bir
terör örgütü, neden onca kaynak harcadığı "başarılı" bir saldırıyı üstlenmez?
bu türkiye'ye özel bir durum mu yoksa başka örnekleri var mı?
(bunları kafaya takıp yaptığım araştırmayı dün yazdım:
orjinali,
medium,
140journos,
beyn.org. linkler dahil tüm içeriği buraya kopyalıyorum.)
***
kasım ayında
paris'te 130 kişi öldürüldüğünde, ertesi gün ışid saldırıyı üstlenmişti.
mart ayında
brüksel'de 32 kişi öldürüldüğünde, aynı gün ışid saldırıyı üstlenmişti.
aralık'ta
california'da bir noel partisinde 14 kişinin öldürüldüğü saldırıyı ışid organize etmemiş olmasına rağmen kutlamış ve üstlenmişti.
oysa
atatürk havalimanındaki katliamı üstlenen olmadı. başbakandan, cıa şefine kadar herkes ışid'i suçluyor ama ışid sessiz. tıpkı
suruç,
ankara,
sultanahmet,
istiklal sonrası sessiz olduğu gibi. neden?
***
1) ışid neden türkiye'ye saldırıyor
ışid'in diğer yerlerdeki terör eylemleri bir pazarlama çalışmasıyken, türkiye'deki eylemleri daha "rasyonel" iki amaca hizmet ediyor:
foreignpolicy gibi birçok kaynağa göre ilk amaç, kendilerini satan hükümetin meşruiyetini baltalamak (uzun vadedeki planları her türlü devletin meşruiyetini baltalamak tabii).
ankara saldırısının sorumlusunun laptopından 26 hedef çıkmıştı ve
bazı yorumlara göre bu hedefler alevi-sünni ve türk-kürt ayrımcılığını körüklemek için seçilmişlerdi. "yönetilebilir kaos" bir dereceye kadar akp'nin de işine geliyor ama ötesi artık herkese zarar.
(burada bir paradoks var gerçi: bu tip bir kaosun çıkması için gerekli olan şey "büyük oyunu görme içgüdüsü", yani saldırıların ihalesini abd'ye, kürtlere veya muhalefete yıkmaya yatkınlık. fakat bu içgüdü aynı zamanda, devletin kurumlarından terörün hesabının sorulmasını da ihanet olarak görüyor. yani millet zaten kutuplaşacağı kadar kutuplaşmış ve akp'nin meşruiyeti azalmıyor)
ışid'in ikinci amacıysa daha direkt: "suriye sınırındaki geçiş noktalarımızı kapıyor, elemanlarımızı tutukluyorsunuz, bizi bırakıp
haçlı ittifakı'na katıldınız, yol yakınken geri dönün".
bu iki amaca ulaşmak için de eylemlerin üstlenilmemesi mantıklı:
hem mesajını veriyor,
hem hükümete bir "face-saving" çıkış yolu veya ayak direme imkanı sağlıyor,
hem pkk'yı töhmet altında bırakıyor,
hem de türk sempatizanlarını kızdırmıyor.
fakat artık hükümetin anında ve açıkça ışid'i suçlaması, bu stratejiyi etkisiz kılıyor olmalı. ihaleyi pkk'ya yıkmıyorlar. ve hükümet açıklamalarına inanmayacak kadar ışid'e sempati besleyen adamlar, zaten "kafir yuvası" havalimanlarına yapılan saldırıları alkışlayacak tipler. "bu ışid ilk sezonunda bol bol kafa keserken iyiydi, sonra çok bozdu" diyeceklerini sanmıyorum.
velhasılı kelam ışid'in üstlenmeyerek aralamaya çalıştığı kapılar geçen sene kapandı. sorun şu ki, kapanana kadar da giren girdi...
***
2) "blowback"
türkiye'nin geçen seneye kadarki ışid politikasının mantıklı bir izahı yok: abd'yi mi vazgeçireceklerdi kürtlerle ittifaklarından, rusya-iran-esad blokunu mu dağıtacaklardı? bu hayaller yolunda edindiğimiz koz, aldığımız riske değecek cinsten değil.
nitekim türkiye kumarını kaybetti, hem de iki büyük gücü de kızdırmayı becererek. eli mahkum ışid'e sırtını döndü ve şu anda klasik bir
blowback yaşıyor.
cıain zamanında yaptığı hatalardan ders almamanın bedeli bu: radikal islamcılarla stratejik ortaklığa girmeyeceksin!
en azından cıa işini uzakta görüyor, yediği kaba pislemiyordu, türkiye ise sınırlarını açtı. radikal islamcılar işin bitince kovabileceğin, ilişkini kesebileceğin tipler değiller.
farc gibi,
ıra gibi,
pkk gibi,
fkö gibi bir takım dünyevi amaçları olan aktörler değiller. asimetrik savaşın dehşetini, katlanılması gereken bir zorunluluk (
a necessary evil) olarak görmüyorlar. başka herkes için bir
strateji olan terör, radikal islam için bir
ideoloji. kıyameti getirmek isteyen adamlarla nasıl uzlaşabilirsin ki?
