Sık geçen başlıklar

türkiye'deki ahlak sorununun sebebi 7

ekşi'de gör
yoksunluk. bastırılmış temel duygular.

ontolojik olarak yoksun varlıklarız. özellikle son zamanlardaki yufkacıya kaçan eltiler, adamları acemi birliği, topçu alayı misali kombo yapan teyzeler, aynı anda hem sevgilisinden hem kocasından gebe kalmayı başaran kadınlar üzerinden olayları ele alırsak; yasak ve ayıp olan her şey biyolojik perspektiften bakınca doğaldır. ahlak kuralı dediğimiz şeyler ise genellikle bu doğal şeylerin doğal olmadığını iddia ederek yasaklar. biyoloji izin verir, kültür engeller.

bastırılmış en temel duygular anadolu ilim irfanı ve şark kurnazlığı ile birleştirilince konuşabildikleri, lafı evirip çevirip getirebilecekleri tek yer var: seks. bu ülkede taciz anısı olmayan tek bir kadın yok. bu bir rezalettir. ataerkillik deyip suçu erkek cinsiyetine atıyoruz da bu toplumsal cinsiyet rollerini yalnızca erkekler oluşturmuyor tabii ki. doğurduğu üçer beşer çocukları ile geleceğimize, hayatımıza yön veren kadınlar.

kimsenin de aga bu ne dememesi çok tatlı!
türkiye'de ahlak ana babaya cevap vermeme, mümkünse hırsızlık yapmama, sevişmeme ya da sevişmiyormuş gibi yapma, bazı kesimlerde küçük yaşta yazın sure ezberlemekten ibarettir. böylelikle aileler görevlerini yapmış olurlar. bu topraklardaki ahlak anlayışının ana teması ahlaklı olmak değil, ahlaklı görünmektir.
ne sistem, ne eğitim-öğretim...

ailedir ahlak eğitimi verilen yer.

anne-babanız ne ise, siz de onu olursunuz.
11 nisan 1965
nurettin topçu'nun mektubu;

"hizmetine ömrümü harcadığım memlekette, dostlarım kalmadı gibi bir şey. insanın düşkünlüğünü, sefaletini bilirdim ama ruh sefaletinin bu kadar karanlığını görmemiştim. insan diye emek verdiklerimin hemen hepsi de ruh ve mana mefhumuna yabancı, menfaat kölesi bir takım haşerelermiş. ahlaksızlığın ummanı olan bu şark'ı yaşadıkça tanıyorum. burada insanı fenerle arayanlar yanılmamışlar. "müslümanız" diyen insan yığını yok mu? onlar, şark'ın en aşağı tabakasını teşkil ediyor. yaşanan şekliyle müslümanlık şark'ı bitirmiş. buraya artık ne ilim girer, ne ahlak; ne de allah uzanır bunlara... bunların önce her şeyi bırakıp, insanlık devrine girmeleri lazım..."
bir kızılderili reisine iyi ve kötü arasında ne fark olduğu sorulduğunda şöyle demiştir: "ben düşmanımın karısını çalarsam bu iyidir ama o benim karımı çalarsa bu kötüdür." türkiye'de ahlaka yaklaşım yaklaşık olarak bu düzeyde. ilkel, çocuksu ve barbarca.

türkiye'de insan sorunu alanında bugüne kadar özgün bir çalışma yapılmadı. bu kıtlıktan hareketle türkiye'de 'insan'ın ne anlama geldiğini bilmiyoruz ve işin daha tuhaf tarafı kimse buna ihtiyaç duymuyor. daha insana dair genel bir tasarımın olmadığı yerde bir ahlaktan da söz edilemez. bu yüzden ahlak sorununu tartışmadan önce insan sorununu tartışmak gerekiyor.

nerede başlamalı diye kafalarda bir soru işaret varsa, sinop'ta, gündüz ortası fenerle insan arayan insandan başlanabilir mesela.
ahlağın dinde ve kadınların bacak arasında olduğunun öğretilmesi.

amerika’ya ilk geldiğimde bdsm’ci bisexual bir kadın tanımıştım. cinselliğinden gocunmuyor, uluorta butt plug kullandığını söylüyor, sevgilisi kızla birlikte deri aksesuarları kuşanıp yarı çıplak şekilde folsom street fair’de arzı endam ediyordu. hatta bir gece haight ashbury’deki bir after party’de bir kızı ayartıp yatak odalarından birisine attığına şahit olmuştum. kapıyı arkalarından kapatmaya bile tenezzül etmemişlerdi.

onunla bir gün golden gate park’a gittik. bulduğu boş park yerine girebilmek için dar bir yolda u dönüşü yaparken dönüş açısını kestiremeyip park etmiş bir arabanın çamurluğuna sürttü. etrafa bakıp çevrede kimse olmadığını görünce benim ilk tepkim, eyvah kimse görmeden kaçalım oldu. bu ise arabayı park etti, bir kalem kağıt alıp özür yazısı yazdı, telefonunu ekleyip sürttüğü arabanın sileceğine iliştirdi. kendisine, kimse görmemişti, kaçsak kaçardık dedim. afalladı, sen kaçar mıydın diye sordu. kem küm ettim, gevşek gevşek sırıtarak, sanırım kaçardım dedim. bana, senin ahlaksız olduğunu bilmiyordum, birisi senin arabana çarpıp kaçsa ne düşünürdün diye çıkıştı. gün boyunca tavrı değişti. o gün amerikalıların gözünde ahlağın ne ifade ettiği ilk kez net şekilde kafama dank etti.

ahlak senin hayatını başkalarının uygun gördüğü kalıba göre yaşaman değil, başkalarına doğrudan veya dolaylı yoldan zarar vermeyecek şekilde yaşamandır. en basit tanımla, başkalarına karşı iyi bir insan olduğun sürece kendi hayatını nasıl yaşarsan yaşa ahlaklı bir insansın. ister din adamı ol ister genelevde çalışan bir fahişe, senin ahlağını kendi vücudunla ne yaptığın değil, dünyaya ve üzerinde yaşayan canlılara bilinçli olarak verdiğin zarara göre değerlendiririm. bir gün halkımız bunu anlayacak olgunluğa erişebilirse türkiye çok daha mutlu insanların yaşadığı bir ülke haline gelir.