türkiye'nin en büyük problemi, konuştuğu konu hakkında zerre fikri olmayan herkesin, en çok kendi haklıymışçasına güçlü fikirlere (!) sahip olması.
adam intörn hekim nedir bilmiyor, belirli servislerde ayda 10 nöbet tuttuğunu, yeri gelince 36 saat hastanede kaldığını, yoğun bakımlarda gece gündüz çalıştığını, polikliniklerde ve acillerde tek başına hasta baktığını bilmiyor.
bilmiyor ama konuşmaktan da geri kalmıyor.
edit: adamın editi, ana entrysinden de beter. intörn doktorlar bal gibi de tek başına hasta bakar. baktığın hastayı gidip danışıyorsun asistana veya hocaya, birlikte karar veriyorsunuz ve sen gidip uyguluyorsun. asistan ya da hoca, hastayı görmüyor bile. bu, bal gibi de tek başına hasta bakmadır. son yıllara gelip kıdemli hale gelene kadar asistan da hocaya danışıyor zaten tüm hastalarını.
1-2 tane kötü örnek gördü diye koca bir meslek grubunun hakları hakkında söz sahibi olduğunu sanan, maaşın neye verildiğinin bile farkında olmayan bir yazar. bir insanı hastanede çalıştırıyorsan, hasta baktırıyor, nöbet tutturuyor, gözlemcilikten öte iş yaptırıyorsan, o bir çalışandır ve maaş+sigorta en doğal hakkıdır. maaş dediğin, "diyabet nedir biliyor musun çocuğum" diye sorup bilene verilmez, çalışana maaş verirsin.
edit2: arkadaşlar, her mesleğin sendikası, kendi stajyerleri için benzer çalışma durumlarında maaş talep edebilir, etmelidir. öğrenciye hastanenin, şirketin, büronun işini yaptırıyorsan, öğrencinin emeğini kendi işinde kullanıyorsan, öğrenci demeden parasını vereceksin. kazanılmış hakları yok etmek yerine bir zahmet kendi haklarınızı savunun biz de destekleyelim.
"20 yıl önce biz bedava çalışıyorduk" diyen doktor/mühendis/avukatlara da gerçekten sadece acıyarak bakıyorum. 20 yıl, 50 yıl geride zihniyetleriniz hala. "bizi bedavaya çalıştırdılar gençler para alsın" demek yerine siz de gençleri sömürme derdindesiniz. ülkenin bir gram ileri gidememesinin, gençlere bıraktığınız leş gibi geleceğin sebebi sizin bu zihniyetiniz. utanmanız gereken yerde daha bir de üste çıkıyorsunuz.
kaldı ki, tam 1 yıl boyunca aktif bir şekilde hastanede çalıştırılan, yoğun bakımlarda, acil servislerde yeri gelince 36 saat nöbet tutturulan bir grubu "ağlak öğrenciler" olarak nitelendiriyorsanız yazıklar olsun size.
Sık geçen başlıklar
holy witcher of rivia 3
ekşi profili"canlı" tanımınıza göre cevabı değişen soru.
biyoloji bilimine bakarsak, en basit canlılar "prokaryot" dediğimiz, tek hücreli, en büyük örnekleri bakteriler olan varlıklar. virüsler ise canlı kabul edilmiyor.
aradaki fark ne? biyolojiye göre, bir moleküller topluluğunun "canlı" olması, kendi kendine bölünebilmesi, kendi kendine enerji üretebilmesi ile mümkün. mesela bakteriler, bölünebiliyor, hazır besinlerden enerji üretebiliyor, bu sebeple de "canlı" kabul ediliyorlar.
ama temelde bakarsanız, virüslerle bakterileri oluşturan atomlar, moleküller aynı. virüslerin de enzimleri var, virüslerin de rna veya dna'sı var, bazılarının hücre zarı benzeri zarları var vs vs.
cansız atomlardan oluşan virüs cansızken, cansız atomlardan oluşan bakteri neden canlı? cansızı canlı yapan nedir?
