farklı bir yazı yazmak istiyorum. sol ve merkez solcu bir aileden geliyorum, ailem chp'li, ve çocuk yaşta sol teorileri okumuş, yaşamım boyunca sosyalist politikaları savunmuş biriyim. fakat ülkem ateş çemberindeyken ben, "ne kadar da bilgiliyiz, değerliyiz, eğitimliyiz, halkımız cahil" edebiyatından ekmek yiyen ve aslında olup bitenleri pek de umursamayan, gerçekliğini yitirmiş ve bölücülere mesafe koymayan, yankı odasına has tabuların altında ezilenlerden olamam.
kuvâ-yi milliye'cileri okuyarak da büyüdüm, daha ilkokulda, atatürk ansiklopedisinden beslendim. en nihayetinde sosyalizmi de ülkemin insanlarının lehine olduğuna inandığım için savundum. vatanseverim ben, çivisiz bir solculuk peşinde olmadım (millet kavramını kenara atıp abd'nin ve kapitalizmin en güçlü olduğu bu zamanda enternasyoneli savunanlar ne kadar gerçekçi değil mi), ülkemin işçisi, turistten daha kalitesiz yaşamasın diye solcu oldum çocuk yaşta, yoksa otoriteye kafa tutayım kompleksiyle değil, cazgır cazgır bağırmak için de değil, kimseye üstünlük taslamak için "
şu kitabı oku öyle gel insanları" ndan olmadım, samimi, içten, sadece bu, adalet duygusuyla, vatan sevgisiyle, insan sevgisiyle...
tito'nun
yugoslavya'sını etnik aidiyetlerle parçaladılar, bana göre en güzel sosyalist örnekti. nasıl baktığımı anlayın diye yazıyorum. ve geçen sene tip ve zafer arasında gidip geldim, tip sözde ermeni soykırımına dair bir afiş yayınladı, gözümde bitti. deprem yaşamızız, ülkemiz ateş çemberinde ve yaşadıklarımza bak. bu seçimde de dem adına çekiliyor, sonra ortamlarda "anti-emperyalistim" derler değil mi? gözümde hiçbir değerleri kalmadı. anti-emperyalist olup bir yandan emperyalizmin maşası olan bir terör örgütü ve siyasi uzantısına mesafe koyamamak da iyiymiş be. aynen odtü'lü olup kendi halkına tepeden bakanların yaşadığı ikiyüzlülük gibi, harikasınız, mükemmelsiniz, en iyi siz biliyorsunuz.
böyle sol olmaz olsun arkadaş, çocuk yaşta "atatürkçülük moda'dan değil, ümraniye'den savunulmalı" demiştim, zira görüyordum, akp'ye insanlar dini kaygılarla değil, sınıfsal kaygılarla oy veriyordu. ama bunu her şeyi bilenlere anlatamadık... şimdi farklı bir atmosfer var, başörtlülü ve atatürkçü olan gırla insan tanıyorum, türkiye'de paradigmalar değişiyor, chp bunu da kaçırdı.. ah.
bu satırları hollanda'dan yazıyorum. buraya neden geldiğimi sorguladım son 6 sene içinde defalarca. ben 2000'lerde yale'e burslu gönderilmiş bir akrabamın referansıyla yale'de okuma şansına sahiptim, eve kocaman paket geldi, fakat gitmedim. itü'ye girdim, erasmus'a gitmedim, bakıp araştırmadım bile. bana göre dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyoruz. ama 6.5 sene önce buralara göçtüm işte. 20 senelik travmanın sonucu.
buraya gelince daha da bir açılıyor insanın kafası, bazı ezberleri bozulyor, bir yandan farklı toplumları tanıyor, ve benim ilk gözüme çarpan başka milletlerin birbirlerini tutmasıdır ama en önemlisi hollandalıların nasıl teşkilatçı olduğudur. bilenler bilir "
ons kent ons!" (biz bizi tanırız gibi bir anlamı var), dünyanın bireysel özgürlükler açısından en ileri ülkesinde, bu sözün varlığı, hollanda insanının başarısının da temelini oluşturur bana göre. bizde olmayan budur, yitirdiğimiz budur, milli ruhtur, dincilerin ümmet sevdası, solcuların etnik milliyetçilerin baskısından kurtulamamasıdır. bana çok komik geliyor, "aman bana faşik demesinler" kaygısıyla içe atılan onca düşünce.
sorun sadece solcular değil, akp seçmeni zaten başka ihtimalleri düşünmez, chp seçmeni farklı mı? "dış güçler dediğin nedir ki? bir ülke bir başka ülkeye hükmetmek istese zaten partilerin içine adamları olsun ister" diyordum, ama yok, anlatamıyorsun, chp'nin milliyetçi oku hani nerede diyorum, cevap yok, en nihayetinde istemeye istemeye kılışlar'a verdik ve gördük geleceğimizin nasıl parmaklarımızın arasından kaydığını.
umut bazen yaşatır ama bazen de öldürür arkadaşlar. olmayacak duaya amin dediğinizde sizi öldürecek tatlı bir kar uykusuna yatarsınız boş bir umutla. umudun da bir gerçekliği bir olabilirliği olmalıdır. onu da anlatamadık insanlara, tip'in başkanı ne diyordu, erkan baş, "at mı yarıştırıyoruz", heee, gördük işte o vizyonu, erdoğan kazanmadı, kılıçdaroğlu kaybettirdi. ama şimdi hepsi sus pus, bunların vizyonları da bu kadar.
bütün bunları neden yazıyorum biliyor musunuz? ben soldan bakan (öyle özentiyle değil, v. lenin'in
materyalizm ve ampiryokritisizm'i 13 yaşında okuyarak) biri olarak, üç günlük solcuların "faşist" diye önüne gelen herkesi yaftalayıp
etnik faşistlerin (
norm ender'e saygı ve selamla) kullanışlı aparatlığından öte memlekete bir şey vadedememelerinden bıktığım için yazıyorum. görün artık, bizim bizden başka şansımız yok, mesele zafer ya da ümit özdağ değil, mesele memleket meselesidir, bağımsızlık meselesidir, bildiğimiz şekilde ülkenin kalması için direnmektir.
bu seçimlerde belirli yerlerde farklı adaylara oy verebilir insanlar, ama meclislerde zafer'in varlığının gözükmesi, hem ülke içinde, hem dışarıya, türkiye'nin olduğu gibi kalmak istediğine dair iradenin bir kıvılcımı olacaktır. bana göre ülkenin tek umududur bu.
umuyorum ki özellikle gençler, daha zor, daha yılgın bir yaşama sürüklenirken bu gerçekleri görüyordur. zira yaşlandıkça insanlar, hamurun ısınması gibi çoğu zaman katılaşıyorlar, ama ben siz gençlere, genç insanlara güveniyorum. gerekirse bu yazıyı da istediğiniz yerde paylaşabilirsiniz. tüm bunları tek bir kaygıyla yazıyorum ben;
o güzel ülkemi eski haliyle istiyorum!