(bkz: 44)
başlıkta bahsi geçen şeyin; bir ilişki, karı, koca, ev bark olduğuna işaret etmesi ile birlikte, yuva denilen şeyin, bunun çok ötesinde olduğunu düşünüyorum, kendi yaşadıklarım ile.
20 sene, yuva olduğunu düşündüğüm bir evde vaktim geçti. bu süreye; iki çocuk, üç kedi sığdırdım. ama hiçbir zaman yuvam gibi göremedim orayı. hep tedirgin, mutsuz, huzursuz ki her türlü maddi sıkıntıdan uzak bir kozanın içinde, sadece üstümde bir çatı, kendim olmaktan çok uzak, çocukların annesi, eşimin karısı, akrabalarının hizmetçisi.
hepimiz, yani çoğumuz yuvamızı arayarak geçiriyoruz hayatımızı. eve dönme isteği, kendimiz olabildiğimiz, her türlü sıkıntıya rağmen “oh be” dediğimiz yer yuvamız.
ben 44 yaşındaydım yuvamı kurduğumda;
ardımda kaybolmuş bir gençlik, çeşit çeşit hastalıklar* yok olmuş umutlar, yorgunluklar, kalp kırıklığı, benim hayatım böyle mi olacaktı hayalkırıklığı ile.
sonra sıyrıldım bunlardan. çünkü; yarısını kaybettiğim bir ömrün, diğer yarısını da sızlanarak geçirmemem gerekiyordu.
bence, çoğu bedel ödenmişti, ödenmemiş olanlar henüz yaşanmamıştı.
ilk evim 1+1'di.
tek tek, çay kaşığına kadar olmayan bir evi, günler, aylar sonra geldiğim zaman “evimdeyim” huzuru ile doldurdum.
bir eşe, eksiksiz eşyalara gerek duymaksızın, kilidini açıp, içine girdiğim an içime dolan yuvam duygusu ile.
duvarların bir anlamı yoktu, yerdeki halının, koltuğun.
kendimi gerçekleştirdiğim yerdi yuvam.
içinde kendim olup, dışarıda kendim olabildiğim.
edit: imla
13.02.2024 · 11. sıra
sereserpen
12.02.2024 11:25 ~ 16:54