Sık geçen başlıklar

yalnız tipler hasta olunca kim bakıyor sorunsalı 6

ekşi'de gör
corona zamanı 2 hafta evden çıkamadım patron haricinde pek arayan olmamıştı. o da iş için aradı tabii ki. kalkamayacak kadar halsizdim, tat-koku duygumu da kaybettiğimden depresyonda gibi hiçbir şey yapmak istemeden yatarak bi 2 hafta geçirmiştim. hastayken de dışardan çorba söyler ilaç içer uyurum, izin alamadıysam kimseye de nazlanamadan bütün gün çalışır eve gider uyurum. ben hep uyurum.
böyle yapa yapa 'kimseye ihtiyacım yok' kafasına girip yardım edilince vs panik oluyorsun, garip.
yillar once karadeniz'in kucuk bir ilcesinden memleketim olan nevsehir'e dogru aracimla yolculuga baslarim. hava buz gibi eksi bes vardir.

yolda giderken bir anda bacaklarim uyusmaya baslar. gece 11 gibi, susehri yada zara'da kendimi bir hastaneye atarim.

bacaklarim uyustugu icin arac surebilmem mumkun degildir. yalniz zorda olsa yurumede problem yasamam.

acildeki doktor kas gevsetici igne ve krem yazar. ertesi gun poliklinige gelip randevu almami soyler.

durumumu anlatinca da acilde bir yatak ayarlar bana. zaten alti yatagi bulunan acilde uc yatak doludur.

aksi gibi birde gece trafik kazasi oldugu icin sedyelerde bile hastalar yatmaya baslar. hemsirenin ricasi ile tuvalete gittim bir an beni yataktan kaldirip sedyeye yatirmayi teklif ederler. rahat edemem.

aracima gecerim. rahmetlik anneme goturdugum cift kisilik battaniyeme kendimi durum yaparak, iki bina arasina park ettigim aracta sabah etmeye calisirim.

yalnizlik, aclik, yorgunluk bir aradadir.

neyse uzatmayayim. sabah olur ve ellerim cebimde corba icecegim bir yer aramaya baslarim. bacaklarimin agrisi gecmistir ve artik aracimla yola devam edebilirim.

bir evin onunden gecerken bir annenin oglunu dovdugunu gorurum.

hic bir anne evladina oyle vurmamali!

umursamadan yurumeye calissamda aklim cocukta kalir. arkamdan annesi olacak kadinin sozlerini duyarim "yarin babana soyleyecegim seni yetistirme yurduna yatiracak!"

arkami donerim. soguk havada kazaginin koluna gozundeki yaslari silen cocukla goz goze gelirim. cocuk kafasini cevirir.

bir an once oradan uzaklasmak isterim.

sonradan yalniz kalmak hastalanmak falan mesele degilde, hayata yalniz baslamak buyuk problem.
istanbul'da bir plazada çalışıyordum. hayatımda o dönem kimse yok. ailem şehir dışında yaşıyor.

domuz gribi oldum.

önce soğuk algınlığıdır sadece dedim ama ateş, titreme, neredeyse bilinç kaybı yaşayacak kadar kötü bir nefes alamama durumu olunca gece yarısı güvenliği arayıp bana taksi çağırmalarını ve aşağıya inmeme yardım etmelerini rica ettim. zira bayıldım bayılacağım!

taksiciye de dedim ki ben iyi değilim. gideceğimiz yer yaklaşık şu kadar tl tutar, şimdiden peşin vereyim. neyse arka koltukta ateşten inleye inleye hastanenin aciline ulaştık, sonraki bir kaç saat ben de net değil.

hastaneye yatış verdiler, ateşim düşmüyor bir türlü.

bizimkilere haber vermedim tabi panik yapmasınlar diye, evdeyim grip oldum diye geçiştiriyorum ama telefonda sesim zor çıkıyor, zaten sürekli oksijene bağlıyım. yaşlı annem o yaşında atlamış gelmiş istanbul'a, beni evde bulamayınca güvenlikten soruşturuyor, hangi hastanede olduğumu öğreniyor, hastane odasının kapısı çaldı, aaa annem!

doktorlar domuz gribi, bak risklisin sana da bulaşır dese de inat etti, taktı maskesini yanımdan 1 dk ayrılmadı. 10 gün mücadele ettim hastalıkla, gitmedi. ben ateş ve ağrıdan inledikçe koridora çıkıp ağlayıp geri geliyordu. eve çıktım, raporluyum, biraz toparlamaya başladım. yine de gitmedi. ben işe başlayana kadar yanımdan ayrılmadı.

ben yalnız bir kadındım. parasını kazanan, kendi hayatı, düzeni ve hatta imkanları olan kocaman bir kadındım. inanın bana o dönem anladığım bir şey varsa hastalık durumunda bazı şeyleri parayla dahi yaptıramıyorsunuz. kimse bana annem gibi bakamazdı. kimse öyle ilgilenemezdi. toparlayabildiysem onun sayesinde oldu zira direkten döndüm, domuz gribi ölümü istatistiklerine girmeme ramak kalmıştı.

şanslıydım.

umarım her yalnızın bir annesi olur benimki gibi.
hastalıktan kasıt grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklar ise; kendi kendimize iyileşiyoruz. mesela ben domuz gribini yalnız atlattım. doktora, ordan eczaneye, sonra da yanı başımda terleyince değiştirmek için pijama, su, ilaç ve iki kediyle yatağa. acıkınca yemek sepetinden bol acılı herhangi bir çorba, acılı ekşili uzakdoğu mutfağı, tavuk suyuna şehriye veya et suyuna mercimek tercih ediyorum.

bir keresinde bel fıtığı sebebiyle kitlenip kalmıştım, o kitlenmeyi de; ağlayarak kendimi 4. kattaki merdivenlerden aşağı yuvarlayıp, acilde kas gevşetici yaptırarak açmıştım.

bir keresinde de sakarlığımdan avucumun içine meyve bıçağı sağlayıp, bıçağı çeksem kan çok çıkar mı diyip bıçağı bir türlü çekmeye cesaret edemeyip, bayılacak kadar içimin çekilmişliği var. sonrası yine hastane.

böyle böyle idare ediyoruz işte.

ben de isterim hayatım acıdı mı diyip avucumu öpeni ya da kucaklayıp hastaneye götüreni, grip olunca hiçbir şey yapmasa bile arada ateşime bakıp, saçımı okşayanı... ama bi de şöyle düşünün ya beter ol diyen olursa, daha beter ol, sana bi
şey olmaz domuz gibisin vb.

kendi kendimize iyileşiyoruz.
naz yapacak kimseleri olmadığından eften püften hasta olmazlar. rahatsız olduklarında kendi kendilerine idare etmeyi bilirler. duruma sitem etseler de en azından bu durumda kimseye bir şey açıklamak zorunda değillerdir. yalnızlıktan korkmayın. sizi "hasta edenler" daha tehlikelidir sosyal hayatta.