Sık geçen başlıklar

didomiomi 5

ekşi profili
https://www.youtube.com/…8j7av0?si=sso3fnoyyiwhagfs

arkadaşlar!!!

pınar bk'nin son yayınının ilk yarım saatini izleyin.

i-na-nıl-maz!!!!!

metin örel “böyle bir aklama kağıdı yok, böyle bir belge hazırlanamaz” diyor. dolayısıyla ben böyle bir kağıt imzalamadım diyor.

pınar bk orhan kemiksizin yayınının linkini atıyor metin örel'e ve bakın, halen sizin aileyi akladığınız belgenin varlığından bahsediyor kemiksiz diyor.

metin örelin cevabı: siz metinleri karıştırıyorsunuz herhalde, ben o metin değilim, başka metindir deyince, pınar bk, başka emniyet müdürü metin kim olabilir diyor. metin bey: ben tanımıyorum diyor.

püüüüüü. vah ki ne vah. bu nasıl bir aymazlık?

üstelik metin mart 2001'de görevinden ayrılmış, 2009'da oluşturulduğu iddia edilen belgeyi nasıl hazırlayabilir? ( hazırladığı iddiası beyinsiz zerdüşt mustafa şekeroğluna ve akabinde kemiksize ait)

vah ki ne vah. büyük sıçtınız. şekeroğlu o sıçmık suratınla millete telif at şimdi hadi bakiiim.

üstelik yalancı sözde gördü tanığı yusuf k ilker ve nedimin tanıdığı biriymiş. (volkan ö'yü şüphe bulutlarına iten) ve bu düzmece, mantıksız tanıklık, tahmin edin ne zaman birden ortaya atılıyor??

nedimi kanlı elleriyle mutfakta gören görgü tanığının emniyete gidip ifade vermesiyle. bu tanığı emniyetten mustafa şekeroğluna sızdıran bir köstebek var diyor pınar bk.

ve şeker napıo biliyor musunuz? bu iddiayı (yusuf volkan ö ve kanlı bıçak iddiası) yemeyip, içmeyip, 23 yıldır dosyaya bakmayan ama şekere göre aklanma kağıdını imzalayan metin örele yetiştirmiş. böyle bir tanık var diye.

hooop!!! napılıyor? hemen yusuf k ve volkan ö dizayn ediliyor bazı üst akıllar tarafından.

sonuç nedir? fos

allahım inanamıyorum. allah topunuzun belasını versin ya ailesi ayrı, kendiniz ayrı, siz bu kıza ne ettiniz böyle?????

nedim ve ilker boşu boşuna polis arkadaşlar demiyormuş.

üstelik metin örel pınar hanımın yayınlarını takip etmiyorum diyormuş oysaki ediyormuş. hatta ettiği de şurdan belli, pınar hanıma, siz program yapın ama yorumcular bilmeden konuşmasın demiş. yorumları okuyorsan demek ki izliyorsun.

tutuştunuz di mi? bunlar daha başlangıç bile değil.
şimdi şöyle oldu.

ölmeden önce perşembe günü anneyle çağla kavga etti, çağla ağladı. belki de bu ilker geleceği için değil, gülnur o gün çağlanın bekaret kontrolü için randevu almıştı doktordan, bunu söyleyince olay çıktı. (anne bir demecinde perşembe günü randevu aldım diyor, nedim randevumuz yoktu diyor) ve böylece bu korkunç kavga cereyan ediyor.

ertesi gün cuma. ilker ünyeden tamamen bu mevzuat için geliyor. dün gece kavga edildi, ertesi gün ilker geliyor, çağla ya kendi isteğiyle ya da annesinin zoruyla o haftasonunu serap hanımın evinde geçiriyor. pazartesi de okula buradan gidiyor. beden dersi yoksa poşetindekiler serap hanımın evinde giyeceği pijamalardı belki.

neyse çağla o gün okula serapın evinden gidiyor, dönüşte eve geleceği için mutlu, ilker de gitmiş olacak.

anne sabah nilgün ç'ye gidiyor, dişçiye gideceğim diyor arkadaşlar. hem nilgün hanımın hem de kızının ifadelerini dinledim, dişçi diyorlar. şimdi 2 doğum yapmış bir kadın komşularına jinekologa gideceğini söylemekten çekinmez genç kız gibi. bilinçdışı olarak saklama gereği hissetti çünkü çağlayı götüreceği için çağla adına utandı.

