Sık geçen başlıklar
asuman: senin beni eskisi kadar sevmediğin her halinden anlaşılıyor zaten

mükremin: nerden anlaşılıyor?

asuman: elini tutuyorum, elimi bırakıyorsun. gözüne bakıyorum gözüme bakmıyorsun.

mükremin: bilmiyorum asuman bilmiyorum, doğrudur kalbimin eski çarpıntısını kaybettiği tüm aramalara rağmen bulunamadığı inkar edilebilir bir gerçek olsa niçin inkar edilmesin öyle değil mi, o ki inkar edilebilir edersin gider yok böyle bir şey dersin gider

asuman: bak ağzınla söyledin işte sonunda!

mükremin: ben konuşmak için en müsait yer ağız diye şey ettim ama…

asuman: beni artık sevmiyorsun öyle mi?

mükremin: ya seni seviyorum da seni sevmeyi eskisi kadar sevemiyorum. hani eskiden seni sevmenin birbirimizi sevmenin yeşil gevrek bir tadı vardı. seni güldürmenin lezzeti damağıma yerleşir orada mutlu mesut yaşardı. yani bir şey olduğu vakit ilk bunu koşayım gideyim asuman’a söyleyeyim tarzında bir haberci telaşı olurdu

asuman: şimdi ne oldu peki?

mükremin: bilmiyorum asuman bilmiyorum, kalbim bir kuyunun dibindeki suyun içinde nefes almaya çalışan bir gariban… yukarı tırmanmaya çalışıyor ama ne yapsın kuyunun duvarları düz, kuyunun duvarları ıslak…
adam gibi adamdır ya da kadın gibi kadın.

niye kaypak olsun? senin egolarını orgazmdan orgazma niye koştursun?
la ne tür bir manyak grupsunuz siz?

sana koşarak gelmiş; teklifini sunmuş. sen de reddetmişsin.
ne yapacaktı?
(bkz: olduğu kadar olmadığı kader)
madem reddediyorsun, haddini bileceksin kıçını kırıp oturacaksın.
kimse senin egolarını çekmek zorunda değil.