Sık geçen başlıklar

erşan kuneri 14

ekşi'de gör
zafer algöz'ün sözlük hesabı olmadığını ve bunları yazdım diye mesajla darlamayacağını umarak, her üç dakikada bir gelen “sarıl ama değdirme” minvalindeki low level cinsel şakalarla, ancak bunlara çılgınlar gibi gülebilecek 17 yaş ticaret meslek liselilere hitap ettiğini düşündüğüm dizi. mesele küfür edilmesi değil, küfrün yersiz ve sürekli oluşu.

bu diziyi izlerken aşırı dozda mehmet ali erbil'e maruz kalmış gibi hissettim. koca bir mehmet ali erbil bu dizi bence. daha küfürlü ve daha çiğ olanı üstelik.
yorum yapıcam ama algözün biyerlerden çıkıp “eleştirmen için 10 fırın ekmek 8 şişe bira 5 bok yemen vs gerekir “demesinden korkuyorum
mal oğlu mal bergman’a bağlamış.

önce 80’ler yeşilçamını bilmeyen anlamaz diye salladılar şimdi iş tarkovskiye, kurosawaya kadar geldi.

yakında beğenmedim yarrak gibi olmuş diyenlerin evine direkt zafer algözü gönderip gayseri şivesiyle küfür ettirecekler gibi.
80'lerin berbat filmleriyle dalga geçen nolur, geçmesen nolur. zaten onlar absürt film tadında saçma sapan işler. kimse merak edip bakmıyor bile. ayrıca izleyicinin 45 ve üstü olması lazım ki hatırlasın bunları gülsün.

film dizi parodisi yapacaksan yap şimdikileri. akp gazlaması milliyetçi dizilerle, holding dizileriyle geç dalganı. kim hatırlar seksen filmlerini.
bu başlığa ikinci entry girişim

ilk bölümün yarısını izledikten sonra kapatıp (bkz: #137399963) böyle döşemiştim. gelen 3-5 favoriye haksızlık olmasın diye oradaki tanımı değiştirmek istemiyorum.

ilk bölüm konsepti bilmeden başladığınızda gerçekten de sizi çarpıyor. o kadar bayağı ki, karakterlerin ilk halleri de bu durumu katlıyor. hepsi kartondan yapılmış gibi. ancak dizi her bölüm sonunda biraz daha çizgiyi yukarı taşıyor. bir noktadan sonra küfür kıyamet arasında cem'in bize neler anlatmak istediğini duymaya görmeye başlıyorsunuz. gösterilerinde söylediği gibi bize gösterilen karakterler feleğin çemberinden geçmiş iflah olmaz tipler, erşan çevresinde sadece menfaat ve şöhret için bulunan bu beş para etmez insanlar ile hayalindeki dostluk ortamını yaşıyormuş gibi bir hayal aleminde aslında. filmlerinde hep bir sinema dönemi veya ekolünü taşlıyor, toplumla dalga geçerek hem sinemanın kendisini hem de seyirciyi tiye alıyor. bunu yaparken karakterlerin bayağılığı, sığlığı sürekli argo ile yüzümüze vuruluyor.

kooperatif kemal ile beni ne kadar güldürdü ise iki bölümü kaplayan ermanin hikayesi de bir o kadar düşündürdü. bir süper kahraman bile olsan bir kezban ile hayatını nasıl zindana çevirirsin öyle güzel gösterdi ki. o anlarda cem'in ettiği her küfür içimi biraz olsun soğutmaya yardımcı oldu.

final bölümünü henüz izlemedim. çünkü hemen bitmesini istemiyorum, bu nasıl olabilir anlayamıyorum. ilk bölümde itin götüne soktuğum dizi, meğer güldürmekten ziyade a'dan z'ye film tarihimiz ve toplumumuz ile ilgili ince kalın bir sürü gönderme doluymuş. bunun tadını alabilenler için bence bir şaheser.
hapisten durulmuş bir şekilde çıkan erşan kuneri'nin dönem filmleri çekmesini anlatan, hem komik hem de trajikomik dizi.

bir sinema tarihçisi olarak dizi ile alakalı 1-2 detay vermek istiyorum.