bu sahiden jinekologa gitti ama 14.30'da gitti. 15 dk kalıp çıktı çünkü sahiden panik oldu çünkü ilker sonucu öğrenmeden gitmeyeceğim demiş olabilir. içine kurt düştü, eve geldi. zaten “banyo yapacaktı” ya di mi gülnur? nasıl bu kadar emindin? çünkü jinekologta çağlayı bekledin. gelmeyince bastın eve gittin. çağla oyalanmış, daha eve gelmemiş. sigara yaktın bu baş belası kızına sinirlenip.

sonra çağla geldi. sakince neden gelmiyorsun seni bekledim dedin? çağla da zaten 3 gün önce bunun kavgasını vermiş, üstüme gelirsen kendimi öldürürüm diyerek mutfağa gitti. bu arada ilker de evde olduğu için o koşuşturmalar yaşandı. mutfakta bıçağı kaptı, boğazına dayadı çağla. ilker olayı devraldı, bıçağı ensesine dayadı, odasına götürdü. belki bilgisayardaki yazışmaları gösterecekti. anne olaya dahil olamadı, herşey çok hızlı gelişti. sonrası malumumuz. anne nedimi çağırıp birlikte evi temizlediler. sonra akad apartmanına gidip bu komşu hikayesini yazdılar. ve ağız birliği yaptılar. işte bu anlattıklarım, fevkalade şekilde anne ve babanın kayıp zamanını açıklar.

zaten bıçağı çağla ölmeden çok önce boğazına dayamışsınız siz.

eltisinden dönen komşu nilgünü aradığında inanılmaz panik halde olan gülnur nilgüne: eltin nasılmış iyi miymiş? diyor ve nilgün hanım da iyi olduğunu söylüyor. sonra çağlaya bir bakar mısın diyor.

bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu gülnur?

sen 15.30'dan 17.15'e kadar panik bir haldesin, kadını arayıp kızına baktırtacaksın, sana ne eltiden? elti mi gelir insanın aklına?

birsey söyliyim mi, o kadar tamamlandı ki eksik olan parçalar kafamda, çok küçük bir an kaldı. o da tam bıçağın devreye girdiği an.

bir de, o halılar taşınıp, temizlikler yapılıp, apartmandan ailecek çıkılıp kimseye nasıl görülmedikleri.

arkadaşlar, öyle böyle değil, şahane bir şekilde şansları yâver gitmiş, böyle bir bal olamaz.

başka merak ettiğim hiçbir şey yok artık.
arkadaşlar cinayet sürpriz değil. cinayet kaçınılmaz. çünkü çağla ve ilker arasındaki gerilim had safhada.

ilker çağlaya bir fiske bile vurmadı diyen gerizekalıya girsin bu entry.

ilker bu hüseyin mevzusunu çağlanın günlüğünden öğrendiğinden beri dünyayı zindan etmiş kıza. halısahada çocuğu dövmüş, burunlar kırılmış, evde anne baba zaten söz geçiremiyor, çağlaya kimbilir neler yapmıştır.

kızcağızı öyle tartaklamış ki, gökçe, şakalaşma diye tanımlayarak tepki çekmemeye çalıştığı bu sesleri, artık normal kabul eder olmuş ki yukarı çıkmaktan vazgeçmiş. yine de ben, o gün gökçenin en şiddetlisine tanık olduğunu düşünüyorum, çünkü her zamanki gibi “şakalaşsalar” gökçe yukarı çıkmak veya aramak gereği duymazdı. muhtemelen sürekli çağlaya sataşıyor ve dövüyordu. gökçenin ve babasının acaba abisi sürpriz yapıp da geldi mi diye düşünmesi çok şey anlatıyor. hırsızdan şüphelenmiyorlar, uğursuzdan şüphelenmiyorlar çünkü o sesler, normalde ilker orduya gitmeden önce tuğaltay ailesinin evinden gelen rutin sesler.

gerilim artık öyle bir noktaya gelmiş ki, normalde bitanecik paşası ilkeri gözünden sakınmayan gülnur, ilkerin istanbul hayatındaki tüm konforu elinin tersiyle itmesini sağlayarak, ordu gibi bir yerdeki üniversiteye gitmesine ikna ediyor oğlunu. nedim de tabii. sana harçlık veririz, yolsuz bırakmayız falan diyor. (pınar bk'ya gelen bir ihbardı bu, yorum olarak) büyük ihtimalle çağla küçük olduğu ve halen ilgiye muhtaç olduğu için, belki biraz da nedimin isteğiyle, gülnur ilkerin orduya gitmesine ön ayak olmuştur. yoksa ikisi de aynı yaşta olsaydı, eminim ki çağlayı şutlardı orduya, biricik oğulcuğunu yanından ayırmazdı. öyle bir aşk.

