Sık geçen başlıklar

uzaklara gitme isteği 3

ekşi'de gör
ben yakın zamanda başardım bunu, harika ötesi bir şey
çok bunalmıştm pandmei döneminde, 500 dolara brezlya tek yön bileti buldum ve 2 ay kaldım

gitmeden önce arkadaşlarıma danıştım, hepsi manyaksın dedi.
o sırada en fazla vaka brezilyadaydı.

o sırada pandemide görev yapan dok arkadaşda gitim
kanka git, en kapsamlı sağlık sigortasını yap dedi.
korona seni yıkacağını sanmıyorum dedi.

karar verdiğim gün uçağa bindim, harikaydı. amsterdam da aktarma yaptık, amsterdam-rio uçağında 30-40 yolcu vardı sadece, devasa uçak, devasa. hostesler gülüyor çok mutlu çünkü iş yok.

yolculuk sırasında alman bi hosla kaynattım, adam antalya hastası, neyse bana dedi seni business class a sokayım orda uyu.

giderken padişahların sefere çıkmadan önce yaptığı duayı okudum

sonra efendim inişi yaptım, pasaport kontrolündeyim, sordu neden geldin buraya, neden dönüş biletinm yok, turizm dedim. surat ifadesi değişti adamın şaşıordı, amirini çağırdı pasaportumu inceledi resmen sen ne ayaksın lan pandemide geldin dedi :d o sırada başka yerlere girdi olay alex de souza filan dedim curutiba gticem airbnb de ayarladığım yeri gösterdim, anladılar niyetiminm kötü olmadığını damgayı bastı ve girdiiiiim.l

sonuç =

bir sürü favellalara girip çıktım, sayısız kadınla erkele maskesiz kaynat, sosyal mesafenin amına koy

döndüm ekimde
koronada kapmadım.

daha önce böyle başka aykırı davranışlarım oldu. hiçbiri pişmanlık yaşatmadım, hatta keşke 10 katını yapsaydım dedim.
"ne zaman bu şehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. gidersem dönmem çünkü biliyorum..."

(bkz: cemal süreya)
uzaklara gitme veya ülkeden ayrılma isteği...bunların hiçbiri bizim asıl derdimize derman olamazlar.

zira nereye gidersen git, oraya kendini de götüreceksin. içindeki çözülmemiş ukde, farklı bir surette de olsa yine karşına çıkacak. hayat zaten bizden çıkanların yine bize dönüşünden ibarettir(bumerang kanunu).

dış dünya, iç alemimizin bir projeksiyonudur. iç aleminde denge ve sükuneti bulmuş olan kimse için her yer birdir; mekandan şikayeti söz konusu olmaz. bulamamış olan da yine nereye giderse gitsin, içindeki cehennemi yanında götürecek ve yeni mekanın ferahlatıcı bir etkisi olamayacaktır.

peki yeni mekan ve çevrenin hiç mi olumlu etkisi olmaz?

olur elbet ama bu etki geçicidir. mesela boğaz kenarında bir yalınız olsa, onun sefasını en fazla bir iki hafta sürersiniz. ondan sonra, orası bile sizin için sıradanlaşacaktır. oysa sürekli şuur mertebelerinde tırmanan kimsenin her basamakta evrene bakışı topyekün değişir. fakir kulübesinde ikamet ediyor ve orada sabit dahi olsa, o en büyük seyyah hükmündedir. zira bir evreni tüm donanımıyla geride bırakıp yeni bir evrene giriş yapmıştır.

işte bu yüzden tasavvuf büyükleri işin özüne vakıf olmuş ve "sefer der vatan-vatanda sefer" prensibini koymuşlardır. yani "seyahati iç aleminde yap. çevreni değil çevreye olan bakışını değiştir. bunu şuur mertebelerinde tırmanarak başarabilirsin. bir günü bir gününe eş olan aldanmıştır" buyurmuşlardır.