Sık geçen başlıklar

avm'leri sevmeme nedenleri 2

ekşi'de gör
nereye kurulursa kurulsun, istisnasız her yerde orada yaşayan insanların ortak mirası olan kültürel değerleri paramparça edip, 21.yüzyıla yakışan bir hızda yerine kendi çürümüş değerlerini koyması. keşke mimarlık ve kent sosyolojisi üzerine daha çok okuma yapmış olsam, fikirlerimi daha güzel temellendirsem, yine de söylemekte beis görmüyorum düşüncelerimi.
bir sinemanın en üst katta, yemek yeme yerlerinin yanında fahiş fiyatlarla izleniyor olması benim canımı sıkıyor. sinemaya gitmek, eyleminin saygıdeğer birşey olması gerektiğini düşünüyorum, giyime önem verilip gidilen, buluşmaların yapıldığı, eskiden hemen girişte olan sinemalar gibi, kızılırmak sineması gibi mesela. vasat fast food zincirlerinin hemen yanında godard sineması izlesen ne değişir ki? gerçi avm'lere bağımsız filmler de gelmiyor ya. bayağı türk filmleriyle, ana akım amerikan filmlerini görüyoruz genelde. ırkçı, cinsiyetçi, linç kültürü pompalayan, mizahtan metrelerce uzak, çıktığında hamburger yedikten sonraki yağlı pişmanlığa benzer bir his uyandıran kitch filmler. e neden nevresim bakmaya gelmişken iki günde youtube fenomeni olan sinemadan bi sik anlamayan üç boş adamın hiçbir şey anlatmayan filmine gidip hayatın yorgunluğundan bir saatliğine uzaklaşmıyoruz ki?
ikincisi, içeri girdiğiniz anda size verdiği korkunç ilüzyon. avm öncesi neolitik dönemde, bütçene ve ihtiyacına uygun bir dükkana girer ve çıkarsın. girdiğin dükkan, aldığın kazağın fiyatı sana her defasında sınıfını hatırlatır. fakat şimdiye baktığımız zaman, devasal tavanlar, bir köyü aydınlatacak kadar abartılı ışıklandırma, fonda günlük hayatta asla dinlemediğin kesintisiz sofistike bir jazz şarkı sanki kredi borçlarını ödemek için evdeki tuvalet kağıdının kalitesini düşürüp daha ucuzunu almak gibi yöntemlere başvurmuyormuş, evde mandalina yemiyormuşcasına. içeriye giren halüsine olup dışarı çıkıyor, niye aldığını bile bilmediği şeylerle dolu poşetlere bakarak bir yaşam tarzı satın aldığı yanılgısına düşerek ve kendi kendine tekrar ederek monoton bir şekilde: her şey harika.
üçüncüsü harcanılan kalitesiz zaman. avm'lerde pencere ve saat olmamasının nedeni, içerideyken zamanın nasıl geçtiğini anlamamak, aa hava kararmış gideyim demeden saatlerce amaçsız dolandırmak içinmiş. tam bir distopya. gökyüzünü görmeyi engelliyor. her şey o kadar dikkat çekme amaçlı ki, gözleriniz yoruluyor bakmaktan, dikkatinizin saniyenin onda birinde bir uyarılmasından. bir şey almayacağım ama öyle bir gezeyim, beş poşetle çıktı. sürekli zamansızlıktan şikayet eden bir dolu insan, en az üç saatini bu kendini kandırma cümlesiyle geçiriyor. babam gençliğinde hep gençlik parkı'na gittiğini söyler, haftasonu insandan dolup taştığını. şimdi o insanlar büyüdüler, onlara yenileri de eklendi ve hep beraber haftasonlarını, olmayan vakitlerini burada, daha sonra da eve gelip telefonda geçirmeye başladılar. korkunç bir sosyal yıkım.

avmler aslında muazzam bir kompozisyonun ürünü. halk otobüsüyle avm'ye gel, avmnin otoparkı var diye sevin. giriş kat, biraz dolanalım, vakit geçirelim beraber. birinci kat, tamam sen git ben de şurada şunlara bakayım. iki saat sonra. nerdesin, ben acıktım bir şeyler yiyelim üst kata gel. biz ikili menülerden istiyoruz. yalnızca beş lira farkla aynı menüye ek olarak peçete de koyuyoruz ister misiniz? aa tabi ki, ekstradan bir şey neden olmasın, bugün yaşıyoruz bu hayatı. gnom, gnom, sonomodo vormoş bordo boksono gotsok mo (ağzı dolu konuşuyor) gidelim olur. şey, ne var sinemada (ıslak mendille ağzını siliyor) neşeli gençlik 5. hatırlıyo musun, geçen hafta 3'ünü izlemiştik. tamam iki bilet lütfen. sadece 20 lira farkla yanına filmin sesinden çok çıtırmadamasını duyacağınız iki tane mısır ister misiniz? tabi neden olmasın, bugün yaşıyoruz bu hayatı. komikti ya demi, hani diyo ya sen benimle yaprak mı geçiyosun, ulan ne filmdi yaa. evet aşkım çok güldüm. yürüyelim mi ya eve kadar? metin saçmalama ev buradan otobüsle iki saat. ne bileyim, açılırız dedim, o zaman al sen şu beş lirayı git eve, ben gelirim akşama. niye diye sorma, bugün yaşıyoruz bu hayatı.
- acayip saçma kalabalık
- avm de çalan müzik dışında her mağazada ayrı çalan müziklerin sesi
- hep bir uğultu olması
- yemek katındaki iğrenç koku karmaşıklığı
- kapalı ortam ve yapay ışık
- çok fazla uyaran olmasından dolayı gelen başağrısı
- saatlerce ayakta kalkma zorunluluğu
- eldeki poşetlerin yarattığı ağırlık
- sinema, starbucks gibi yerlerdeki gereksiz ergen kalabalığı
- ara ara yükselen çocuk ve bebek ağlama sesleri
- erkek tuvaletlerindeki susuz pisuvarın yarattığı berbat koku

yazarken dahi avm ye karşı olan nefretim bir kere daha arttı yemin ederim.