***

er-man filminin gişede batmasının sebebi, filmin kötü olması değil, türk insanının fantastik filmlere karşı olan antipatik yaklaşımıdır. şurada yazdığım bir yazı var.

(bkz: #137323983)

drakula istanbul'da, türkiye'de çekilmiş ilk vampir filmi. rivayete göre amerika'daki gösteriminde ayakta alkışlandığı söylenir. filmi özel kılan şey drakula'nın türkleştirilmesi ve daha önce hiçbir drakula'da olmayan özelliklerin konmasıdır. fakat böylesine özel bir film türkiye'de hiç ciddeye alınmamıştır. maalesef türkiye, der daim ağlamalı filmlere rağbet göstermiş ve işin içine bilimkurgu girince burun kıvırmıştır. er-man da tam olarak kooperatif kemal'de hocanın cahil yerine koyduğu halk yüzünden batmıştır.

***

şu yazımda türk sinemasının neden gelişmediğinin sebeplerini tarihsel bir sırayla yazmıştım: (bkz: #52570675)

türk sineması, enteresan bir şekilde ülkeye kaçak giren mısır filmlerinden çok etkileniyor. arabeskti, dramaydı buraya mısır'dan geliyor. tam olarak yine bu sebeple de doyamam ama filmi tutuyor. çünkü halk, maalesef bu tarz şeyleri seviyor. filmin içinde bir sürü klişe ile dalga geçiliyor olmasına rağmen halk bu klişelere aşık oluyor ve deliler gibi izliyor.

***

erşan kuneri, yahşi batı'nın düştüğü hataya düşmüş. espriler ve referanslar çok derin. kötü mal'da vurulmasına rağmen düşmeyen nihat'ın cüneyt arkın referansı olduğunu herkes bilmez. bilmeyeceği için de espriler boşa gidiyor. dizide çok fazla referans üzerinden espri döndüğü için seyirci büyük ihtimal çoğunu kaçırdı. şahikalar'ın ilk erşan'a gelmiş olması, bilimkurgu deyince faruk'u anmaları, zafer algöz'ün iddiayı kaybedip galaya "mavi don" ile katılması ancak benim gibi cem yılmaz filmlerini takip edenlerin yakalayacağı espriler.

***

oyunculuklara takılanlar olmuş. dizide, egzecere edilmiş bir oyunculuk var. lakin bunun sebebi onlar öyle olmak istediği için değil, dönem ve filmler öyle olduğu için. gülse birsel dizileriyle karıştırmayın lütfen. bu abartılı oyunculuklardan da absürt durumlar doğuyor. yeşilçam filmlerini izleyenler, türk sinemasına hakim olanlar büyük ihtimal dizideki oyunculuklara gülmüştür. insanlar, dizideki filmleri cem yılmaz'ın çektiğini sanıyor maalesef. hayır, dizideki filmleri erşan kuneri çekti. hepsini de dönemine uygun bir şekilde çekti.

***

dizinin çok fazla küfürlü olduğu iddia edilmiş. bence alakası yok. hatta ileri gidiyorum, şu sıralar popüler olan "gibi" dizisi küfüre bel bağlarken, erşan kuneri'deki bütün küfürler yerinde kullanılmış. çok seviyesiz diyenleriniz sanırım asosyel insanlar. günlük hayatta, iş dünyasında, set ortamında, erkek gruplarında küfür gırladır. tasvip etmiyorum ama realite bu. bütün gün iş yerinde yaşımı sorup 31 dediğimde gülen insanlar var. çocukça mı? evet. ama bunlar varlar. o yüzden dizideki küfürleri abartmaya gerek yok.

