Sık geçen başlıklar

tatilya'ya gitmiş efsane nesil 7

ekşi'de gör
ah gençlik ah. tatilya'nın ülkede nasıl bir çığır açtığını bilmeyen nesil için osuruk gelebilir ama 90'lı yıllar için kendisi devrim niteliğindeydi. vr gözlük gibi, nintendo wi gibi bir şey. zaten kumarhane olayı olmasa böyle bir yatırım yapılmazdı da. kumarhaneler kapanınca sadece oyun cenneti olarak kaldı ve bence iyi bile sürdü saltanatı. hikayesini zaten azıcık araştırınca bulursunuz.

ilk yıllarından beri okul gezileriyle defalarca gitmiş bir abiniz olarak az biraz kelam etmek isterim. önce reklamları döndü bunun. o hollywood filmlerinde gördüğümüz oyuncaklar! aman allahım, 90'lar çocukları için cennet gibiydi.

ilk zamanlar yaka kartı basarlardı girişte üstünde adınız ve "ben bir tatilya vatandaşıyım" yazan. hala saklarım o kartı mesela, kenarda durur. kendine has camsız bir otobüsü vardı mesela. ancak o zaman şehrin çok dışında ve uzak olduğu için kullanmadılar sanırım.

giriş için metrelerce kuyruk olurdu. ilk seferler geç gidince saatlerce kapıda beklerdi insanlar. sonra uyanıp karga kahvaltısını yapmadan düşerdik yollara ki kuyruğa kalmayalım. yamulmuyorsam bir ara bileklik de takıyorlardı şu tatil köylerindekilerden.

geniş kapıdan girince tren karşılardı sizi ve gök kubbesi. 3 katlıydı diye kalmış aklımda. favori oyuncaklar tren, alabora, su kaydırağı... ancak ben bugün gizli, popüler olmayan oyuncaklardan bahsetmek istiyorum.

mesela ağzından su atan balık ve kurbağa vardı en alt katta (masal ağacının yanında), şimdi her avm'de gördüğünüz müzik ile senkronize su atan zımbırtı. rahmetli babam aynısını fuarda yapmıştı ve türkiye'de ilkti (tatilyadaki ithaldi çünkü). oradan bile pay biçebilirsiniz ne kadar öncü bir yer olduğuna.

herkes su kaydırağından bahsetmiş ama fotoğraf olayından bahsetmemiş. su kaydırağının 2. şelalesinden kayarken fotoğrafınızı çeker çıkış tünelinde satarlardı. pahalıydı diye aklımda kalmış. su kaydırağında o suya el girmezse olmazdı ayrıca. içine bindiğiniz plastik kütük şeklinde taşıtlar akardı. şelalenin en tepesinde mağara gibi bir yerden geçerken tutunup iki kütük aynı anda atladığımızı ve çarpıştığımızı ardından da azarı yediğimizi hatırlıyorum mesela.

tren katının yanında jetonlu oyuncaklar vardı. kazanana ödül verilen hani. gshock saat yıllarca hepimizin hayallerini süslemişti. ayrıca atariler de vardı. tabii jeton alıp oynanırdı.

mesela 5d sinema ilk defa tatilya'da vardı. 2 kısa film vardı biri tren yolculuğu, diğerini hatırlayamadım. koltuk kemerini sökünce duruyordu (hep bir efsane olarak dilden dile gelince denemiş ve 3. dakikada şutlamış bir süserin itirafları). filme göre koltuk hareket ediyordu işte.

korku tüneli vardı bir de sanki ama çok fotoğraf yok aklımda. karanlık labirent vardı mesela. bildiğin çocuk labirenti ama mor ışık ile parlıyordu dekorlar. bir de hareketli yokuşlar vardı sanki içinde. ileri geri hareket ederken sen de tırmanmaya çalışıyordun.

üst katta bir restaurant vardı. mikrodalgada pizza satıyorlardı. bir iki defa yemiştik sanki. sanırım bir de patlamış mısır satıyorlardı. o taraflar çok net değil.

alaborada mesela dolaplar vardı. anahtarını kaybetmiş eve dönüş yolunda bulmuştum. zar zor ikna etmiştik dolabın benim olduğuna da yedek anahtarla açmışlardı. alabora ne zaman ters dursa yere illaki para vs. dökülürdü. "kemeri kopan ve ölen çocuk hikayesi" dillerden dile aktarılırdı. google olmaması ne enteresanmış gerçekten.

ilk yıllarda feci kalabalık olurdu. tüm gün sıra bekleyip 1 - 2 kere ancak binebilirdiniz bu popüler oyuncaklara. ilerleyen yıllarda boşalınca sınırsız binme hakkınız var gibiydi. bir de sanki bir zamanlar sınırlı binme hakkı vardı gibi kalmış aklımda da emin değilim. düşününce o gün doğan çocuklar bugün yuva kuruyor, unutmak normal. sonlara doğru tek ziyaretçisi olduğumuz zamanlar aklımda. düşünsenize 4, 5 otobüs çocuk ve tüm tatilya sizin. 20 - 30 sefer binerdik oyuncaklara. tabii bolluk çabuk sıkmıştı. az olan kıymetli oluyordu çünkü.

