meslek hayatım boyunca binlerce genç, asker olarak elimden geçti.
bu süreçte hiç bir kimseye ayrıcalık tanımamaya özen gösterdim.
benim ayağıma kadar gelen; çocukları, yeğenleri vs. için fayda uman generaller, zengin holding sahipleri, çok zengin mafya babalarını hiç kaale almadım, uygun bir dille gönderdim. alnımın akıyla yaptım görevimi.
görevini yapan astımı korudum, yapmayanın kimin neyi olursa olsun ağzına s*çtım.
....
askerlik hizmetini yapmaya elime gelen gençlerden hemen hemen yarısı kürt vatandaşlardı.
büyük bölümü de fakir ailelerin çocuklarıydı ve gerçekten "en verimli" yaşlarında askere gelmişlerdi.
hani; ege'de, marmara'da kahvede babasından harçlık alıp okey oynayan zibidilerin dediği gibi "off ya, en verimli çağımızda askere alıyorlar. çağ dışılık bu amk." (sanki askere gitmese okey yerine kansere çare bulacak geri zekalı) değil bunlarınki. aile, bu askere gelen oğlanın eline bakıyor.
neyse, günlerden bir gün yeni celplerin içinden bir onbaşı geldi, diyarbakır'lı kürt. lise mezunu, insan azmanı, 2 metre boy 150 kilo falan. ama çakı gibi asker. verilen her görevi anında yerine getiriyor. emri ver, unut! öyle bir asker.
bir gün bu yanıma geldi:
(çakı gibi bir selam)
"komtanım bir maruzatım var."
"dinliyorum süleyman."
"ben ne zaman çavuş olucam?"
"prosedürü var bu işin, bekleme süresi var."
(başını önüne eğdi ve selam verip çıktı odamdan.)
....
günler geçti. süleyman'ın çavuşluk onayı geldi. bütün bölüğün önünde yeni rütbesini taktım.
o kadar çalışkan ve dürüst bir insandı ki, onu bölük çavuşu yaptım. diğer bütün çavuşlara da emir verdim, süleyman'ın emrinin benim emrim olduğu konusunda.
süleyman'ın bölük çavuşluğu süresince hemen hemen hiç bir olay olmadı bölükte. herkes onun cüssesinden korkuyordu. (jiletçiler bile kendini kesmeyi bırakmıştı :) )
askerliğinin bitmesine bir kaç ay kala süleyman odama geldi. yüzü bu kez yerdeydi.
"komtanım, bir mazuratım var."
"söyle süleyman."
"kasaturam nehre düştü."
"bu kötü olmuş. biliyorsun seri numarası olan bir silah bu."
"ben bizim orda aynısını yaptırıp gelirim. aynı seri numarasından"
"ya sonra gerçeği bulunursa? iki tane aynı numaralı kasatura ikimizin de başımızı belaya sokar."
"bulunmaz komtanım. bana inan, nehre düştü."
aslında o gün yaya asma köprüden geçiş eğitimi vardı. büyük ihtimal süleyman doğru söylüyordu.
"sen bana 3 gün izin ver. ben aynısını getiririm. (ağlamaklı) bana mahkeme yapma, rütbemi indirirler."
o güne kadar yaptığı hizmetleri gözümün önünden geçirdim. bu çocuğun hakkını yiyemezdim.
"tamam süleyman. yarın sabahtan itibaren 3 gün izinlisin. bul gel yerine koy."
o kadar sevindi ki elime sarıldı. benim iki katım olduğu için zor kurtuldum. :)
böyle bir insana pozitif ayrımcılık uyguladığım için hatırladıkça hep mutlu oldum.
türk, kürt, çerkez, laz, tatar gibi etnik;
müslüman, hristiyan, musevi, deist gibi inançlılar;
agnostikler gibi banane amkcular;
ateist gibi inançsızlar;
cinsel kimlikleri toplumdan farklı olanlar;
fiziksel ve ruhsal yapıları farklı ... o kadar çok insan gördüm ki!
hepsi; hem kötü, hem de çok iyi insanlar barındırıyordu.
işte bak "insan" dedim. ortak payda "insan"dı.
iki kulaklı, bir kalpli...
13.12.2018 · 23. sıra
darkcape
12.12.2018 00:07 ~ 00:34