"siddetin ne kadar kotu birsey oldugu ve bir ise yaramadigi neden sadece bize soyleniyor? eger taraflardan birisi "aman ha istediklerimizi yapmazsan (ki bunlar sadece hak hukuk olaylari degil) askerin olur" diyorsa diger tarafin savunma amacli onlemler almasi (askeri barajlar, yol yapimi) neden seytani olsun?"
bunu karşı tarafın da söylediğini, ve söylemekte en az sizin kadar haklı olduğunu idrak edemiyorsunuz bir türlü, o devlet gözlüğünden bir türlü kurtulamıyorsunuz, mesele bu yüzden düğümleniyor.
şu gözlükten bir anlığına kurtulup bakmaya çalışın: "şiddetin kötü bir şey olduğu ve bir işe yaramadığı", devlete mi daha çok söyleniyor yoksa pkk'ya mı? 77 milyonluk bir tartışma ortamını düşünün, şiddeti bırakma çağrısını devlete yapanlar mı daha fazla, pkk'ya mı? devlet mi daha çok eleştiriliyor, pkk mı? "aman ha istediklerimizi yapmazsan (en başta silah bırakmazsan) sana haklarını vermem, vermeyi müzakere etmeye bile başlamam" diyen devlet ağzını niçin sorun görmüyor ve bilakis paylaşıyorsunuz?
hatta pkk'dan çok hdp eleştirisiyle dalıyorsunuz mevzuya. pek çoğunuzun "hdp pkk ile arasına mesafe koysun" demekten başka bir iş yaptığı yok, istediğiniz şeyin çözüm açısından ne kadar anlamsız ve zararlı olduğuna dair en ufak bir fikriniz yok.
hdp'nin mesafe koyması değil, bilakis pkk ile arasında bir ilişkinin bulunması, pkk ile görüşebiliyor olması, çözüm için en büyük şans. hdp on yıllardır yapılan saçma çağrıya kulak verip, "nalet olsun pkk terör örgütüdür, silah bırakın lan şerefsizler" diye sizinle aynı safta bağırmaya başlarsa, hdp diye bir şey olmaz daha fazla, bütün temsiliyet ve arabuluculuk iddiasını yitirir, o zaman ne yaptığınızı anlarsınız. yeni bir parti çıkar hdp'nin yerine, adı zdp olur, onunla muhatap olmak zorunda kalırsınız, bu sefer de ona "pkk ile arana mesafe koy" diye ötmeye başlarsınız. 25 yıldır kurulan bütün partiler kapatılmış, hala aynı saçma ezberlerden vazgeçmiyorsunuz.
hdp pkk'ya silah bıraktıramaz. hdp'nin de, demirtaş'ın da böyle bir gücü yok. bunu yalnızca öcalan yapabilir. çünkü demirtaş pkk lideri değil, hdp lideri. şu ortamda, en son eleştirilmesi gereken, üzerine en son gidilmesi gereken aktör hdp. en çok yüklenilmesi gereken, eleştirilmesi gereken taraf devlet, çünkü güçlü olan taraf o, çünkü ipler en çok onun elinde, çünkü sorunun kaynağı da devlette yatıyor, ve istese bu işi kesinlikle çözer, ama yıllardır herkesi oyalamaktan başka bir şey yapmıyor. pkk devleti savaşarak yenemeyeceğini uzun süre önce anladı, ama devlet maalesef hala savaşarak bu işi çözemeyeceğini tam olarak idrak edebilmiş değil. bu yüzden yüklenilmesi gereken, eleştirilmesi gereken, barışa zorlanması gereken taraf daha çok devlet. eğer böyle giderse, öcalan filan da bir şeyi durduramayacak, fazlasıyla politize olmuş, şiddetle fazlasıyla haşir neşir bir kürt gençliği var, eğer böyle giderse bir noktadan sonra ne öcalan, ne pkk, ne hdp olan biteni kontrol edebilir, nitekim şu anda da tam olarak edebildiği söylenemez.
mevzu çok basit: hdp güçlendikçe, muhatap alındıkça, bir şeyleri değiştirebildikçe, pkk kaçınılmaz olarak küçülecek.
siz hala devleti değil, hdp'yi hedef bellemeye devam ediyorsunuz. 90 yıllık kürt alerjisiyle yoğrulmuş devlet aklının, sırf kürtler özgür olamasın diye ışid'e bile destek olabilecek kadar çıldırabildiğini hepiniz görüyorsunuz, buna rağmen hala önceliklerinizi doğru belirlemekten acizsiniz.
bakın geçen yıla ait bir anadolu ajansı haberi:
http://www.aa.com.tr/…349858--aa-ekibi-musula-girdi"ışid, kontrol noktalarında halka eziyet etmiyor."
