Sık geçen başlıklar

otukenden gelen bozkurt 1

ekşi profili
2002 dünya kupası'nı televizyon başında izleyebilen çoğunluktansanız, yazacaklarımı tam anlayamayabilirsiniz.

ben bursa'nın dağ köylerinden birinde büyüdüm. 2002 dünya kupası olduğunda lise çağlarındaydım. mayıs sonu okullar, sınavlar bitti mi köye çıkılır, eylül başına kadar çobanlık yapılırdı. uludağ'ın her taşını, her patikasını, her deresini bilirdik.

dünya kupası var diye bir radyo almıştık. rahmetli babamın bana aldığı ilk hediyesiydi.

uludağ'ın keles'e, orhaneli'ye bakan güney yamaçlarında trt radyo 1 doğru dürüst çekmezdi. maçları dinleyebilmek için maçtan bir gün evvel hayvanları alır, dünyanın yolunu yürür, oteller bölgesine, zirve taraflarına çıkarırdık. orada radyo daha iyi çekerdi. maçı dinler, sonra tekrar hayvanların otlayacağı güney yamaçlarına geri iner, işimize devam ederdik.

bir gün olsun gocunmazdık bundan. hatta o çocuk aklıyla millî takımın her futbolcusuna dua ederdik. "allah razı olsun, ayaklarına taş değmesin" derdik. çünkü bize dünyanın öbür ucundan bir kayanın başında inanılmaz mutluluklar yaşatıyorlardı.

o turnuvada atılan golleri ben canlı izlemedim. hatta çoğunu üç ay sonra gördüm. çobanlık bitip hayvanlar kışlağa çekilince, yatılı okulun kantinindeki televizyonda ilk defa izlemiştim. ama sevincini, heyecanını radyodan yaşadım.

o günlerden beri içimde bir hayal vardı. bir gün türk millî takımı yine dünya kupası'na giderse ben de gidip yerinde izleyecektim. şükür, işimiz gücümüz yerinde. amerika maçından başlamak üzere 15 gün izin alacak, kalan maçları da statta seyredecektim. ahir ömrümüzde kurduğumuz bir hayal daha gerçek olacaktı.

ama sağ olsunlar, öyle bir mücadele ettiler ki... bunları yerinde izlemek bana zul geldi. uçak biletimi iptal ettim. aldığım maç biletini de amerika'da okuyan bir öğrenciye hediye ettim.

bir daha dünya kupası görür müyüm bilmem. belki görürüm, belki göremem.

ama olur da göremezsem, burayı okursanız bilin diye söylüyorum ben hiçbirinizden razı değilim.

çünkü benim içimdeki sızı, sadece kaybedilen maçların sızısı değil. uludağ'ın zirvesinde çeksin diye saatlerce yol yürüdüğüm radyonun, rahmetli babamın aldığı ilk hediyenin, çocukluğumun, kurduğum hayalin sızısıdır.

inşallah bir gün siz de böyle bir hayalin elinizden kayıp gidişini hissedersiniz de ne demek istediğimi o zaman anlarsınız.