***

son olarak dizideki karakter tasarımlarına ve gerçekçiliğe takılanlar olmuş. lütfen biraz hayat hikayesi okuyun. filmlerini izlediğiniz aktör ve aktrisler çok çılgın hayatlar yaşıyorlardı. ne hikayeler, ne anılar var. tabii ki abartılı bir yaklaşım olsa da şaşırılacak bir şey yok aslında. şuan içinde yaşadığınız türkiye, eskiden böyle değildi. bunu da unutmayın lütfen.
80 darbesi sırasında hapse giren bir erotik film oyuncusu/yönetmeni
/yapımcısının hapisten olgunlaşmış, ama kesinlikle durulmamış bir şekilde çıktıktan sonra, değişen sinema piyasası ve ülke şartlarına uyum sağlamaya çalışarak ayakta kalma çabasını anlatan muazzam bir dönem dizisi. herkesin erşan kuneri'den tekrar seks filmi yapmasını beklemesine rağmen kuneri'nin "normal" film çekme isteği ve bu ısrarından dolayı yaşadığı hem sanatsal hem maddi kaygılar izleyici için eğlenceli maceralara dönüşmüş. bu ikilem acaba herkesin yeni bir g.o.r.a. çekmesini istediği cem yılmaz'ın yaşadığı ikilemin yansıması olabilir mi?

cem yılmaz dizi için çok detaylı çalışmış ve muhteşem ayrıntılar hatırlamış. diziyi beğenmeyenlerin çoğunluğunun bu ayrıntıların orjinallerinden haberdar olmayan kuşaktan olduğuna neredeyse eminim. 80'lerin filmlerini, o filmlerin klişelerini, 80'lerin klişelerini bilmeyenlerin bunların parodisinden keyif alması beklenemez zaten. o dönemde taner şener diye bir şarkıcı olduğunu bilmeyen birisinin, taner ve şener adında ikiz kardeşleri komik bulmasını bekleyemezsiniz. veya boş içki şişelerine çay doldurarak kaçak içki diye satan dolandırıcıların olduğunu, bu tarz sahtekarlıkların çeşitli filmlerde ayrıntı olarak kullanıldığını bilmeyenler mami'nin* sürekli boş viski şişelerine çay doldurmasına anlam veremeyebilir. yahu, kendi başına cin menta ayrıntısı bile efsanevi bir ayrıntı benim gözümde. red bull vodka'yı kokteyl diye içen bir kuşak bunu anlayamaz. nane likörü o yılların barlarının ve hatta içki içilen evlerin demirbaşıydı.

sürekli 80'ler diyorum, ama aslında erşan kuneri karakteri 50'lerin, 60'ların, 70'lerin türk filmleri ile yetişmiş bir sinemacı. o yüzden idealist köy öğretmeni hikayesini çok güzel işlemiş. bu hikayenin yeni kuşaklarda karşılık bulamamasına şaşırılmamalı. sonuçta öğretmenleri gömmek için fırsat kollayan, onlara her fırsatta saldırmaya çalışan bir kuşak bu. aynı şekilde o dönemin polisiye filmi ayrıntılarını da çok güzel yakalamış. o bölümde kadir inanır'ın, cüneyt arkın'ın defalarca oynadığı komiserleri net bir şekilde gördüm. hep erşan kuneri karakterini övüyorum, ama asıl övgüyü hak eden tabii ki cem yılmaz. adam türk sinemasını yemiş, yutmuş, hazmetmiş, özümsemiş. arif v 216'da zaten bunun işaretlerini vermişti, sadri alışık hayranlığı ve sevgisi de ta doritos reklamları zamanından beri alenen biliniyordu, ancak bu dizi ile pastaya çileği kondurmuş.

son olarak da cem yılmaz'ın anlayacağı şekilde bitirmek istiyorum. sevgili cem yılmaz, dizi boyunca güldükçe, tarihin derinliklerinden çıkartıp çıkartıp önmüze koyduğun ayrıntıları gördükçe söylediğim şeyi tekrarlamak istiyorum; "ha, yaşa!"
aslında çok basit, herkes görmüştür nasılsa diye yazmayacaktım ama sözlüğün zeka seviyesini gördükten sonra yazma ihtiyacı hasıl oldu.

