Sık geçen başlıklar

ak parti döneminde kaybedilen en önemli şey 3

ekşi'de gör
açık ara adalet.
kişiye göre değişen yargı kararları.
parayla satın alınan yargıtay kararları.
koskoca yargıtay ceza kurulu, adalet bakanlığı eski müsteşarı (bkz: birol erdem) için, garabet bir karar aldı. adamın hakkında 50 tane itirafçı var, adam süzme fetöcü, amerika'ya gidip fetönün bardağından su içmiş insan. ve koskoca yargıtay ceza kurulu, yani içtihatları birleştiren üst kurul bu adamı tertemiz akladı.
sırf tayyibin yakın adamı diye kimse dokunamadı herife.
bakın tekrar söylüyorum, ağır ceza mahkemesi değil, yargıtay ceza dairesi değil, yargıtay ceza genel kurulu adamı akladı.
bu adam hakkında verilen bu içtihadî karar, bi hakkın uygulanırsa, darbeye katılmış askerler bile beraat eder.
gelelim tayyibin sıkı dostu, kirli çıkısı, gizli para kasası (bkz: fettah tamince)'ye. bu adamın fetöcü olduğunu beşikteki çocuk bile biliyor. zaman gazetesinin ortağı, türkçe olimpiyatlarının baş sponsoru, tuskon üyesi, pensilvanya'nın en azılı müdavimi, fetöye ait üniversitenin mütevelli heyeti üyesi bir adam bu. böyle bir insan, fetö davasından ceza almadan tertemiz aklandı. hatta zamanında fetöcüler, asya bankası batmasın diye başka bankalardan kredi çekip buraya yatırırken, fettah efendinin karısıda binlerce lira yatırmış bu bankaya. sonra hakkında soruşturma açılıyor ve savcı diyor ki, “kişinin sosyo ekonomik durumu göz önüne alındığında, bankaya yatırılan 250 bin tl'nin önemli bir miktar olmadığı anlaşılmıştır”.
ulan bre amına koduklarım, ben çocuğumun 800 tl'lik okul taksitini bu bankaya yatırdım diye memurluktan atıldım. o zaman benim maaşım 3.500 tl idi. 800 tl para da benim sosyo ekonomik durumum dikkate alındığında çok düşük bi paraydı. bana niye işlemedi bu soktuğumun adaleti.
insan, başına gelmeyince bazı şeyleri fark etmiyor. adaletsizliği iliklerine kadar yaşamış biri olarak söylüyorum, bir ülkede adalet yoksa hiç bir şey yok demektir. çünkü devleti devlet yapan adalet sistemidir. kararlar kişilere göre değil kitapta yazan kanunlara göre verilmedikçe o ülkenin gelişmiş bir ülke olması imkansızdır.
günümüze geldiğimizde, türkiye'nin adalet sistemi, sürekli dalga geçilen 3. sınıf kabile devletlerinden bile daha kötü durumdadır.
görgüyü kaybettik...
en basit en yalın haliyle görgüyü
şimdi anlamını bilmeyenler için görgü nedir?
görgü bir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik kurallarının genel adıdır. toplumda bireyler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinden doğan töre, adet, gelenek ve görenekler, din kuralları gibi görgü kuralları da yazılı olmayan normlardandır.

kural olarak görmeden, herkesin bildiği, kimseye dayatılmayan ama herkesin uyduğu görgü kayboldu.
ülke/millet sevgisidir. hiçbirimiz kendimizi bu güzel ülkeye ait hissedemiyoruz.

biz her ne kadar birbirimizle kavga etsek de, fukaralık çeksek de, ölsek de kalsak da birbirimizi severdik be. milli bir maçta farklı düşünenler bir araya gelirdik, dindar sekülere, milliyetçi solcuya karışmazdı. karışsa da üslup sertleşince toplum tarafından ayıplanırdı. sabah simit satan adamla muhabbetlerimiz vardı. zengin fakiri ezerdi ama bayram sofralarında bir araya oturabilirdik, çat kapı birilerine gidip hemhal olabilirdik, yarın için ümit edebilirdik. orta yaşlılar gençlerin omzuna kollarını atıp geçmişlerini anlatıp manasız da olsa nasihatler verebilirdi, yaşlılar gençlerin işine karışmaz her noktada yakasına yapışmazdı. itlik, puştluk yapana bile bir hoşgörü vardı.

şimdi şöyle bir sokağa çıkıyorum da; yüzünü diğer tarafa çevirip panoları takip eden insanların dizildiği kuyruklar, toplu taşımaya binerken bile asılan suratlar, ümitsiz gençler, buz gibi sabahlarda titreyerek yürüyenler, öğle vakti parkta oturup uzun uzun parkeleri seyredenler, çocuğunun yakasından tutup marketten bir şey alamayacağı için çıkaranlar...

bugünler elbet geçecek, yeni bir hükumet adam akıllı çalışırsa iki buçuk senede düze çıkarız. ama kaybettiğimiz sevgimiz, ümidimiz, gençlerimiz. işte onu kazanmak için çok ama çok çalışmalıyız.