arkadaşlar ortalık gerim gerim geriliyor, düşmanlık artık evden taşmış, şehirler ayrılmış artık. gülnur komşularda ağlıyor. baygınlık geçiriyor.

ama noluyor? orduya giden rahatsız ilkeri bu da durdurmuyor. çağlayı her gün arıyor. her gün. ve annesine diyor ki: bu böyle olmayacak. bana bir ev tutacaksın. o ev de, akad apartmanı. bence ilker, ünye'deyim dediği bazı zamanlarda, fulya'daki kendi evlerine çok yakın olan bu akad apartmanında kalıyordu, ve çağla'yı gözetliyordu.çağla ne yapıyor? hüseyinle görüşüyor mu? bir vukuatı var mı?

hepimiz 90'lardaki tuğaltay ailesinin evini aslında biliriz. zengin değil ama fakir değil. söyler misiniz, o sosyoekonomideki hangi aile, hem oğlunu başka şehire yerleştirip, hem de üstüne evinin yakınında başka bir ev tutar? 19 yaşındaki bir çocuğa? durup dururken? hem de yakında kendilerine ait başka evler de olmasına rağmen??

bingo!!

anne, hüseyinin çağlayla görüştüğünü bildiğini ve bir kez de çağlayı eve bıraktığını bildiğini söylemişti.

o gün, belki de ilker akad apartmanı civarında takılırken, çağlanın jinekolog randevusuna iştirak edip etmeyeceğini takip ederken belki, hüseyin'i çağla'nın yanında gördü? çağla otobüsü kaçırdı ve sonra hüseyinle karşılaştı belki? veya o gün olmasa da o güne yakın başka bir zamanda, ilker bunları yan yana gördü? anne bildiğine göre bu durumu, ilker bilmez olur mu?

düşünün ki, ayrı şehirlerde olmanın bile zaptedemediği abi, bir haftasonunu geçirmek için bile geldiğinde, sulh sağlanabilir durumda olmadığından, 15 yaşındaki minicik çağla, annesinin arkadaşında kalıyor o haftasonu. durum çok gergin zaten arkadaşlar, belli, kan çıkacak.

dobra dobradaki ilk senaryoyu ben de hatırlıyorum. anne ilker hasta olduğu için haftasonu gelmişti, sabah kahvaltısını yapıp çıktı, sonra çağlanın olayını haber alıp yarı yoldan geri döndü gibi bir hikaye vardı.

ben bir önceki entrymde de anlattığım gibi, gülnurun ilkeri sabah, sen git, merak etme, ben doktora gösteririm dediğini, ama doktora gittikten sonra ç, çağlanın okuldan çıkış saati de yaklaştıkça, bence ilkeri ikna edip edemediğinden emin olamadı. dediğim gibi haftasonu 2 gün bile kardeşleri ayırarak sulh sağlamaya çalışan annenin, ilkerin kolayca ünyeye gideceğine emin olamaması doğal. annenin bu paniğine ek bir sebep olarak, belki haftasonu ek bir olay daha gerçekleşmiş olabilir. çağla evde yok. odasına girip günlük okumak gibi, bilgisayarına bakmak gibi.

ilker hüseyini cinayetten sonra bile görmeye duymaya katlanmıyor, hatta onda çağlayı öldürecek cesaret nerde diyor, basbayağı sataşmadır bu aslında, ama anne oğul, hüseyini bir ihtimal gibi görmeye asla yanaşmıyorlar çünkü bu ihtimali dile getirmek işledikleri cinayete götürecek ihtimalleri, dosdoğru. yani hüseyine bir ihtimal olarak yaklaşmak demek cinayete, itirafa, veya açık vermeye de yaklaşmak demek aynı zamanda.

yoksa kızımı bir kez bile evine bırakan bir çocuğun varlığı, eğer kızım öldürüldüyse benim için olağan şüphelerin hemen başında yer alırdı örneğin. pimapenciye, öğretmene varana kadar ben o hüseyin'i çatır çatır sorgularım, peşini bırakmam mesela bir anne olsam. ama anne yumuşak geçişlerde: yoo, o da kendi halinde bir çocuktu. lan nasıl şüphelenmiyorsun? oğlun halı sahada kavga etmiş. ağız burun kan içinde eve gelip çağlaya da şiddet uygulamadı mı sanki?

hüseyine hiç yaklaşmıyorsun çünkü ilker açık olacak.

