Sık geçen başlıklar

yurt dışında yaşanılan küçük şoklar 3

ekşi'de gör
zamanın birinde bir arkadaşla newcastle'dayız, trenle tynemouth'a gidip deniz kenarında turlayacağız. istasyondan otomattan biletimizi aldık, 3 pound muydu ne, hatırlamıyorum, arkamızı dönüp iki adım attık, şişman bir ingiliz polisi karşımıza dikildi. neticede türkiye'de büyümüşüz, polis görünce elimiz ayağımız birbirine dolandı, adama öylece korkuyla bakıyoruz. ingilizcenin neredeyse yazıldığı gibi okunduğu meşhur newcastle aksanıyla "siz bu biletleri almak için kaç pound attınız makineye?" diye sordu. biz kekeleyerek "6 pound. ne oldu ki?" dedik. meğer o gün çarşamba, halk günü imiş, kişi başı 1.5 pound ödemeliymişiz. "ee, aldık zaten biletleri, ne yapabiliriz ki?" dedik. "burada bekleyin" dedi, çekti gitti, sonra elinde bir anahtar olan bir adamla birlikte geldi, şaşkın bakışlarımız arasında makineyi açıp bizim fazla paramızı ödediler, biletlerimizi değiştirdiler, iyi yolculuklar dilediler ve gittiler. bu da böyle bir şokumdur.
bisiklet turumuzun bir durağı montreaux şehrine vardık gece vakti. gecelik otel bakıyoruz, sorduğunuz yerler gülerek telefonu kapatıyor. yılda bir olan caz festivali varmış, hiç ama hiç boş yer yok. feci de yağmur yağıyor, yollar ırmak olmuş. tam ümidi kaybetmişken bir isviçreliyi durdurup ne yapabiliriz diye soruyorum. adam hayretle bakıp impossible diyor. bizim suratlar düşüyor tabii. biraz düşünüp gelin benle diyor. tam olarak anlamasak da bizi bir daireye götürüyor. içeri girince bize yatak odasını gösterip tekrar dışarı çıkıyor. bütün gece festivalde çalışacakmış, dairesini bize bırakıyor. şoktayız tabii. ama öyle yorgunuz ki direk uyuyoruz. sabah uyanınca rüya olmadığını anlıyoruz. tekrar mahcup oluyoruz. bakıyoruz ki adamcağız salonda yatıyor. birimiz sessizce alışveriş yapıp güzelce bir kahvaltı hazırlıyoruz. omlet, salam, croissant, meyveler, peynirler artık ne bulduysak. sonra da sessizce ayrılıyoruz. bu arada bu kadar düzenli bir daireyi daha önce görmemiştim. bana çok sihirli gelmişti herşey… su hayatta aslında ne güzel şeyler oluyor gazıyla herkesi öpüp sarılma isteği bir kaç gün sürmüştü.
polonya'dan almanya'ya geçtiğim sırada pasaport göstermek için bir ton sıra bekledikten sonra ilgili memura zorla pasaport göstermeye çalışmam, ikna olmayıp havalimanı polis şefliğine çıkmam ve avrupa ülkeleri arasında geçiş yaparken buna gerek olmadığını öğrendiğim sırada yaşadığım şeydir muhtemelen.
bu kadar mı serbest dolaşmak avrupa'da ya, sanki suriye'den türkiye'ye geçiyorum.