Sık geçen başlıklar

alevileri sevme sebepleri 2

ekşi'de gör
lisede çıkardığımız politik yazıların ağırlıkta olduğu fanzini bir de bir dergiyi satmak için alevi mahallesine girdik. hava sıcak. adana'nın temmuz ayı.
o mahallede teyzeler ve amcalar gündeme vakıf olur, gençleri bilhassa destekler. sol kimlikleri ile tanınır. tabii ben bu durumu zamanla anladım.
bina kapısının önüne sandalye atmış bir grup teyze ile konuşmaya başladık. fanzinden, dergiden ve kendimizden kısaca bahsettik.
teyzelerden biri elini cebine attı ve kurduğu ilk cümle şu oldu:
" eve gir, mutfakta dolapta soğuk karpuz var. soluklanın."

gözlerim doldu o an. masumiyetten içim ısındı.
ya ben hırsızsam teyze?

alevi denince aklıma o teyze ve soğuk karpuzu geliyor.

ben o mahallede çok dolandım, mahlledeki mobilya işçileri, kahvehanede oturan yaşlılar ile röportaj falan yaptım. kimseden kötülük görmedim. ki ben fanzin, dergi işleri için çok mahalle gezdim.

ya bir de arap alevlerinin konuşması çok içten ve tatlı. bir kızım deyişleri var, sanki kızıyım. anne diyesim geliyordu. oyyy gadanı alırım teyze.
yoktur.

yani bir insanı alevi diye sevmem için bir sebep yoktur. tatlı insanlardırlar, mağrurdurlar, iyidirler falan geçin bunların hepsini. beş parmağın beşi bir mi?

lisedeyken en yakın arkadaşlarımdan biri aleviydi. anlaşırdık, iyi adamdı. ancak aynı lisede fizik öğretmenimiz olan adam hayatımda gördüğüm en yalancı, en kaypak, en üç kağıtçı insanlardan biriydi ve o da aleviydi. şimdi ben ne düşünmeliyim aleviler hakkında? tabi ki hiç bir şey.

insanları belli kriterlere göre gruplandırıp genelleyerek değerlendirmek kadar anlamsız bir şey olamaz.