ilker adım gibi eminim çağlayı çok kez tartakladı, dövdü, şiddet uyguladı. ama masum çağla, abisinin onu öldüreceğini asla ve asla düşünmezdi :(

benim anlayamadığım, ilkerin motivasyonu neydi? kıskanç, kuralcı abileri bizim kültürümüz iyi tanır. ama 15 yaşındaki bir kızı öldürecek kadar? boğazını kesecek kadar? bu takıntının sebebi neydi? neden öldürmek? kazayla olsa o en son derin kesiğe nasıl elin vardı? 10 cm, sağ kulak altından, sol kulak altına kadar, tüm boğaz organlarını açıkta bırakacak kadar vahşi bir kesiğe elin nasıl vardı?

yoksa 2-3 kesikte tereddüt ettin de, iş çığrından çıkınca o son darbeyi senin yerine başkası mı attı?

anne o yüzden mi hiç feryat edemiyor? o sahnede orda olduğu için utanıyor mı içten içe kendinden? o yüzden mi komşuda rahatça oturuyor? yukarı çıkmak istemiyor çünkü zaten full dolu. merak edeceği hiçbir şey yok. zaten gördü.

serap sarmaşık? sen hayırdır mesela? cenaze günü gülnur senin arabanda gülümserken nilgün ç. nin kızı handan sizi görüyor. 7 mevlüdünde serapla gülnur gülme krizine giriyor. bu sorulduğunda da gülnur asabım çok bozulmuş olabilir hatırlamıyorum diyor. serap olay günü gülnurun kulağına eğilip “şu şu kişi yapmış olabilir mi? diyor. handan bunu serap paközde dile getirdiğinde gülnur çok sinirleniyor, öyle bir şey asla olmadı diyor. bu öyle g.tten atılacak birşey değil ki?

bu serap sarmaşık, çağlanın ölmeden önce 2 gün yanında kaldığı annenin arkadaşı serap. bu lakayıtlık nedir?

gördüğüm ve hissetiğim, çağla hiç ama hiç kıymet görmemiş, sevilmemiş. ah çağla, hiç ışık yok…
ben şimdi şunu soruyorum.

gülnur, gerçeğin peşinde'de sanırım (sosyal medya kutusu isimli youtube kanalının ailenin çelişkileri adlı videosunda izledim) diyor ki, (serap hanımın eve geldiğinizde ilk ne olacağını düşündünüz sorusuna istinaden) diyor ki: çağla banyo yapacaktı, banyoda kayıp düşmüş olabilir diye düşündüm.

sorum şu: sen nereden biliyorsun banyo yapacağını? kimse annesine sabahtan, anne bu arada bilgin olsun ben bugün banyo yapacağım demez. banyo yapacağını düşündün çünkü evden çıkarken, belki reglinin son gününü yaşamakta olan kızına dedin ki: okuldan çıkıp, hemen eve gidip banyo yapıyorsun, temizlenip jinekolog muayenesine geliyorsun.

çağla dikbaşlıydı, gelmeyeceğini biliyordun. evde de ilkerin olduğunu biliyorsun. eee ne yapmak düşer sana? panik olup aramak düşer.

bakın banyo yapabilir diye düşündüm demiyor, “banyo yapacaktı” diyor. inanmayan açıp baksın. sosyal medya kutusu/ ailenin çelişkili konuşmaları. 2 bölüm halinde.

bir başka korkunç detay, bunu herkes nasıl atladı bilmiyorum, yine aynı kanalda gülnurun üzerinde kelebek ikonu olan sarı tişörtlü belgesel konuşmasından bir bölümde. cinayet silahından konuşuluyor sanırım. gülnur diyor ki : benim mutfak bıçaklarından birini getirdiler. üzerinde domates kalıntısı mı ne kalmış. bana sordular: bıçak bu mu?diye. (hemen orada duraklıyor ve ekliyor: bu sizin bıçağınız mı diye sordular. ben de dedim ki benim mutfak setimden aldıysanız benimdir.

aaa!?? a-aa

gülnur? sen kendini bir an sorguda hissettin de, sana bu bıçak sizin mi diye soru soran memurun sorusunu sen: cinayet silahı bu mu? diye mi soruldu sandın?