arada bilgi yarışmaları düzenlenirdi (okul ayarlardı aslında). aptal uydu kanallarında yayınlanırdı falan. bir ikisine katılmışlığım da vardır. filmler çekilmişti. dizilerin falan bir bölümü illaki çekilirdi. aklımda kalan "problem çocuk" filminin yerli versiyonu olan cafer burada çekilmişti sanırım. bir de her hafta yayınlanan bir yarışma programı vardı tatilya'da çekilen. hatta niyeyse aklımda ırz düşmanı murat (hani şu yeğenini götüren) sunmuştu diye hatırlıyorum.

bol bol hediyelik falan satıldığı aklımda kalmış yine. böyle ekstralara giremezdik tabii biz. masal ağacını 1 kere dinlediğimi hatırlamam. ağacın gövdesinde dönerek gelen bir kafa hikaye anlatır sonra içeri kaçardı yine.

öncesi ve sonrası kritikleri günlerce sürerdi okulda. dedikodunun ve yalanın bini bi' para tabii.

yani yargılamayın insanları gençler. teknoloji ve gelişmişlikle belki şimdi her köşe başında bulabileceğiniz şeyler ilk defa bu topraklara gelmişti. bize güzel hatıralar bıraktığı için galiba satıldığını öğrendiğimde kocaman yaşıma rağmen içim burulmuştu. giden bir oyun parkından çok yaşanmışlıklar, hatıralardı.

güle güle tatilya
zaten her şey tatilya'nın kapatılmasıyla başlamadı mı aq
bu neslin efsaneliği tartışılır lakin şanslı olduğu muhakkaktır.

açılışından çok kısa bir süre sonra hafta içi günleri boş geçmesin diyerek okullara özel kampanyalar yapmaya başlamışlardı. işte ben de 1996 senesinde ilk kez okul seferiyle gittim bu harikalar diyarına. ortadaki alanda ayna grubunun konseri vardı. hayvan gibi playback olmasına rağmen o yıllarda çok popüler olan bir grubu canlı olarak izlemek biz veletleri mest etmişti.

hatta ben coşayazarak ayna'nın keline sarılıp avcumu öptükten sonra keline bir tane yapıştırmıştım. rahmetlinin yerinde olsam çocuk mocuk demez elimdeki gitarı götüne sokardım ama kendisi pek naif bir insan olacak ki sadece gülümseyerek geçiştirdi.

yalnız buranın korku tüneli adlı atraksiyonu çok başarısızdı. ne korkunç bir olay vardı ne de scare jump yaptıracak bir sürpriz. iki osuruktan iskelet bir cadı ve bolca sis duman. filmlerde gördüklerimizin yanında çok sönüktü. masal anlatan ağaç dedikleri de kaşı gözü oynayan mekanik bir oyuncaktı. en azından ağzında senkron olsaydı oradan yırtardı. bir de kolonu üst kısmına koydukları için ses yukarıdan geliyordu.