"militanların muamelesi, sorulara verilen cevaplara göre değişiyor. sünni olanlara hiçbir zorluk çıkarmıyorlar. asker ya da polis olan sünnilere ise tövbe ettiriyorlar. şii olup da asker ve polis olanları tespit ettikleri zaman ise anında tutukluyorlar. bunları infaz ettikleri iddia edilse de bugüne kadar bu yönde çok fazla haber gelmedi."
yine bir başka anadolu ajansı güzellemesi:
http://www.aa.com.tr/…ul-merkezinde-sessizlik-hakim"musul'a, ikinci kez girip, 4 saat kalan aa muhabirlerinin izlenimlerine göre kentte, ışid militanlarının yasakladığı iddia edilen sigara ve nargile serbest. şehir merkezine doğru ilerlerken çok sayıda sigara satan büfe ve açık nargile kafeler dikkati çekiyor."
"musul'da, konuştuğumuz insanlar, ışid'in kontrolü ele geçirmesinden sonra kent merkezinde silahlı ve bombalı saldırı olaylarının bıçak gibi kesildiğini dile getiriyorlar. ahmet said isimli musullu, kentin en güzel günlerini yaşadığını savunarak, şunları söyledi:
"musul, 2003'ten beri en sakin günlerini yaşıyor diyebilirim. tek sıkıntımız benzin, elektrik, su ve maaşların dağıtılmamasıdır. eskide her 100 metrede bir kontrol noktası vardı. insanlar, şehirde boğuluyordu. şimdi kent trafiği rahatladı. artık kontrol noktasında geçmek için saatlerce beklemek gerekmiyor. musul, ışid'in kontrolüne geçtiği günden beri çok enteresandır patlamalar bıçak gibi kesildi."
"ne durumdasınız?" diye sorduğumuz bir başka musullu, "medyada çıkan haberlere inanmayın. herkes kendi evinde. ışid'çiler, hristiyanlara bile karışmıyorlar" cevabını verdi."
"ırak'ın, 2 milyon nüfuslu ikinci büyük kenti musul, ışid'in eline geçse de hayat bir şekilde devam ediyor. "
daha karıştırılsa neler neler çıkacak. "pyd ışid'den daha tehlikeli" diye manşet atan gazetenin bu manşeti kendi kafasına göre attığını mı zannediyorsunuz? eskiden genelkurmay'dan gelecek manşetleri ve haberleri bekleyen gazeteler olurdu, şimdi başka devlet kurumlarından, istihbarattan, emniyetten gelen manşetleri servis edenler var.
chp milletvekili umut oran adıyaman'a gidip rapor hazırlamış:
http://m.radikal.com.tr/…sid_nobeti_tutuyor-1406912bütün bunların anlamı çok açık: pyd'nin güçlenmemesini, ışid'e yem olmasını, ya da en azından, birbirlerini dengelemelerini arzu eden, çıkarını bu yönde gören, politikasını da bu yönde belirleyen bir devlet aklı var. daha geçenlerde birgün'de bir ışid militanıyla yapılan röportaj yayınlandı, okuyun. dünya alem biliyor adamların ne kadar rahat, elini kolunu sallaya sallaya sınırı geçtiklerini, yaralandıkları zaman rahat rahat döndüklerini, tedavi olduktan sonra tekrar rahat rahat geri gittiklerini. tel abyad ışid'in elindeyken hiç sesini çıkarmayan, "kobani düştü düşecek" diyen, pyd tel abyad'ı ele geçirdiği zaman ise feryat etmeye başlayan bir devlet ağzı var. daha geçen ay yapılan mgk toplantısında ışid'i değil pyd'yi konuşan, daha çok da paralel yapıyı konuşan bir devlet aklı var. en büyük tehdit olarak paralel yapıyı gören bir güvenlik algısı var. aylardır paralele operasyon yapılıyor, yüzlerce binlerce polis hakim savcı bürokrat tutuklanıyor, sürülüyor, operasyon üstüne operasyon yapılıyor, suruç saldırısına kadar ışid'e yönelik tek bir doğru düzgün operasyon yok. ışid için insan kaynağı yaratan hücrelerin, mahallelerin haberleri dünya basınında yer alırken devlet bunları öfkeyle inkar etmekle meşguldü hep. seçim öncesi diyarbakır hdp mitinginde patlayan bomba da yeterli olmadı, suruç'ta gencecik 32 insan katledilene kadar hiçbir şey değişmedi. sonra iki gün içinde yüzlerce gözaltı yaptılar, nedense elleriyle koymuş gibi buldular ışidçileri. onda da asıl niyetlerinin ışid değil pkk olduğunu net bir şekilde ortaya koydular. 32 genci öldüren ışid değil, 2 polis öldüren pkk baş hedef oldu. neden? çünkü katledilen gençler sosyalist, hdp'li, devleti temsil etmiyor, ama polis demek devlet demek. yani burada umursanan şey polislerin hayatı da değil, mesele devletin itibarına saldırılmış olması. polislerin hayatı değil onları değerli kılan, üzerlerindeki üniforma. vatandaş ölebilir, sorun yok, ama devletin itibarına zeval veremezsin.