öyle soruldu sandın çünkü mümkün değil mi? çünkü sana sorulsa abes olmaz aslında değil mi? bilinçdışından fışkırıyor adeta. çünkü biliyorsun ve her an sana bu soru sorulacak korkusuyla yaşıyorsun değil mi.

ah çağla ah.

sen çağla'nın ayyy dediğini nasıl tonlayabiliyorsun.
çağlanın bıçak boğazındayken çırpınmasının taklidini nasıl yapabiliyorsun? görmediğin birseyi nasıl betimleyebiliyorsun?
hadi tahmin yürütüyorsun kızının ölüm anını tv de nasıl betimlemeye yetiyor yüreğin? konusu açıldığında dinleyememen lazım senin ölüm anını.
oha!!! bana göre inanılmaz bir ayrıntıyı atlamışım, şu yazarın entrysinde öğrendim ve şuan şoktayım.

#164502811

nilgün hanım, 5 haziran 2000'de, olay günü (taze taze) alınmış ifadesinde ne diyor? gülnur beni 17.10'da aradı. anahtarları alıp, (burası önemli) çağlaya bakmamı rica etti. ben de bakarım dedim. gülnur hanım da bana : “ tamam, ben seni yine arayacağım” dedi. kapatıp anahtarları alıp bakmaya gittim.

arkadaşlar bu bile resmen tek başına cinayetten annenin bilgisi olduğunu ve başkasını tanık yapmaya çalıştığını göstermiyor mu?

panik haldesin. 15.30-17.10 arası çağlaya ulaşamadın.doktorda 2 saat süren operasyon geçirmiş değilsin, muayene bile olmadın. 5 dk'lık mesafedesin. altında araban var. atlayıp gelmiyorsun. bekliyorsun. 1 saat 45 dakika panik içinde (doktordan muayene olmadan çıktığına göre ya sokakta ya da artık akad apartmanında mı, yoksa nedimin yanında mı) kıvranıyorsun. sonunda komşuyu arıyorsun. çağlaya ulaşamadım, bizim kapıyı bir tıklat demiyorsun. bizim zile bir bassana demiyorsun. ya da çağlayı apartmana girerken gördün mü bugün nilgün? demiyorsun. direk, anahtarları al da çağlaya bir bakıver! diyorsun. neden? (hiçbir anne haber alamasa bile kızının evdeki mahremini komşuya böldürmek istemez, kız belki duşta, belki ağda yapıyor, belki telefonun fişini çekti, uyuyor? çünkü çağla telefonları kapıları açmaktan da son zamanlarda rahatsız, çünkü ilker rahatsız ediyor.)

ve zurnanın zırt dediği yere geliyoruz: bildiğim kadarıyla, bir daha nilgünü aramıyorsun. (yanılıyor olabilirim bir daha aramıyor, diye biliyorum, sonra 17.45'te polis intikal ediyor ve 18.00'de yani sen nilgüne çağlaya bak dedikten tam 50 dakika sonra polis sizi arıyor, evinize gelin diye.) yani çok telaşlıyım nilgün hanım, bi bakıver ben seni yine arayacağım diyorsun, ve fakat kadını tekrar arayıp, noldu nilgün hanım? evde miymiş? niye açmıyormuş telefonları? diye çıkışmıyorsun bile. neden?

ve sen”, 17.10'da saatlerdir panikle kıvranan sen, 18.00'de polis seni aramasına rağmen, olay yerine 18.45'te geliyorsun.

diyelim ki nilgünü 17.15'te tekrar aradın. komşucum bakabildin mi, çağla evde mi dedin. onlar da sana, gülnur abla çağla düşmüş. gelmen lazım dedi.

sen o panikle, ahh, işte aklıma gelen başıma geldi, eyvah diye, koşa koşa, uça uça o yolu gerekirse yalınayak, 5 dakikada gelmesi gereken sen, 17.15'ten 18.45'e kadar nerdesin?

bu cinayet “neredesin/neredeydin” sorularıyla çözülecek arkadaşlar.

gülnur: bu süre zarfında neredeydin?

ilker: olay günü ve sonrası, neredeydin? ordu'da mı? ailenin evinde mi? akad apartmanında mı? neredeydin?

nedim: 17.10'da gülnur sana komşuyu aradığınj söyledi. 17.15'ten 18.45'e kadar neredeydin? bir baba olarak, neye, nasıl iştirak ettin?

ah çağla. aslında ailen de anlamış bu ilkerin sana zarar vereceğini. orduya göndermiş, istanbuldan ev tutmuş. olmamış, olmamış… cinayetten sonra ise abini de hapse göndermemek için üstünü kapatmışlar.

bu cinayet benim için çözüldü arkadaşlar. kafamda o kadar billurlaştı ki ilkerin öldürdüğü. vah gidene. son nefeslerinde abisini katil olarak görene….