aradaki fark, hangi moleküllere sahip olup olmadığınız. bakterilerde hem dna hem rna bulunur, birçok metabolik enzim bulunur enerji üretebilmeleri için, çoğalabilmeleri için kullanabilecekleri enzimler bulunur.
virüslerde ise bunların birçoğu eksiktir. ama virüs, bir bakteri hücresinin içine girdiği anda, eksik olan moleküllerini bakteridekilerle tamamlar ve enerji üretmeye, çoğalmaya başlar. yani "canlı" hale gelir.
dolayısıyla cansız bir virüsü, canlı hale getirmenin yolu, içerisine birkaç enzim, birkaç dna parçası aşılamaktan ibarettir. 10 tane enzimi olan virüs "cansız" iken, 100 tane enzimi olan bakteri "canlı" hale gelebilir. aradaki tek fark, canlılığın temelindeki fark bu kadar basit aslında. doğru parçalara, doğru atomlara sahip olmak.
virüslerden de geriye gitmek isterseniz viroidler, virionlar, ve en son tek bir protein parçasından ibaret olan "prion"lara ulaşırsınız. proteinden geriye giderseniz amino asitler, daha gerisinde atomlar, daha gerisinde atom içi parçacıklar vs. yani aslında, "birleşme" becerisi çok kritik. atomlar birleştikçe molekülleri, moleküller proteinleri, yağları, dna-rna yapılarını, onlar bir araya geldikçe hücreleri oluşturur. "canlı" tanımını biz bakterilerden itibaren yapmışız.
bir kez canlıyı tanımladıktan sonra ise canlıların her basamağında, sırayla birkaç enzim ve birkaç gen ekleyerek canlıyı komplike hale getirebilirsiniz. bakterilere "organel" adını verdiğimiz özelleşmiş cansız molekülleri üretebilecekleri genleri verin, artık onlar amip vb canlılar halini alır. amiplere birden fazla hücrenin uyum sağlayabilmesine yarayacak genleri verin, artık yavaş yavaş "çok hücreli" canlılara dönüşür.
bu şekilde basamak atlaya atlaya insana kadar ulaşırsınız. evrim teorisi budur. eklediğiniz her cansız molekül, toplamda oluşan ve "canlı" olarak tanımlanan yapıyı biraz daha karmaşık hale getirilir. "canlı", sadece bütün olarak baktığımızda bu şekilde tanımlanabilir.
var olan en kompleks canlıyı, insanı ele alalım. insanı insan yapan özellikleri düşünün: düşüncelerimiz, anılarımız, mutluluklarımız, arzularımız...
hepsinin temeline baktığınızda, cansız moleküllerin, başka cansız molekülleri harekete geçirmesi var. düşünce dediğimiz şey aslında özel bir grup hücre olan nöronların içerisine sodyum girip çıkmasından ibaret. elektriksel akım tamamen. aynı şekilde "hafıza" dediğimiz özellik de bu nöronların farklı farklı bağlantılarının var oluşundan ibaret. yaşadığınız her olay, yeni bağlantılara sebep oluyor ve siz bu bağlantılar aktif olduğunda yaşanan şeyi "hafıza" olarak anlıyorsunuz.
aslında canlılık, bir tür illüzyondur. bir yalandır. biyolojik olarak baktığımızda, canlılığımızın bakterilerden hiçbir farkı yok. onlar da enerji üretiyor, biz de. onlar da çoğalıyor, bizim hücrelerimiz de. onlar da ortamda bulunan farklı canlılara, hücrelere tepki veriyor; biz de ortamda bulunan farklı canlılara, insanlara, kedi köpeklere tepki veriyoruz.
