Sık geçen başlıklar

askerlik yaparken en çok zorunuza giden şey 4

ekşi'de gör
kayseri komandoda batarya yazıcısıyken başıma gelen bir olayı anlatayım.

bingöllü bir onbaşı vardı, kıl bi tipti. hani sivilde denk gelsem allah yarattı demez ağız burun dalardım askerlik sonrası :)

neyse; bu onbaşı benim devreleri topladı (13-15 kişiydik). anladım bu bi' boklar yiyecek. bende katıldım aralarına, yazıcı sen gelme diyor. bu yazıcı sen gelme dedikçe beni iyice kıllandırıyor. yok yok geleyim bende dedim, tamam sen bilirsin dedi. devrelerimden biri “devrem sen git bu bizle uğraşacak” dedi. iyi ya oğlum uğraşsın bakalım dedim gidiyorum bende :)

eğitim alanın oraya geldik, yola dökülen yapraklar toplanacak. iki süpürge iki kürek getirdi bu onbaşı. ee 13-15 kişiyiz, kalan 10 kişi ne yapacak?

bu tip tekrar “yazıcı sen ayrıl” diyor. yok olm ayrılmıcam ben, çünkü sen belli yani benim devrelere eziyet edeceksin, benim de bunu başçavuş yazıcısı olarak görmem lazım ve deneyimlemem lazım :)

başladık yolu elimizle süpürmeye, evet evet herkese yetecek kadar süpürge ve kürek olmasına rağmen bildiğin yolu elimizle süpürüyoruz. bu onbaşı devresiyle bana mesaj yolluyor, yazıcı sen ayrıl :)

süpürdük mü biz bi güzelce yolu elimizle. lan düşün, askerdesin, kayseri komando tugayı, bi tane onbaşı çıkmış yer süpürtüyor.

çok zoruma gitmişti. hala aklıma geldikçe sinir uçlarım hopluyor.

şimdi ben yazıcı olarak böyle bir şeyi yapmak zorunda değilken yaptım mı? evet yaptım. e karşılığı olmayacak mı? :) altında kalırmıyım, sen onbaşıysan ben yazıcıyım mk.

haftasonu çarşılar yazılacak. kim yazacak? ben tabii ki. askerlik yapanlar bilir, üst devreler genelde cumartesi çarşıya çıkar, pazar koğuşta dinlenir. bu yazılı olmayan kural gibi bir şeydir. cumartesi gez eğlen, pazar içtima yok komutan yok, alt devre çarşıda kafana göre takıl yani koğuşta. bu işin raconu bu çünkü. neyse, ben bu onbaşını ve devrelerini cumartesi değil pazar gününe yazdım. yine askerliğini yapanlar bilir, bölük komutanı o çarşı listesini imzaladı mı iş biter.

çarşı listesini koğuşa gidip astım, üst devreler bi baktı hepsi pazar günü, alt devre cumartesi günü çıkıyor. hayda işe bak ahsksnsls. bunlar toplandı üzerime falan yürüyorlar, dövecekler mk beni. dedim gidin onbaşınıza sorun :) tabii bi yandan beni tehdit ediyorlar falan, hani tehdit şey işte; devrelerine eziyet ederiz nöbetlerde falan. 2-3 hafta böyle devam etti bu iş, tabii bunlar boş durmayıp harbiden devrelerimle uğraşmışlardı. nöbette tek ayak üstünde bekletme mi dersin, çapraz tutuş iki saat bekletme mi dersin aklına ne gelirse. ben hepsini terbiye ederdim ama devrelerim bu işin sonu yok diyince bırakmıştım.

bu da böyle bi anımdır.
askere gittiğimde boyum uzun diye beni mg3 ağır makinalı silahçı yaptılar. usta birliğine gidince bu görevi yapan olduğu için beni onun yardımcısı yaptılar. tugay komutanının gidiş gelişini bekleyen timde görev verdiler. her gün dağa çıkıp geri dönüyoruz. bende mg3 yardımcısı olduğum için 25 kiloluk şerit sandığını taşıyordum. bu göreve geçmemin nedeni ise sabah koşusundan yırtmak içindi. kendi silahım 4-5 kilo, şarjör, yemek, su vs derken ortalama 40 kilo yük ile dağa çıkıp iniyordum. ve o şerit sandığı gittikçe ağırlaşıyor. eline ilk aldığında 25 kilo olan sandık 500 metre yürüdükten sonra 50, 1 km yürüyüşten sonra sanki 300 kilo gibi geliyordu. ortalama 6-7 km sadece gidiş olduğu için hesaplayabilen varsa çıksın. nefes alıp vermeyi ciğerlerim yerine götümle yapıyordum desem yalan olmaz. mevziye geldiğimizde nefesimi toplamam 10-15 dakika sürüyordu. her gün bahse giriyorlardı “bugün kesin ölecek” diye. kalbimin ne kadar sağlam olduğunu o zaman anlamıştım. tabi hal böyle olunca gittim tim komutanının yanına (yedek subay) komutanım dedim “ her gün bu sandığı indir-çıkar çok zor oluyor, sandığı burada bıraksak olmaz mı? nasıl olsa her gün geliyoruz” dedim. tabi tim komutanından katmerli bir fırça yedim, bunu söylediğim için. “asker cephanesini bırakır mı” diye. dedim o zaman her gün sırayla taşıyalım. üste kapalı şekilde “ ebem zikiliyor” dedim ama dinleyen yok tabi. o şerit sandığı sayesinde nefesim açıldı hayvan gibi koşmaya başladım.
selam vermeyeceğin, hatta muhatap bile olmayacağın adamların (adam diyorum ama neyse) sana emir verebilecek pozisyonda olmaları.
devletin parasının ve kaynaklarının hunharca israf edildiğine tanık olmak.
insanların farkında olmadan dişinden tırnağından artırarak ödediği vergilerin bazı rütbeliler tarafından şahsi menfaatleri için fütursuzca çarçur edilmesi.
kamu malını, kamu kaynaklarını hak-hukuk- helal-haram ayırt etmeksizin vampir gibi sömüren, yamyam gibi yiyen açgözlü köpeklerin olması.
askerlik subaylara güzeldir. albaylar içinse altın tepside sunulmuş bir ikramdır.
çok şerefli kaliteli insanlar ile çok şerefsiz ve adi insanların bir arada bulunduğu bir panayırdır askerlik.