aslında tüm yolculuk kendimizden kendimize geçen bir yol hikayesi. deneyimlediğimiz her şey bir öğreti. hayatımıza eşlik edenler de aslında yine kendinden kendine yolculuk eden yol arkadaşları.. keşke kafka'nın milena'sına yazdığı mektuptaki gibi 'yanımda yürüyordun milena, düşünsene, yanımda yürümüştün..' heyecanında safiyane duygu içinde geçse yolculuğumuz.. henüz olmadı.. ama zamanın zamanı geldi.. umutla..
Sık geçen başlıklar
yazarların şu an düşündükleri 3
ekşi'de görnolur sırtım yarın ağrımasın
nolur sırtım yarın ağrımasın
nolur sırtım yarın ağrımasın
nolur sırtım yarın ağrımasın
nolur sırtım yarın ağrımasın
nolur sırtım yarın ağrımasın
nolur sırtım yarın ağrımasın
+ birisine ne düşünüyorsun diye sormak çok saçma ya. ayrıca nezaketsiz de bir şey, kusura bakma ama bence öyle yani.
- niye abi?
+ abi, birincisi bu çok kişisel bir şey. ikincisi bunu anlatması çok zor. üçüncüsü hiç bir zaman insanın kafasında böyle yekpare kristal top gibi parlayan tek bir düşünce olmuyor.
yani sen şimdi sorup da bok edene kadar aklımın bir köşesinde ain't no sunshine when she's gone şarkısı çalıyordu. birazcık “bu akşam ne yicez acaba, sandviç mi yicez, makarna mı yapsak; sulu yemek yemiyoruz, yememiz lazım” düşünceleri 'birlikte.. onun haricinde benim eski ev sahibini biliyorsun, o ev sahibiyle kafamda hayali bir tartışma yaşıyordum yani hatta kazanmak da üzereydim o tartışmayı. o yüzden hani ne düşünüyorsun diye sorduğun zaman o çok saçma oluyor ve içinden çıkılamaz bir hal alıyor. bildiğin vakit kaybı oluyor “ne düşünüyorsun?” şeyi… bilmiyorum ki ne düşünüyorum. “ne düşünüyorsun?” diye düşünüyorum, ne düşündüğümü düşünüyor oluyorum o sırada. işin içinden çıkamıyoruz sonra.
- çok da düşünmiceksin işte demek ki abi.. ya kusura bakma ben böyle şey yapmamıştım, baskın bir düşünce var da onun içindesin sanıyordum, affedersin. bi' derdin varsa paylaş…
(bkz: gibi)
- niye abi?
+ abi, birincisi bu çok kişisel bir şey. ikincisi bunu anlatması çok zor. üçüncüsü hiç bir zaman insanın kafasında böyle yekpare kristal top gibi parlayan tek bir düşünce olmuyor.
yani sen şimdi sorup da bok edene kadar aklımın bir köşesinde ain't no sunshine when she's gone şarkısı çalıyordu. birazcık “bu akşam ne yicez acaba, sandviç mi yicez, makarna mı yapsak; sulu yemek yemiyoruz, yememiz lazım” düşünceleri 'birlikte.. onun haricinde benim eski ev sahibini biliyorsun, o ev sahibiyle kafamda hayali bir tartışma yaşıyordum yani hatta kazanmak da üzereydim o tartışmayı. o yüzden hani ne düşünüyorsun diye sorduğun zaman o çok saçma oluyor ve içinden çıkılamaz bir hal alıyor. bildiğin vakit kaybı oluyor “ne düşünüyorsun?” şeyi… bilmiyorum ki ne düşünüyorum. “ne düşünüyorsun?” diye düşünüyorum, ne düşündüğümü düşünüyor oluyorum o sırada. işin içinden çıkamıyoruz sonra.
- çok da düşünmiceksin işte demek ki abi.. ya kusura bakma ben böyle şey yapmamıştım, baskın bir düşünce var da onun içindesin sanıyordum, affedersin. bi' derdin varsa paylaş…
(bkz: gibi)