hatta ve hatta, cansız atomlardan da "temel" anlamda hiçbir farkımız yok. atomu oluşturan parçacıkların hepsinin bir işlevi, bir görevi var. birbirleriyle etkileşime geçiyorlar, birleşiyorlar, yapışıyorlar, ayrılıyorlar, hareket ediyorlar. kendimizi düşünelim. biz, "insan" olarak da hepimiz bir işleve sahibiz, birer "hayat" sürüyoruz. hareket ediyoruz, birbirimizle etkileşime geçiyoruz, birleşiyoruz, ayrılıyoruz. aslında bir atom, kendi içinde neler yapıyorsa, biz insanlar da bireysel ve toplumsal olarak onları yapıyoruz. aradaki tek fark, yapılan işlerin karmaşıklığı, ve boyut olarak büyüklük. aradaki tek fark, bizim neye "canlı" diyor olduğumuz.
kısacası demek istediğim şey şu. "cansızı canlıya dönüştüren" bir şey yok. hepimiz aynıyız. atomundan bakterisine, bakterisinden balığına, balığından insanına. tamamen aynı şeyleri yapıyoruz. biz sadece, zamanla yeterince farklı çeşitte atomun bir araya gelmesiyle "düşünce" olarak tanımladığımız bir beceriye sahip olmuşuz, ve bu "düşünce" sayesinde "canlı nedir? bir varlığı ne canlı yapar?" gibi sorulara cevap arayabiliyoruz.
pek üzerinde düşündüğüm veya düşüncelerimi kaleme aldığım bir konu değil. yeterince toparlayamamış, kendimi yeterince iyi anlatamamış, bunun sonucunda da "bu nasıl entry, saçma sapan, hiçbir yere varmıyor" denecek bir şey çıkarmış olabilirim. kusuruma bakmayın.
biyoloji bilimine bakarsak, en basit canlılar "prokaryot" dediğimiz, tek hücreli, en büyük örnekleri bakteriler olan varlıklar. virüsler ise canlı kabul edilmiyor.
aradaki fark ne? biyolojiye göre, bir moleküller topluluğunun "canlı" olması, kendi kendine bölünebilmesi, kendi kendine enerji üretebilmesi ile mümkün. mesela bakteriler, bölünebiliyor, hazır besinlerden enerji üretebiliyor, bu sebeple de "canlı" kabul ediliyorlar.
ama temelde bakarsanız, virüslerle bakterileri oluşturan atomlar, moleküller aynı. virüslerin de enzimleri var, virüslerin de rna veya dna'sı var, bazılarının hücre zarı benzeri zarları var vs vs.
cansız atomlardan oluşan virüs cansızken, cansız atomlardan oluşan bakteri neden canlı? cansızı canlı yapan nedir?
aradaki fark, hangi moleküllere sahip olup olmadığınız. bakterilerde hem dna hem rna bulunur, birçok metabolik enzim bulunur enerji üretebilmeleri için, çoğalabilmeleri için kullanabilecekleri enzimler bulunur.
virüslerde ise bunların birçoğu eksiktir. ama virüs, bir bakteri hücresinin içine girdiği anda, eksik olan moleküllerini bakteridekilerle tamamlar ve enerji üretmeye, çoğalmaya başlar. yani "canlı" hale gelir.
dolayısıyla cansız bir virüsü, canlı hale getirmenin yolu, içerisine birkaç enzim, birkaç dna parçası aşılamaktan ibarettir. 10 tane enzimi olan virüs "cansız" iken, 100 tane enzimi olan bakteri "canlı" hale gelebilir. aradaki tek fark, canlılığın temelindeki fark bu kadar basit aslında. doğru parçalara, doğru atomlara sahip olmak.
virüslerden de geriye gitmek isterseniz viroidler, virionlar, ve en son tek bir protein parçasından ibaret olan "prion"lara ulaşırsınız. proteinden geriye giderseniz amino asitler, daha gerisinde atomlar, daha gerisinde atom içi parçacıklar vs. yani aslında, "birleşme" becerisi çok kritik. atomlar birleştikçe molekülleri, moleküller proteinleri, yağları, dna-rna yapılarını, onlar bir araya geldikçe hücreleri oluşturur. "canlı" tanımını biz bakterilerden itibaren yapmışız.
