günün birinde metroda fark edileceğimi ve adıma başlık açılacağını biliyordum, gün bugünmüş.
sabah marmarayla anadolu’ya geçtim. insan söylerken de biraz utanıyor ama oturmadan kitap okuma davranışında bulundum.
üstelik de kürklü kapüşonlu montum ve kış günlerinde giydiğim beyaz spor pabuçlarımla tam bir boş beyinli namzeti idim.
buna rağmen çok detaylı bir plan yapmıştım:
etrafı kesmeye başladım; bana bakan bir iki göz gördüğüm an kitabı çantamdan bir silah gibi çıkaracak ve okur gibi yapacaktım.
arada uzaklara dalıp düşünecektim; dün bütün gece ayna karşısında bunu çalışmıştım.
hatta daha entel görünürüm belki diye arada çizer gibi de yapacaktım.
okuduğum kitap
harlequin aşk romanı idi ama tabi ki bunu görsünler istemezdim.
jean-jacques rousseau‘nun
insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı kitabının kapağını kesip bunun kapağına yapıştırmıştım.
derken onu gördüm. bir teyze bana bakıyordu; hemen güvenli tavrımı takındım ve kitabı okumaya başladım. arada da etrafı kesiyordum beni izliyorlar mı diye? eğer izlemiyorlarsa orda kitapla mal gibi dikilmemin bir anlamı yoktu. böyle hava yapayım derken durağı kaçırmışım, bir durak daha gitmek zorunda kaldım.
ama değdi doğrusu, inerken teyze yanıma yanaştı:
“tatlı kızım ne kadar güzel okuyorsun, benim de senin gibi kültürlü bir oğlum var. tanışmak ister misin dedi?”
çok memnun olacağımı söyledim. bir muhallebiciye oturduk; hayallerimin erkeğini bekliyoruz. darısı tüm çakma entellerin başına.