sadece bu mantık bile çok açık görünüyor, devletin vatandaşlarının hayatını değil, kendisini amaç gördüğünü, öncelikli derdinin kendisi olduğunu çok net ortaya koyuyor.
suruç'ta katledilen gençleri, sosyalistleri, emin olun polis ve istihbarat adım adım takip etmiştir, her birinin şeceresi çıkarılmış, güzergahları sonuna kadar kontrol altında tutulmuştur. bu patlamanın devlet içinde bir yerlerden yardım almadan, en iyi ihtimalle, devlet içinde birileri göz yummadan gerçekleştirilebileceğine inanıyorsanız, bu ülkenin yakın tarihi hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz demektir. hrant dink cinayetinden onlarca devlet görevlisinin, askerin, polisin aylar önce haberdar olmasına rağmen nasıl hiçbir şey yapmadıklarını, ve nasıl hiçbirinin 8 yıldır hala doğru düzgün yargılanmadığını, üstüne de pek çoğunun terfiler aldığını hala bilmiyorsanız size anlatılabilecek pek bir şey yok demektir.
http://www.radikal.com.tr/…_herkes_yukseldi-1275145toparlayalım.
bir savaşı bitirmenin iki yolu var: ya karşı tarafı yok edecek veya yeteri kadar ezerek diz çöktüreceksiniz, ya da oturup konuşacaksınız. barış için, müzakere için, her şeyden önce temel bir kural var: karşındakini muhatap kabul etmek. yani ya karşınızdakine diz çöktürürsünüz, ya da bir muhatap kabul ederek konuşmaya başlarsınız. "sen silahı bırak, çık git, yok ol, cehenneme kadar yolun var" şeklinde bir üslupla, barış istediğinizden bahsemezsiniz. karşınızdakini "terörist" diye tanımlamaya devam ederek, barış istediğinizden bahsedemezsiniz. bir yandan gizli gizli görüşüp, bir yandan da muhatap almıyormuş gibi görünmeye çalışarak, barış istediğinizden bahsedemezsiniz. terörist ise neyi niçin görüşüyorsun arkadaşım? muhatap alıyor musun almıyor musun, bu kadar basit. alıyorsan niye almıyormuş gibi görünüyorsun, yok almıyorsan neyin çözümünden bahsediyorsun? akp'nin bu işi tıkadığı temel nokta burası. barışacaksan, savaş dilini bırakacaksın her şeyden önce. hdp, barışa yönelik bir dil kullandığı, muhatabını şeytanlaştırmadığı, üslubuna özen gösterdiği için "akp ile ittifak yapıyor" diye saçmaladınız aylarca. görüyoruz şimdi ittifakı.
barış dediğin şey iki taraf gerektirir. akp, ortada iki taraf yokmuş gibi, tek başına kendi kendine barış getirirmiş gibi bir algı yaratmaya çabaladı yıllardır, bunu başaramadığını, oya tahvil edemediğini görünce her şeyi bitirdi. mesele bu yüzden tıkanıyor. barış yapacaksan, karşındakini muhatap kabul edeceksin. kültürel hakları, anadilde eğitim vs. gibi mevzuları hdp ile görüşebilirsin, ama silah bırakma mevzusunu hdp ile görüşemezsin, çünkü silah hdp'nin elinde değil. pkk ile görüşeceksin, apo ile görüşeceksin bunun için. görüşeceksen de, gizli kapaklı, istihbaratçılar ile iş çevirmeye kalkmayacaksın, perdeler arkasında sözler verip sonra kamuoyunda inkar etmeyeceksin. görüşmeleri meclis insiyatifiyle yapacaksın, kamuoyu önünde tartışacaksın, şeffaf olacaksın. müzakere böyle yapılır, barış olacaksa böyle olur. hdp'nin "bu iş gizli kapaklı olmasın, bağımsız bir üçüncü taraf, bir izleme heyeti olsun en azından" şeklindeki önerisine bile 2 yıl ayak diredi akp, sonunda kabul eder gibi oldular ki rte duruma el koydu, her şeyi bitirdi.