***
3) global terör ve pr
bu yazıyı öncesi, terör saldırılarının üstlenilmemesinin sıradışı olduğunu varsayıyordum. sonuçta terör bir stratejiyse, amaç da korku salarak istediklerini elde etmek olmalı. o yüzden ışid-türkiye ilişkisini özel kılan etmenler aradım. fakat araştırdıkça anladım ki, asıl norm saldırıyı üstlenmemekmiş.
bazen bunun bariz nedenleri oluyor. mesela saldırı başarısız olmuşsa, örgütler "marka"larını zarardan korumak istiyorlar. 2010'daki başarısız times meydanında bombalamasının ardında
pakistan talibanı olduğu biliniyordu ama onlar bunu sonuna kadar reddettiler: "arkadaşın başarılarının devamını dileriz ama bizimle ilgisi yoktur".
yahut amatör gruplar, yerlerini ve kimliklerini belli etmekten korktukları için, medyada güvenilir bağlantılara sahip olmadıkları için, üstlenme riskine girmiyorlar.
fakat organize örgütlerin yaptığı başarılı saldırıların da çoğu üstlenilmiyor. mesela
hizbullah, arkasında olduğu saldırıların sadece yarısını resmen üstlendi. özellikle israil ordusu dışındaki hedefler sözkonusuysa bu oran düşük.
hizbullah bir istisna değil.
global terrorism database'ine göre, 1998'den beri gerçekleşen 45000 terör saldırısının sadece %14'ü üstlenilmiş (ham verileri içeren
excel datasheet, bu da
kılavuzu. @chloriafloria sağolsun). en sofistike saldırılar olan havaalanlarına ve uçaklara yapılan saldırıların dahi çoğunluğu üstlenilmemiş.
biraz düşününce, bu o kadar da sıradışı bir sonuç değil. dünya'daki silahlı çatışmaların çoğunluğu tarafların birinin ezici galibiyetiyle değil, bir uzlaşmayla sonuçlanıyor. fakat uzlaşmak için bir manevra alanı lazım. hiçbir politikacı "teröristlere boyun eğdi" diye anılmak istemez, "barış getirdi" diye kendini pazarlamak ister. üstlenen her terör saldırısı bu manevra alanını daraltıyor.
***
4) acziyet ve belirsizlik
en ilginç bulduğum şey, saldırıyı üstlenmemenin makro ölçekteki siyasi sebepleri değil, insanlar üstündeki psikolojik etkisi (bunun hakkında detaylı bir okuma yapmadım, sadece kendi teorilerim).
1998'den beri hindistan'daki seçim bürolarına 38 saldırı olmuş. hiçbiri üstlenilmemiş. muhtemelen herkes kimin yaptığını biliyordur ve mesajı almıştır. işte bu daha korkutucu: "kim olduğumuzu söylemeye gerek bile duymuyoruz". övünmeye, böbürlenmeye, pazarlamaya ihtiyacı olmayan ama gerekli kabiliyet ve motivasyona sahip olanların uyguladığı şiddet, insanda derin bir güçsüzlük hissi uyandırıyor.
bir diğer korkunç etki de belirsizlik kaynaklı: insan düşmanının bir ismi, suratı, amacı olmasını istiyor, aksi müthiş derecede rahatsız edici.
11 eylül ile bin laden arasındaki ilişki o kadar otomatik ki, eminim çoğumuz tarihin en büyük terör saldırısının
tam iki ay boyunca kimse tarafından üstlenilmediğini unutmuştur. propagandadan başka bir amacı olamayacak bir saldırı için, bin laden'in taa ekim sonuna kadar beklemesi, belki de bu belirsizlik etkisinden faydalanmak içindi.
yeterince zaman geçerse, insan en sevdiklerinin hastalıktan, savaştan, ihmalden, kazadan, hatta soykırımdan ölmesini bile kabullenebilir ama ne olduğunu bilmediği bir şeyden ölmesini hiçbir zaman kabullenemez.
***
(not: bu tip yazıları doğrudan emaille almak için
fularsız entellik direnişine katılın. link değil içeriğin kendisini yolluyorum. blog gibi, bu emailler de reklamsız)