her sokakta kaldırımın görünmeyeceği kadar çok araba olduğu tezi doğrudur. otoparklarda yer olmadığı tezi de doğrudur. evlerde birden fazla araba olduğu tezi de doğrudur. ve hatta verginin talebi kısmak olduğu tezi de doğrudur.
koskocaman bir ama,
araba dediğin şey lüks değildir. hatta haftasonu keyif için aldığın, sadece haftasonları bindiğin araba bile lüks değildir. bir evde birden fazla araba lüks değildir. 3 kişilik bir ailede baba işe arabayla giderken karısının servisle gitmesi (veya tam tersi) normal bir şey değildir.
burda sorun, ve eleştirilmesi gereken nokta yanlış kent planlaması, cari açık, yurtdışına satacak hiç bir şeyimizin olmaması / kalmaması gibi konulardır.
tutup şöyle diyemezsin;
sokaklar araba dolu, almasın millet. e yeni yerleşim alanları imara aç, şehri yatay büyüt. göt kadar semtlere sik gibi imar veriyorsun, eskiden 100 kişinin yaşadığı muhit 5 yıl içinde 5000 kişilik bir muhite dönüşüyor, bunu yaparken adını kentsel dönüşüm dediğin nane ile binasal dönüşüm yapıyorsun. yollar aynı kalıyor, yeşil alan aynı kalıyor, kaldırım aynı, bütün sosyal olanaklar ve altyapı 100 kişiye göre ama semt artık 5000 kişilik. bravo süper dönüşüm. çözüm ne? herkes araba almasın... kuzum sen salak mısın?
efendim cari açık var, her sene binlerce araba alıyoruz, bir de o araçlar için akaryakıt ithal ediyoruz. para oluk oluk yurtdışına gidiyor. cari açık var, o yüzden dayayalım vergiyi, alamasın millet. oo süper fikir.. senin araban var mı? var.. e kim alamasın? benden başka herkes. baksana nasıl trafik oldu, park yeri bulamıyoruz.
devletin kötü yönetilmesi sayesinde herhangi bir malı edinen kimse hep kar etmiştir bu ülkede. hani devlet tasarrufu arttırmaya çalışıyor ya, işi çok zor. hane halkı bir kere parasının değerini nasıl koruyacağını bilmiyor, tasarrufu mevduat faizi ile yapanlar çılgınlar gibi alım gücü kaybına uğruyor, döviz veya emtia alanlar da mis gibi cari açık yaratıyor (ikisi de ithal mal arkadaşlar)
bugün ben biliyorum ki cebimdeki parayı veya bugünkü koşullar ile kredi kullanarak elde ettiğim parayı bir mala yatırırsam o mal kullanılmış olmasına rağmen değerlenecek. aslında bir şeyin değerlendiği falan da yok, türk lirası öyle bir değer kaybediyor ki senin mal değerlenmiş oluyor. ama kur artıyor, ama devlet ithalatı güçleştiriyor, ama vergiyi arttırıyor ve sonuç olarak arzı kısarak, parayı bollaştırarak, vergi koyarak bir şekilde ürünün fiyatını arttırıyor ve önceden alım yapmış kişilerin türk lirası karşısında aldığı mal değerlenmiş oluyor.
sadece araba da değil. 2019 yılında aldığım logitech g920 direksiyon setini ikinci el olarak 2020 yılında 3000 liraya sattım. geçen hafta medimarkt mağazasında gördüm, 5000 lira olmuş sıfır fiyatı. düşünebiliyor musun! oyun direksiyonu lan bu.
2020 başında aldığım oneplus 7t pro telefonu 3500 liraya almıştım. şimdi açtım baktım sahibinden.com'da fiyatlarına. ikinci el en ucuz telefon 3700 lira. 1 yıl kullandım bunu, ki bu bir telefon. teknolojisi aşırı hızla eski kalan, sürekli elde, sürekli kullanılan, pil performansı her geçen gün düşen vs vs eskiyen bir elektronik cihaz. sıfır ile ikinci el arasında ilk gün bile %20-30 değer kaybı olması gereken bir cihaz.
güzelbahçe yalı mahallesinde 2008 yılında 300 bin lira olan triplex bir ev biliyorum, 2010 yılında yine 300 bin liraya el değiştirdi. 2015 yılında 1.3 milyon liraya el değiştirdi, geçenlerde satılık olarak gördüm, sordum 3.5 milyon lira istiyorlar.
devlet böyle başı kesik horoz gibi ne yaptığını bilmez şekilde çırpındıkça, tüketimi engelleyemeyecektir. 2000-2013 aralığındaki ekonomik iyileşme bir daha ne zaman gelir bilemiyorum, ancak geleceği güne kadar tüketmek kazandıracaktır.
06.03.2021 · 34. sıra
boyoz gevrek klorak asfalya
05.03.2021 08:57