barış için bütün ipler devletin elinde. müzakerelerin usülü, yolu yordamı, her türlü seçeneğe karar verme hakkı devletin elinde. öcalan'la kimin görüşüp kimin görüşmeyeceğine, ne zaman görüşülebileceğine bile devlet karar veriyor. mesela 4 aydır kimseyle görüştürülmüyor, kimsenin öcalan'dan haberi yok, ne hdp ne pkk bir haber alamıyor. niye peki? düşünmek lazım, niye görüştürülmüyor? akp'liler apocu olmuş gibi açıklamalar yapıyor ne zamandır, akdoğan dünkü mihteşem itiraflarında "apo bunları sopayla kovalar" diyor, şaka gibi. öyleyse apo'yu konuştur arkadaşım, bakalım ne diyor, herkes görsün, neyin ne olduğunu bilsin.
"siyasi çözüm diye bir şey konuşmayalım hiç, sen silah bırak." böyle müzakere olmaz arkadaşım. adam bunu yapacak olsa 30 yıldır niye dağda olsun? en son konuşulması gereken şeyi bütün müzakerenin özü haline getiriyorsan, senin barışmaya niyetin yok demektir. hiçbir şeye yasal güvence getirmiyorsun, geri çekilmeye yönelik bir düzenleme bile yapmıyorsun, sadece karşındakine "yok ol, gözümün önünden kaybol" diyorsun. bu barış değil. barışla karşındakine "yok ol" denmez. ya savaşırsın ve yok edersin, ya da oturup konuşursun.
akp bu kadar saçma sapan ve ciddiyetsiz, samimiyetsiz bir süreç yürütüyor, bizim atama bekleyen stratejistlerimiz de devlete barış yönünde öneriler sunmak yerine savaş öğretiyor. sınıra duvar çekecekmiş. sanırsın uzaydan iniyor pkk, bu memleketin içinden çıkmıyor. bu kafayla nasıl hayatta kalabildiğiniz bile sorgulanmalı, bir de stratejistliğe soyunuyorsunuz. sorun senin kendi sınırlarının içinde, pkk senin sınırlarının içinden çıktı, hala da senin sınırlarının içinden katılım alıyor. kimi durduracaksın duvarla? şaka mısınız siz? devlet savaş için ne yapması gerektiğini biliyor ve yapıyor zaten, barış için uğraşmak yerine üç yıldır kalekol yapıyor, askeri amaçlı baraj yapıyor. devlet savaşı sizden öğrenecek değil. onu iyi bilir elhamdulillah.
pkk'yı bitirmek istiyorsanız, önce "terör" demeyi bırakıp anlamaya çalışmalısınız. niçin ortaya çıktığını, nasıl hala bu kadar halk desteğine sahip olabildiğini, nasıl sürekli katılım alabildiğini anlamalısınız. pkk'yı bitirmenin yolu, onun "terör örgütü" diye kestirip atılabilecek bir şey olmadığını idrak etmekten geçiyor. "yeteri kadar törör dersek bitecek" kafasıyla bir yere varılamadığını anlamak için daha kaç on yıl gerekiyor? savaşla duvarla filan olmaz bu iş, ya soykırım yapacaksın, ya da oturup görüşeceksin. pkk savaşarak devleti yenemeyeceğini uzun süredir idrak etmiş durumda, masaya oturmak zorunda olduğunun farkında ve kaçınılmaz olarak buna dünden açık zaten. ama devlete hala bu işi çözmeye niyetli bir irade hakim olabilmiş değil, basit seçim hesapları sürecin önüne geçebiliyor. demirtaş'ın geçen günkü ezgi başaran röportajı çok önemliydi, nasıl ufak hesaplarla bu işin bozulabildiğini net bir şekilde, uzun uzun anlatıyor.
müzakerenin kendisi, çözümün çok önemli bir parçasıdır. the medium is the message. müzakere için habermasçı düşünmekte yarar var: gerçek, müzakerenin sonucunda ortaya çıkacak bir şey değil, müzakere sürecinin ta kendisidir belki. isteklerin, taleplerin karşılıklı çatışmasıyla sürekli evrilen bir şeydir çözüm. sen iki adım gelirsin, karşındaki iki adım gelir, bir şekilde bir yerde buluşursunuz, tartışmayı bütün topluma mal edersiniz, bütün kamuoyu tartışır, ortaya çıkacak sonuç her ne olursa olsun, silahların konuşmasından çoğunlukla daha hayırlı olur. bu elbette içinde bir paradoks barındırıyor, böyle bir tartışma ve müzakere ortamını, böyle bir özgürlük ortamını yaratabilen bir devlet olsaydı, zaten böyle bir sorun da ortaya çıkmazdı, şu an bunları da konuşmuyor olurduk. ama devleti bu yöne itmeye yönelik tavır almaktan başka yol yok.
