bölük pörçük:
1) eğer bu tartışma "100 tane çok zeki insan varsa, kaçı inançlı olur" diye yapılsa, şuradakinin yarısı kadar bile küfür olmazdı.
egoyu tetikleyecek konularda, soruyu doğru şekillendirmek önemli.
**
2) eski
dehaları örnek vermemek lazım.
biz en zeki insanları değil, eserleri bize ulaşmış eğitimli kişileri hatırlıyoruz. bunlar da ekseriyetle
aristokrasi veya
ruhban sınıfından çıkıyorlar, çünkü sadece onların yeterli zamanı, izni ve parası var. yani ancak en yoğun din eğitiminden geçenlerin bilimadamı veya filozof olabildiği bir sistem var.
iş eğitimle de bitmiyor, mensubu oldukları
sosyal kastlarda inançsız biçimde varolmak imkansız. hadi bunu da becerseler, eserlerinin bize ulaşması imkansız
sansür olduğundan.
buradaki mucize, bu kadar din adamının bilimsel deha olması değil, tam tersine, inançsızlığın 1700'lerin sonunda açık seçik kutlanmasıdır (bkz:
the cult of reason). asıl mucize,
feuerbach,
schopenhauer,
marx gibi insanların, taa 1800'lerde açık seçik ateizm propagandası yapabilmeleridir. ilk ateist manifesto denilebilecek şey de o zamanlar yazılıyor. daha ortada insan hakları kavramı yok, kölelik yasal, darwin yok, galaksiler yok, dna yok, yapay zeka hiç yok. bunca adamın doğal yollardan ölmüş olduklarına şaşıyorum hala.
**
3) inançsızlık bir
skala. ama çoğunluk, bunu islam-ateizm arasında bir
siyah-beyaz ayrımı olarak görüyor. bunun da sorumlusu bizzat islam ve milliyetçilik zaten. ikisi bir olup, diğer renkleri soldurmuşlar, siyah beyaz bir dünyamız olmuş. bu topraklarda niye
sufizm bir turist atraksiyonu? niye
bahailik yok? ilk hrıstiyanların yaşadığı yerlerde niye aktif kilise yok? bizansın başkentinde oturanların neden bir tane bile
ortodoks arkadaşı yok? sünni islam, felsefi olarak bunlara üstün olduğu için değil herhalde.
çoğu toplumda benzer bir "arınma" oluyor. bizdeki sonucu, sünni islam'dan çıkmanın, ateizmle eşanlamlı olması.
alevilere olan tutumda bile görülüyor bu. yani aynı dinin, farklı bir alt kolunda olmak bile yetmiyor.
daha kötüsü, bunu yapanlar bir sonraki nefeste de, hiç gocunmadan
hawking'in,
einstein'in,
spinoza'nın adını anıyorlar, sanki onlar "kendi takımlarındanmış" gibi. halbuki onların skaladaki yerleri, richard dawkins gibilerine çok çok daha yakın.
**
4) hem
iq seviyesi ile, hem de analitik ve sorgulayıcı düşünce (daha genel tabiriyle
reflective thinking, yani düşünme şekli üstüne düşünme) ile dini inanç arasında negatif ilişki var. wiki'de tonla araştırma ve
meta-araştırma linki mevcut. burada bence önemli nokta şu:
zeka veya analitik düşünce, aslen
eğitim ve
refah seviyesi tarafından belirleniyor. aynı faktörler, dindarlığı da belirliyorlar. yani dindarlıkla düşünsel yetenekler arasındaki ilişkinin çoğu dolaylı. zaten o yüzden, dinsizlik otomatikman daha güzel bir dünyaya yolaçmıyor. (cult of reason'dan bahsetmişken, fransız devrimi sonrası dönem hiç de
rasyonel değildi mesela)
ama kısmen de olsa, arada nedensel bir ilişki olmalı. bütün gün saçmasapan dini hikayeler dinleyip, hocasına itaat etmesi tembihlenen birinin belki iq'su çok etkilenmiyordur ama analitik düşünce yeteneği körelecektir.
ikinci bir önemli nokta da şu: zekayı ölçmenin tek bir yolu olmadığı gibi, dindarlığı ölçmenin de tek bir yolu yok. ibadet sıklığı, yaratıcıya inanç ve ateizme karşıtlık, farklı sonuçlar veren farklı ölçütler.
**
5) zeka çok önemli değil. zeka arabanın motoruysa, düşünmesini bilmek de trafik kurallarını ve yolu bilmek gibi. yönünü bilmeyen biri, ne kadar hızlı olursa olsun, varacağı yeri bulamaz.
bu iyi bir şey aslında, çünkü iq'nun
genetik kısmı büyük (farklı imkanlara sahip aileler tarafından yetiştirilen tek yumurta ikizlerinin iq'ları epey yakın çıkıyor) ama reflective thinking daha esnek bir yetenek. atıyorum, 100 saat pratik yaptıktan sonra iq'nuz 1 puan yükseliyorsa, düşünme ve sorgulama yeteneği 10 puan yükselebilir.
işin güzel tarafı, bunu yapmak için dinden çıkmaya gerek yok.