen gerekiyor (cevahir'de araplara don-gömlek satarak ülkeye çekeceğin dövizle öyle cari açığı falan kapatamazsın).

bu yatırımcılar da, ülkedeki dillere destan adalet ve özgürlük ortamına güvenmeyince, o dindar, sorgulamayan, ucuz iş gücü ülkenin elinde patladı basitçe (bir kısmı hala, zaten kısıtlı olan devlet kaynakları ile bekçi/polis/imam... vs. yapılarak eritilmeye çalışılıyor). proje için heba edilen nesilden, torpille bir yerlere kapağı atamayanlar, acı bir şekilde dinin karın doyurmadığını fark ettiler.