önce devletle aranıza mesafe koyun. devlet aklıyla düşünmeyi, devlet gözüyle bakmayı, devlet ağzıyla konuşmayı bırakın. bu devletin sizin gibi çapsızlardan askeri strateji öğrenmeye ihtiyacı yok, bu devletin insan olmayı, insana saygı duymayı öğrenmeye ihtiyacı var, vatandaşlarına efendi değil, hizmetkar olması gerektiğini öğrenmeye ihtiyacı var, güç sergilemeyi değil, adalet tesis etmesi gerektiğini öğrenmeye ihtiyacı var. devlete askeri akıl vermeyi bırakın, devleti insanlığa davet edin.
askeri çözümü son çare olarak görüyorsan, niye en çok askeri stratejiden bahsediyorsun? düpedüz zevk alıyorsunuz lan askeri hayaller kurarken. kafa kesecek ekip oluşturacakmış, paraşütlerle tepeden inecek özel birlikler kuracakmış, onlara gününü gösterecekmiş, şiddete başvurmaya kalktıkları takdirde başlarına ne geleceğini öğretecekmiş. bunları yazarken ağzınızdan klavyeye akan salyaları görmek zor değil. kime ne öğretiyorsunuz lan aklınız sıra? askerlik gönüllü olabilirmiş, iyi imkanlar sağladıktan sonra adam bulmaktan kolay ne varmış. gerçekten de çok kolay değil mi başkalarının hayatları üzerinden savaşçılık oynamak? sen gidecek misin iyi imkanlar sağlanırsa? amerika'da, akademinin güvenli kollarındaki yaşamını bırakıp gidecek misin? çok kolay değil mi klavye başından paraşütle askerler indirmek? birileri başka bir iş bulamadığı için, başka bir hayat tasavvur edemediği için askerliğe razı olacak, ölecek öldürecek, siz de bilgisayar başından call of duty oynar gibi gaza geleceksiniz, oh ne ala memleket. bir de utanmadan liberal diye satmaya çalışıyorsunuz kendinizi. böyle liberal mi olur? düpedüz, dibine kadar devletçi, kalkmış liberallikten bahsediyor.
kaldı ki, yıllardır yapılıyor sözleşmeli er alımı, şu ülkenin halinde, şu işsizlik ortamında gayet iyi sayılabilecek imkanlar veriliyor, yine de doğru düzgün başvuran yok.
http://www.radikal.com.tr/…erin_maasina_zam-1119821 60-70 bin kadro açılıyor, 2-3 bin kişi ancak başvuruyor.
şimdi tsk iletişim savaşına girmiş, "vatandaş akın akın orduya katılmak için koşuyor"
diye, kahkaha attım.
http://www.ensonhaber.com/…n-itiraf-2013-12-14.htmlşakayı bırakmak, ciddi olmak lazım. kaldır zorunlu askerliği madem, gönüllüler bitirsin pkk filan bırakmasın. savaştan bahseden herkes, bir zahmet elindeki klavyeyi bıraksın, buyursun gitsin savaşsın. ha yok, klavye daha tatlı geliyorsa, oturduğunuz yerden savaştan bahsetmeyin. siz steril, güvenli hayatlarınızı olduğu gibi koruyacaksınız diye başka insanlar başka insanları öldürecek, siz de buradan paraşütle indirelim, kafalarını keselim diye öteceksiniz. yok öyle yağma.
100 yıldır işlediği hiçbir cinayetin hesabını vermeyen, güya kendini tanımladığı yalan dolan hukuku bile her zaman çiğneme hakkından hiçbir zaman taviz vermeyen, 34 insanı savaş uçaklarıyla bombalayıp tek kişiyi yargılamayan bir devletin şiddet tekelini sorgusuz sualsiz benimseyeceksiniz, 12 yaşında çocuğu öldüren polislere "kimsenin tutuklanmayacağını düşünüyorduk"
dedirtecek rahatlığı, pervasızlığı tanıyan devlete askeri strateji önereceksiniz, bir de karşınızdakileri terör destekçiliğiyle itham edeceksiniz. böylelikle siz vicdanlı, ahlaklı insanlar olacaksınız, karşınızdakiler katil destekçisi olacak. dediğim gibi, yok öyle yağma.