sanat, her türlü fikrin/düşüncenin özgürce konuşulabildiği ortamda gelişir. bizim gibi ağzını açtığın anda içeri tıkıldığın ülkelerde sanat değil göt yalama teknikleri gelişir.
Sık geçen başlıklar
türkiye'de sanatın gelişmeme nedenleri 3
ekşi'de görsanatın gelisebilmesi için özgür düşünce gerek. farklılık görünce far görmüş tavşana dönülen bir toplumda değil sanatçı, bir tane gazeteci bile çıkmaz.
dini ve milli argümanların gündelik hayatta kullanımı ile sanat ters orantılıdır.
yoksa herkes özünde bir miktar sanatçıdır.
avrupa'da özellikle rönesans sonrası neden ivme kazanmıştır sanat ?
çünkü skolastik düşünce ile zihinlerine pranga vurulmuş bir toplum, kilisenin dini istismar etmesinden kurtularak "rinaiscente" yani yeniden doğmuş, sanatta ve bilimde ilerleme kaydetmiştir.
michalengelo, rafaello, botticelli, caravaggio, vasari olmanın en zor yanı belki de toplumun narkoz altındaki beyinlerine marjinal gelecek çıkışlar yapmaları idi..
sonları modern dünyamızda "hainlik", o dönem için giyotin olabilir idi..
sanatçı olmak bir başkaldırıdır, bir miktar şizofreni, bir miktar kibir, bir miktar şirk koşmaktır.
muhalif olmak her şeye.. tüm kural ve kaidelere.. nereden geldiklerine bakmaksızın..
bundandır milliyetçi ve dini hassasiyeti yüksek toplumlarda sanatın gelişmemesi.
"el alem ne der" müeyyidesi ile mütemadiyen kendini limitleyen nice yetenekler eminim bu topraklarda heba oldu..
şarap içince bir miktar özgürleşen beyinlerden neler duydum, gördüm ve üzüldüm sanatçı ruhlarına..
kurumların iftar sofralarına giderek belediye organizasyonlarından maddi gelir elde etme saiki taşıyan sözde "sanatçı"lar da "sanatçı" sıfatını taşıyor.
halkın dertlerini yetenekleri ile duyurmaya çalışarak, gördüklerini, bildiklerini sürreal bir biçimde aktaran, hayattan ambargo yiyeceğini bilse de düzeni yeren gerçek sanatçılar da "sanatçı" sıfatını taşıyor.
dini ve milli argümanların gündelik hayatta kullanımı ile sanat ters orantılıdır.
yoksa herkes özünde bir miktar sanatçıdır.
avrupa'da özellikle rönesans sonrası neden ivme kazanmıştır sanat ?
çünkü skolastik düşünce ile zihinlerine pranga vurulmuş bir toplum, kilisenin dini istismar etmesinden kurtularak "rinaiscente" yani yeniden doğmuş, sanatta ve bilimde ilerleme kaydetmiştir.
michalengelo, rafaello, botticelli, caravaggio, vasari olmanın en zor yanı belki de toplumun narkoz altındaki beyinlerine marjinal gelecek çıkışlar yapmaları idi..
sonları modern dünyamızda "hainlik", o dönem için giyotin olabilir idi..
sanatçı olmak bir başkaldırıdır, bir miktar şizofreni, bir miktar kibir, bir miktar şirk koşmaktır.
muhalif olmak her şeye.. tüm kural ve kaidelere.. nereden geldiklerine bakmaksızın..
bundandır milliyetçi ve dini hassasiyeti yüksek toplumlarda sanatın gelişmemesi.
"el alem ne der" müeyyidesi ile mütemadiyen kendini limitleyen nice yetenekler eminim bu topraklarda heba oldu..
şarap içince bir miktar özgürleşen beyinlerden neler duydum, gördüm ve üzüldüm sanatçı ruhlarına..
kurumların iftar sofralarına giderek belediye organizasyonlarından maddi gelir elde etme saiki taşıyan sözde "sanatçı"lar da "sanatçı" sıfatını taşıyor.
halkın dertlerini yetenekleri ile duyurmaya çalışarak, gördüklerini, bildiklerini sürreal bir biçimde aktaran, hayattan ambargo yiyeceğini bilse de düzeni yeren gerçek sanatçılar da "sanatçı" sıfatını taşıyor.
sina akyol, kısmi karşı-devrim modeli hakkında şöyle yazar kısa türkiye tarihi'nde:
"bütünsel kalkınma yerine maddi kalkınma modeli benimsenmiştir. yani, yol-baraj-fabrika-telefon-bilgisayar, petrol zengini kimi arap ülkelerinde olduğu gibi, önceliklidir. eğitim-bilim-sanat ikinci düzeleme itilmiştir. ntekim kısmi karşı-devrimin tipik devlet adamları mühendistir. bugün türkiye iktisadi bakımdan hayi gelişmiş, toplumsal ve kültürel bakımdan hayli geri olma dengezisliğini göstermektedir. sekiz yıllık zorunlu ilköğretim ancak ordunun zoruyla 28 şubat 1997'de gelebilmiştir."
şimdi buna şunları da ekleyelim, osmanlı imparatorluğu duraklama ve gerileme sürecindeyken sanatta zirveye çıkmıştı. türk şiirinin zirvesi şeyh galib 18. yüzyılda yaşadı, türk müziğinin zirvesi ıtrî 17. yüzyılda yaşadı.
yani bu işler ne yol-köprüyle ne fetih politikasıyla oluyor. orada başka bir damar var. sanata kıymet verilmesi.
"bütünsel kalkınma yerine maddi kalkınma modeli benimsenmiştir. yani, yol-baraj-fabrika-telefon-bilgisayar, petrol zengini kimi arap ülkelerinde olduğu gibi, önceliklidir. eğitim-bilim-sanat ikinci düzeleme itilmiştir. ntekim kısmi karşı-devrimin tipik devlet adamları mühendistir. bugün türkiye iktisadi bakımdan hayi gelişmiş, toplumsal ve kültürel bakımdan hayli geri olma dengezisliğini göstermektedir. sekiz yıllık zorunlu ilköğretim ancak ordunun zoruyla 28 şubat 1997'de gelebilmiştir."
şimdi buna şunları da ekleyelim, osmanlı imparatorluğu duraklama ve gerileme sürecindeyken sanatta zirveye çıkmıştı. türk şiirinin zirvesi şeyh galib 18. yüzyılda yaşadı, türk müziğinin zirvesi ıtrî 17. yüzyılda yaşadı.
yani bu işler ne yol-köprüyle ne fetih politikasıyla oluyor. orada başka bir damar var. sanata kıymet verilmesi.