gece uyumadan mutfakta siyasi tartışmalara girmek. tansiyon yükselince sesler de yükselirdi sonra annemin eline aldığı süpürge sapı eşliğinde sus pus odalarımızın yolunu tutardık.
Sık geçen başlıklar
baba ile yapılan saçma ama özlenen aktivite 5
ekşi'de görhaşlanmış yumurtayı birbirimizin kafasında kırardık...
akşam saat 21:00 gibi işten çıkıp eve geldik.
yemek yedikten sonra dedi ki aşağıya arabaya gel.
aşağıya indim arabanın anahtarını verdi gecti arka koltuğuna sür dedi.
sordum nereye gidiyoruz?
sen sür dedi.
anadolu yakasına geçtik ve tekrar sordum nereye gidiyoruz diye.
sen sür dedi.
adapazarı'na geldik. aynadan baktım göz göze geldik devam et dedi.
yalovaya geldik yalova termal otelden içeri girdik bir kahve içti ve 30 dakika sonra çıktık.
hadi eve gidelim dedi.
çılgın adamdı vesselam.
saygıyla ve rahmetle..
yemek yedikten sonra dedi ki aşağıya arabaya gel.
aşağıya indim arabanın anahtarını verdi gecti arka koltuğuna sür dedi.
sordum nereye gidiyoruz?
sen sür dedi.
anadolu yakasına geçtik ve tekrar sordum nereye gidiyoruz diye.
sen sür dedi.
adapazarı'na geldik. aynadan baktım göz göze geldik devam et dedi.
yalovaya geldik yalova termal otelden içeri girdik bir kahve içti ve 30 dakika sonra çıktık.
hadi eve gidelim dedi.
çılgın adamdı vesselam.
saygıyla ve rahmetle..
tövbe bismillah, silah temizlemek ve atış talimi.
daha beş altı yaşında, yaşıtlarım barbi bebek süslerken, ben havalı tüfekle atış talimi yapıyordum :/ zaten o yaşta çocuğun eline başka silah verilmez herhalde. yani o da verilmezdi işte ama verdi babam, çünkü karadenizlilik. bayılırdım o tüfeğe, duruyor hala memlekette. dipçiği haki, safran sarı, kızıl renkliydi, alacalıydı böyle, nefisti. o yaşlarda en sevdiğim renk de hakiydi allah kahretmesin, battaniyemi, elbiselerimi falan götümü yırta yırta haki aldırdım/diktirdim senelerce, neden acaba diyordum, şu an yazarken dank etti kafama, ulan baba* :) neyse ben büyüdükçe silahlar da büyüdü, tüfekler tabancalar. kaç çeşidini gördüm cidden bilmem. 11-12 yaşıma geldiğimde ben ilgimi kaybettim silahlara, ılık götlü bir hümaniste dönüştüm, babam da zorlamadı. 20 yıldan fazladır elimi sürmedim silaha, kapandı gitti o defter. şimdi başlığı görünce özlediğimi fark ettim. iyi bi kaza çıkmamış o yaşta elimden.
ha bir de aynı yaşlarda tavla oynamayı öğretmişti bana. adamın içinde kalmış erkek evladı olmaması resmen. okuma yazma öğrenmeden tavla oynamayı öğrendim bu sayede. beni dükkanın karşısındaki kahveye götürür, arkadaşlarıyla oynatırdı. cidden iyi oynardım ve yenebilirdim bütün işi sabahtan akşama kadar tavla oynamak olan adamları. satrançta aynı başarıyı göstersem dizimi çekerdiniz, tavlayı siklemeyin zaten. ben de kendi çapımda dehaydım olm. hey gidi.
daha beş altı yaşında, yaşıtlarım barbi bebek süslerken, ben havalı tüfekle atış talimi yapıyordum :/ zaten o yaşta çocuğun eline başka silah verilmez herhalde. yani o da verilmezdi işte ama verdi babam, çünkü karadenizlilik. bayılırdım o tüfeğe, duruyor hala memlekette. dipçiği haki, safran sarı, kızıl renkliydi, alacalıydı böyle, nefisti. o yaşlarda en sevdiğim renk de hakiydi allah kahretmesin, battaniyemi, elbiselerimi falan götümü yırta yırta haki aldırdım/diktirdim senelerce, neden acaba diyordum, şu an yazarken dank etti kafama, ulan baba* :) neyse ben büyüdükçe silahlar da büyüdü, tüfekler tabancalar. kaç çeşidini gördüm cidden bilmem. 11-12 yaşıma geldiğimde ben ilgimi kaybettim silahlara, ılık götlü bir hümaniste dönüştüm, babam da zorlamadı. 20 yıldan fazladır elimi sürmedim silaha, kapandı gitti o defter. şimdi başlığı görünce özlediğimi fark ettim. iyi bi kaza çıkmamış o yaşta elimden.
ha bir de aynı yaşlarda tavla oynamayı öğretmişti bana. adamın içinde kalmış erkek evladı olmaması resmen. okuma yazma öğrenmeden tavla oynamayı öğrendim bu sayede. beni dükkanın karşısındaki kahveye götürür, arkadaşlarıyla oynatırdı. cidden iyi oynardım ve yenebilirdim bütün işi sabahtan akşama kadar tavla oynamak olan adamları. satrançta aynı başarıyı göstersem dizimi çekerdiniz, tavlayı siklemeyin zaten. ben de kendi çapımda dehaydım olm. hey gidi.
yıl 1990’lar, yaşım 5-6 civarı.
babam işten her gelişinde kapı eşiğinde eğilir ve kamuflajlı kıyafetinin botlarını çözer, ben de o esnada kafasının üstüne tırmanırdım ve o ayağa kalkınca sırtından baş aşağı sarkar, odaya kadar beraber giderdik. daha sonra standart baba-oğul etkinliklerinden olan güreşmeli işlere girer, enerjim tükenince ailece yemeğe otururduk.
şimdilerde bakıyorum da, özellikle son 3-4 yıldır yürürken 100-150 metrede bir oturması gerekiyor, çünkü bacağı uyuşuyormuş. o beni ensesinde taşıyan, sanki üstünde yokmuşum gibi tek hamlede ayağa kalkan adam, şimdi mola diyip ilk bulduğu banka oturunca, zamanın acımasızlığını daha net görüyor insan.
babam işten her gelişinde kapı eşiğinde eğilir ve kamuflajlı kıyafetinin botlarını çözer, ben de o esnada kafasının üstüne tırmanırdım ve o ayağa kalkınca sırtından baş aşağı sarkar, odaya kadar beraber giderdik. daha sonra standart baba-oğul etkinliklerinden olan güreşmeli işlere girer, enerjim tükenince ailece yemeğe otururduk.
şimdilerde bakıyorum da, özellikle son 3-4 yıldır yürürken 100-150 metrede bir oturması gerekiyor, çünkü bacağı uyuşuyormuş. o beni ensesinde taşıyan, sanki üstünde yokmuşum gibi tek hamlede ayağa kalkan adam, şimdi mola diyip ilk bulduğu banka oturunca, zamanın acımasızlığını daha net görüyor insan.