Sık geçen başlıklar

lüks araba almak görgüsüzlük müdür hak mıdır 3

ekşi'de gör
inanılmaz saçma bir başlık çünkü ikisiyle de alakası yok. görgüsüzlük bambaşka bir evredir bunun için çok paranın olmasına gerek yok, lüks eşyalarının olmasına gerek yok kumaşın böyledir allah belanı versindir.

hak da değildir. tercihtir olm tercih. ulan ne günlere kaldık ya? benim gibi mal biri bile böyle mantıklı açıklamalar yapmak zorunda kalıyor.
arkadaşlar, herkesin bir bütçesi ve o bütçeye uyan şeyler vardır.
başlığın açılma motivasyonuna göre “lüks restoranda yemek yemek hak mıdır yoksa görgüsüzlük müdür” gibi milyon tane saçma sapan sorular sorabiliriz ve sonuç hep “ebenizin amıdır”a çıkar.
üzgünüm, sonuçlar bu şekilde.

adamın bütçesi hangi arabaya yetiyorsa onu alır. ben olsam toyota corolla'dan şaşmam, şaşmıyorum da…
ikisi de değil.
bir prestij meselesidir.

trafik maceram 7-8 yıl önce eski bir suzuki samurai ile başladı.
üniversite sonrası işe yeni başlamışken kamp ve doğa gezilerimde rahatlıkla kullanılabileyim diye tercih ettiğim bir arabaydı.
hız yapamayan, trafikte daha çok sağ şeritte kendi halinde seyrettiğim sevimli bir şeydi. 2 yıl boyunca ne ben kimseyi rahatsız ettim ne de kimse bana tatsızlık çıkardı.
sanayi masrafları ile uğraşmaktan sıkılınca ve zaten iş güçten doğaya artık çok çıkamayinca satıp yeni model bir scoda fabia aldım.

asıl macera da burada başladı.
sol şeritteyken, en uzak mesafelerden gelen selektörler, sarı ışık yanar yanmaz arkadan gelen kornalar, makas atmalar falan filan. özellikle passat, civic ve seat leonlar benim için birer trafik kabusuydu, gördüğüm yerde iki kat tedbirli oluyordum fakat bu grubun bütün herkesi taciz ettiğini düşünüyordum.

ta ki mercedes alana kadar!

üç beş ay önce mercedes'e binince bütün o tacizler bıçak gibi kesildi adeta. eskiden kabus olan trafik bir anda huzurlu, sakin, olağan akışında bir yer olmaya başladı.
aslında aldığım mercedes, fabia'dan birkaç yaş büyük, öyle pek de lüks olmayan orta seviye bir şey. zaman zaman annemi, ablamı, yeğenlerimi falan taşıyorum, daha güvenli daha konforlu olsun diye aldığım arabanın günlük hayatımı da bu kadar değiştireceği hiç aklıma gelmemişti.
sol şeritte giderken, uzak bir mesafe olmasına rağmen, öndeki aracın sağa çekilmesi için logoyu görmesi yetiyor.
dolmuşların, doblolarin kornalari kesildi. beş aydır mercedes kullanıyorum, bir tane passat selektörü görmedim. ben de dangalak gibi sürmüyorum tabii ki ama eskiden nasıl bir sürücüysem şimdi de öyleyim.
iş yerimde müdürümün dahi tavrı, duruşu ve bakışları değişti, diğer çalışanlardan hiç bahsetmiyorum bile. sırf bu yüzden arabayı artık işyerime değil başka bir yere bırakıp iki-üç dakika yürüyorum.
benzinlik çalışanlarindan sitedeki çöpleri alan elemana kadar herkes bi değişince, insanın içinden onu değişmeye iten bir dürtü doğmaya başlıyor. bu sefer bununla mücadele etmek zorunda kalıyorsun. veya insanları sana olan eski tavırlarına çekebilmek için gereğinden fazla 'iyi' olmak zorunda kalıyorsun.

diyeceğim o ki kim ne derse desin, araba yalnızca bir binek araç değil ciddi bir statü göstergesiymiş. en azından bizim ülkede.
yerine göre değişir. lamborghini ile almanya'dan türkiye'ye, üstelik halkının çoğu fakir olan köylerine gelen gurbetçiler görgüsüzlük yapmaktadır mesela.
onun dışında benzer örnekler verilebilir görgüsüzlük için, sırf arabası lüks diye kuralları tanımayanlar, her şeyi kendine hak görenler görgüsüzdür mesela.
arabasının türlü türlü fotoğraflarını sosyal medyaya yüklemek görgüsüzlüktür mesela.
ancak kendi parasıyla aldığı lüks aracıyla hayatına normal bir şekilde devam etmek oldukça normaldir.
zaten lüksün tanımı her ülkede farklıdır.
sizin lüks dediklerinizi avrupa'da işçi sınıfı kullanıyor.