sonrasında bir kaç kere harçlık biriktirerek gitmiştik. paramız anca giriş ve bir kaç alete binme hakkına yettiği için doya doya eğlenememiştik. doğum gününde de sadece giriş ücretsizdi. öyle her alete sınırsız binme gibi bir imkan verilmiyordu. fiyatlarda buna keza kol gibi pahalıydı. yiyecek içeceği de susuz sabunsuz geçiriyorlardı. buna günlük harcayacağınız parayla fame city'de bir hafta kral olurdunuz diyeyim varın gerisini siz düşünün.
rahmetli dedem yıllık kart çıkartırdı her sene, ev malum beylikdüzü’nde teyzem okulda etüte kalma şartıyla her gün okul çıkışı iki saat benle kuzenimi götürürdü. ulan çok güzel günlerdi be. dedemi ayrı tatilya’yı ayrı özledim.
bizim nesildir ama biz dahil olamadık. çok mu para istemişti lan acaba okul? hatırlamıyorum. hatırladığım şey ise parayı verenlerin otobüse doluşup sevinç çığlıklarıyla tatilya'ya gidişleri ve bizim de okulun arkasında futbolcu kartlarıyla pişti oynadığımız.
geri döndükleri zaman öyle bir anlatmışlardı ki bize şerefsizler o gece yattığımda hep orayı hayal etmiştim. bence okullardaki bu gezi işlerinin ya tamamen ücretsiz olması ya da hiç olmaması lazım.
babamı bu konuda asla affetmiyorum asla ! kuzenim benden 2 yaş büyüktü , tatilya bizim yazlığa giden yolun üzerinde (bkz: d100 karayolu) üzerinde yer alırdı. babam benim yaşım tutmuyorken biricik yeğenini defalarca götürmüştür , gel zaman git zaman benim yaşım artık tatilyadaki şeylere binmeye yetecek hale geldiğinde babam yolu defalarca bahane edip beni götürmedi. işim var dedi. müsait değilim haftasonları babamı zaten cok az görüyordum. o da annen götürsün dedi oysa annem alışverişte yada arkadaşlarında veya bir etkinlikte olurdu. ben hic pes etmedim çünkü içimde babamın kuzenimi götürüp beni götürmemesinin verdiği hazımsızlık vardı. sonra bir gün gazetede tatilya kapandı yazısı görülünce anneme fırlatip ağlamıştım babam beni hic götürmedi diye. o günden beri 21 yaşımdayım hala babama yeri gelince laf sokarım sen zaten beni tatilyaya da hic götürmedin ama kuzenimi götürdün diye. kimse kusura bakmasın biraz sivri dilliyimdir.
yasim tutsa da dahil olamadigim nesil. ortaokulda bir haftasonu topluca gidilecekti tatilya'ya yasadigim sehirden. seyahat gunubirlikti, yani gunduz gidilip, gece donulerek. anneme soyledigimde "paramiz yok" deyip beni basindan savmisti, arkadaslarim ise topluca gitmis, donuste oradan aldiklari anahtarlik, su bu gibi simdi sacma gelen ama o zamanlar sukse yapan aksesuarlariyla hava atarak ne kadar eglendiklerini anlatmislardi. o yaslarda ogrenmeye basliyor insan rol yapmayi, kiskanmiyor gibi gulumsemeye calismayi.

isin sacma olan kismi, simdiki aklimla dusunuyorum da, orta sinif bir aileydik, tek seferlik gidis donus icin istenen paraya gucumuz yeterdi yani, o kadar sikinti icinde degildik. eli siki ev kadini annemden para istemek yerine evin para kazanani siradan devlet memuru babamdan istesem simdiki aklimla eminim ki ben de bu nesle dahil olacaktim. o zamanki fazla gelismemis kafama edeyim.

bu sekilde kacirdigim ne firsatlar olmustu, ne kadar cok hevesim kursagimda kaldi annem sayesinde dusundukce kendime kiziyorum. herkeste olan ama bana asla alinmayan oyuncaklar, hep o oyuncaklarin cin mali pazardan alinma cakmalariyla oynamaya calismak ama oyuncagin orjinalindeki hicbir ozellige sahip olmamasi, ergenlik yillarinda cimlere oturup kizlara gitar calma hayalimin asla gerceklesmemesi dolayisiyla sevgili yapamamam, okulun beden ogretmeninin ozel tenis kursu acmasi, ona da gidememem boylece sinifta hoslandigim kizla haftasonlari kursu bahane edip vakit gecirip yakinlasamamam, arkadaslar o yillarda moda olan markalari giyerken asiri buyuk alinmis pazar mali kiyafetleri giymem ve bu nedenle cok dalga konusu olmam, oyle ki uzerinden yirmi sene gecmis gene de o bol kiyafetlerin orta yasi gecmis olmama ragmen bana hala bol gelmesi - artik bizimkilerin hayallerinde ne kadar buyuyecegim vardiysa - o pazardan alinma kiyafetlerin yirmi senedir hala giyilebilir halde olmasi da ayri bir baslik konusu, bu gibi daha neler neler... sanki ailenin gelecegi kurtuldu, bogazda yali falan aldik o heveslerimden kisilan uc kurus parayla. kisilan paralar biriktirildi gene de cok sukur, orta sinif kalmaya devam ettik.

babam emekli olduktan sonra annem de cok degisti. onun kafasinda, cocuklar buyudu, is sahibi oldu, evlenen evlendi. simdi kendisi sacmasapan seylere babamin uc kurus emekli maasini dokuyor acimadan kendi heveslerini gidermek icin, o da ayri konu. kadin fakir degil de orta sinif oldugunu yeni fark etti. simdiki kafam olsa hevesini kirmazdim diyor simdi de, ama bu saatten sonra bira gobegimle cimlerde oturup gitar calsam, killi bacaklarimla beyaz sort giyip tenis kursuna gitsem ne olacak... o cocuklugu, ergenligi zamaninda yasayamadiktan sonra, bir onemi yok.

tatilya kapandi gitti kac sene once. ama size tavsiyem, orta sinif da olsaniz, devletin aclik sinirina yakin bir maddi durumunuz da olsa, cocuklarinizin heveslerini kirmayin, bulun bulusturun mutlu edin o cocugu. sonra kirk yasina gelip "benim hic taso koleksiyonum olmadi" diye aglayan psikoloji bozuk cirkin ezik bir tip olur cikar, evlenemez, basiniza kalir.