pavyona gittik bi kere kuzenlerle. hayatımda adım atmamışım. lan bahaneyle bi kez gör, anı kalsın dediler; gürültü bin beş yüz, sigara dumanı ortamı sisli vadiye çevirmiş pist görünmüyor. uçak inemez o derece. masaya 'hoş geldin'e gelip medenice tokalaşan ablalardan biri az sonra kulağıma eğilip auramı delen şekerli parfümüyle “sen bu ortamlardan değilsin çok belli, belgesel izler gibi davranma, lütfen eğlenmene bak" diyerek gülümsedi. ben de güldüm neyse. rahatladım, absürt bir durum yok buraya kadar.
az sonra yanımızdaki kuzenin arkadaş tayfasından değişin biri tuvalette patlayıp
anorak sarı montuyla o kapalı deli gibi sıcak ortamda piste çıktı, sazcıya çal oynayacağım deyip dans etmeye başladı. sazcıya da “karşıma çağır işareti” yapıyor ha bire.
ulan kışın ortası bozkırın çorağı ama şarıl şarıl terliyor pezevenk, haptan, sıcaktan, gocuktan da bana mısın demiyor.
* vallahi amuda kalkıyor, başının üstünde gta'daki çete dolu sokaklarda dans edenler gibi tuvalette hüplettiği kimyasalın verdiği yetkiyle free style sokak dansları yapıyor, fırıldak gibi dönüyor yerde. kah kendi omzuna yatıyor kah tepesi üstü ayakları tepede hızlı hızlı dönüyor.
bunu gören yan masadaki göbekli
anatolian dayılar az sonra iyiden iyiye coşup bizim masamıza
alevli meyve, kafa sayısı kadar bira, 20'lik(o zamanlar veriyorlardı) rakı falan ikram hediye göndermeye başlıyorlar. ben, istemedik biz diyorum, abim masanın diğer yanından bana eliyle "sakin ol" diyor.
ekosistemdeki ilgili ablalardan birkaçı yerde topaç gibi kafa üstünde fır fır dönen
taksi renkli anorak gocuklu çocuğun etrafında dansa ayak uydurmak için
yılan dansı gibi bir şeyler yapmaya başlıyorlar.
biz hayretler, kahkahalar, masaya yağan içkiler içinde alevli meyve tabağının üzerinden pistteki temassız o kalabalık dansa bakıyoruz. garsonlar da izlemeye başlıyorlar
*göbekli dayılar alkış tutuyor. tezahüratlar, yeni oyun havaları için toprak markalı peçeteler
görselhavada uçuşuyor. vallahi garsonlar montlu topaç'ın kafasından peçete yağdırıyorlar, kadınlardan birisi yere düşen peçetelerden birkaçını avuçlayıp anorak gocuğu açık havada uzaydan görünebilecek çocuğun alnından akan, yüzünü sahne ışıklarında cam gibi ışıldatan terini siliyor, sarhoş alkışlar temsili
poligamik dansın ortasında nihayet makul senkronu yakalıyor.
eleman terden ve gocuktan kıpkırmızı oluyor. sarı gocuk, kırmızı yüz, yanıp sönen sahne ışıkları altında bir film sahnesi gözümün önünde akıyor. gelen ikramlardan tırtıklayıp, karpuzun kenarından çatalımı yana çalarak bir parça alıyorum, bir yudum da ılımış biramdan çekiyorum ve oyun bitiyor.
keyifliydi ama yine de reytingin top yaptığı o anlarda
benim burada ne işim var lan dedim birkaç kez art arda
*edit:edit