bir kez canlıyı tanımladıktan sonra ise canlıların her basamağında, sırayla birkaç enzim ve birkaç gen ekleyerek canlıyı komplike hale getirebilirsiniz. bakterilere "organel" adını verdiğimiz özelleşmiş cansız molekülleri üretebilecekleri genleri verin, artık onlar amip vb canlılar halini alır. amiplere birden fazla hücrenin uyum sağlayabilmesine yarayacak genleri verin, artık yavaş yavaş "çok hücreli" canlılara dönüşür.
bu şekilde basamak atlaya atlaya insana kadar ulaşırsınız. evrim teorisi budur. eklediğiniz her cansız molekül, toplamda oluşan ve "canlı" olarak tanımlanan yapıyı biraz daha karmaşık hale getirilir. "canlı", sadece bütün olarak baktığımızda bu şekilde tanımlanabilir.
var olan en kompleks canlıyı, insanı ele alalım. insanı insan yapan özellikleri düşünün: düşüncelerimiz, anılarımız, mutluluklarımız, arzularımız...
hepsinin temeline baktığınızda, cansız moleküllerin, başka cansız molekülleri harekete geçirmesi var. düşünce dediğimiz şey aslında özel bir grup hücre olan nöronların içerisine sodyum girip çıkmasından ibaret. elektriksel akım tamamen. aynı şekilde "hafıza" dediğimiz özellik de bu nöronların farklı farklı bağlantılarının var oluşundan ibaret. yaşadığınız her olay, yeni bağlantılara sebep oluyor ve siz bu bağlantılar aktif olduğunda yaşanan şeyi "hafıza" olarak anlıyorsunuz.
aslında canlılık, bir tür illüzyondur. bir yalandır. biyolojik olarak baktığımızda, canlılığımızın bakterilerden hiçbir farkı yok. onlar da enerji üretiyor, biz de. onlar da çoğalıyor, bizim hücrelerimiz de. onlar da ortamda bulunan farklı canlılara, hücrelere tepki veriyor; biz de ortamda bulunan farklı canlılara, insanlara, kedi köpeklere tepki veriyoruz.
hatta ve hatta, cansız atomlardan da "temel" anlamda hiçbir farkımız yok. atomu oluşturan parçacıkların hepsinin bir işlevi, bir görevi var. birbirleriyle etkileşime geçiyorlar, birleşiyorlar, yapışıyorlar, ayrılıyorlar, hareket ediyorlar. kendimizi düşünelim. biz, "insan" olarak da hepimiz bir işleve sahibiz, birer "hayat" sürüyoruz. hareket ediyoruz, birbirimizle etkileşime geçiyoruz, birleşiyoruz, ayrılıyoruz. aslında bir atom, kendi içinde neler yapıyorsa, biz insanlar da bireysel ve toplumsal olarak onları yapıyoruz. aradaki tek fark, yapılan işlerin karmaşıklığı, ve boyut olarak büyüklük. aradaki tek fark, bizim neye "canlı" diyor olduğumuz.
kısacası demek istediğim şey şu. "cansızı canlıya dönüştüren" bir şey yok. hepimiz aynıyız. atomundan bakterisine, bakterisinden balığına, balığından insanına. tamamen aynı şeyleri yapıyoruz. biz sadece, zamanla yeterince farklı çeşitte atomun bir araya gelmesiyle "düşünce" olarak tanımladığımız bir beceriye sahip olmuşuz, ve bu "düşünce" sayesinde "canlı nedir? bir varlığı ne canlı yapar?" gibi sorulara cevap arayabiliyoruz.
pek üzerinde düşündüğüm veya düşüncelerimi kaleme aldığım bir konu değil. yeterince toparlayamamış, kendimi yeterince iyi anlatamamış, bunun sonucunda da "bu nasıl entry, saçma sapan, hiçbir yere varmıyor" denecek bir şey çıkarmış olabilirim. kusuruma bakmayın.
insan haklarının gerekliliğidir, helal olsun.