eğer babamın toplantısı varsa sekreter beni oyalamaya çalışırdı odaya girmemem için. neredeyse her gün oradaydım ve favorim toplantı esnasında babamı bulmaktı. bozuk paraları hep arabada olduğundan, para istediğimde büyük para vermek zorunda kalırdı. o parayla hemen yandaki markete koşar kendimce ne var ne yok alırdım.
yıllar sonra memlekete gittiğimde, bir süre sonra beyin kanamasından hayatını kaybedecek olan marketçi işin aslını anlatmıştı. "el kadar çocuktun. elinde bin lirayla *geldiğinde rahmetli babandan çarptığını anlıyordum. senin gözünü doyuracak üç beş çikolata meyve suyu veriyordum. paranın geri kalanını da babana veriyordum."
çok zaman geçti. babam da yok, marketçi de. o günden sonra hafızaya çok şey yazıldı ama çok azı gözlerimi kapadığımda karanlığın içinde böyle canlanıyor: sekreterin elinden kurtularak daldığım babamın odasından, onun bana gözlerinin içi gülerek ve yaramazlığıma kahkaha atarak, daha ben istemeden verdiği parayla hızla çıkıp, beni sıkıştırmaya çalışan sekreterlerden kaçıp soluğu markette alıyorum. halleyler, kekler, hobbyler, vişne suları kucağımda bahçeye doğru koşturuyorum. ne heyecan, ne mutluluk!
12.08.2022 · 18. sıra
dgnema
11.08.2022 03:11 ~ 04:08