erşan tarihi film çekiyor, tutmuyor.

erşan bilimkurgu çekiyor, tutmuyor.

erşan köy filmi çekiyor, tutmuyor.

erşan sanat gayesiyle film çekmeye çalıştıkça batıyor, rezil oluyor.

en sonunda erşan, çaresizlikten klişe bir arabesk çekiyor, film patlıyor.

erşan burada kime siktir cekiyor sizce?

bergen filmi 5 milyon izlenmiş.

müslüm 6 milyon 480 bin.

cem yılmaz da tarihi film çekti, beğenmediniz. (bkz: yahşi batı)

bilimkurgu çekti, dram çekti, çekti de çekti...

cem yılmaz sizi güldürmeye çalışmıyor sizle billur geçiyor arkadaşlar. adam bu ülkede çok izlenecek film yapmak istese yapardı.

filmdeki kostümlere dikkat ettiniz mi hiç? mekanlar, eşyalar, her şey çok ince düşünülmüş emek harcanmış şeylerdi. hapishane tabelası bile orijinal gibiydi

cem yılmaz'a son zamanlarda bazı sebeplerden kızgındım ama gerçekten sanat, sinema konusunda bu ülkede çok emek harcayan insanlardan biri. en çok para harcayan kişi de olabilir.

adamın film için taşşağına bestelediği şarkılar piyasadaki çoğu şarkıdan çok çok iyi. daha ne yapsın bu adam?
buradaki ağır eleştirileri okuduktan sonra neredeyse hiç izlemeyecektim; neyse ki boş vaktim oluştu, izledim ve çok eğlendim. sadece gülmedim; hem senaryoyu, hem oyunculukları, hem de göndermeleri çok beğendim. ayrıca diziyi çekerken ekibin hem büyük emek verdiğini hem de çok eğlendiğini düşündüm. cem yılmaz kendi nesline, yani bizim nesle, yani hâlâ avrupa birliği üyeliği hayalleri kuran, bu ülkenin hapursa da köpürse de modern bir cumhuriyet olduğuna inanan son nesle çok kuvvetli bir şekilde hitap ediyor, halen... daha genç nesillerin ise bambaşka dertleri, bambaşka öncelikleri, bambaşka kızgınlıkları var ki onları da sanırım şu aralar en güzel gibi'deki o absürt kesintisiz çatışma ortamı tanımlıyor. yani herkes anlamak, sevmek zorunda değil tabii, zaman değişir, kahramanlar değişir, hainler değişir, komediler değişir, trajediler değişir, fikirler değişir; değişmelidir de... ama bence hiçbir değişim bu işe gerçekten büyük, güzel ve üstün nitelikli bir emek verildiği gerçeğini gölgeleyemez.
izlemeden önce fularlı sözlük yazarları ne diyor diye okuyayım dedim önce. saçmalamaları görünce de bu kadar da kötü olamaz dedim ve yine gayet güzel bir iş çıkardığını daha ilk bölümde anladım.

1942 doğumlu hocamla aramda 40 yaş olmasına rağmen jenerasyon farkı yok gibiydi de, merak ettiğim şu. sizin bu ülkeye ve dünyaya dair tarih ve genel kültür bilginiz doğum tarihinizden itibaren cereyan eden olaylardan mi ibaret?

kemal sunal'ı beğenmez gizli gizli izler güler, recep ivedik karakteriyle tanıdığı şahan gökbakar'ın memleket meseleleriyle dertlendiğini görünce şaşırır. nesiniz oğlum siz? finlandiya'dan mı katıldınız bu ülkeye?

ustalara saygı duruşunu her filminde az çok sergilemeye gayret eden, sırf bu yüzden bile saygıyı hak eden bir sanatçıdır cem yılmaz. ne varsa bizim nesilde var yine. emeklerine sağlık olsun. cidden politik duruşunu sevmem, pasifist bulurum o ayrı ama herşeyi eleştirme hastalığından müzdaripsiniz siz. acil şifalar dilerim.