çoğunluğun koyun ve çobana ihtiyacı olduğu için.
Sık geçen başlıklar
türkiye'de cemaatçiliğin yaygın olma nedeni 3
ekşi'de göronlarca, yüzlerce defa yazdım. birey olmak zordur. birey olmak için rüzgara karşı işemek gerekir. gerektiğinde yapayalnız kalmak gerekir. kimseye minnet etmeyecek kişilikte olmak gerekir. risk ve inisiyatif almak gerekir. alayını karşına alıp "bana göre böyle lan!" demek için kendini donatmış olmak gerekir. dev göt ister yani birey olmak.
bak cemaatlere. aşağıdan kıyı kıyı yedikleri naneler haricinde el ele tutuşup kardeşlik türküsü söyleyen tiplerdir. aşağıda dönense "eheh agam, senin yolundayız agam, beni de gör agam, götünü yiiim agam, bizim şu yeğenin işi yapalım agam, beni sagharya belediye su işlerine atayacaghdın agam". yalan mı lan?
birey olmuş adamın buna ihtiyacı olur mu lan?
kıçların yan yana sıcak sıcak durduğu köy kokulu odun sobalı bi histir aslında cemaatçilik. cemaatlerde; bireysel karar verip inisiyatif alabilecek kadar kişiliği gelişmemiş tipler kendi başlarına beceremedikleri münferit çıkarları için bir araya gelmiş ve bir kalabalık oluşturmuşlardır. karşısında gördüğü kalabalığın verdiği cesaretle cemaatten birisi, kendi derebeyliğini ilan eder. bu kişi, artan kişiliksiz kalabalığın ve akmaya başlayan himmetsel cukkanın da verdiği destekle bir yerden sonra her güçlü gibi tek bir şey hedefler; daha güçlü olmak... ha bir de gücün neler yapabildiğini görmek ister. gücünün nereye kadar ulaştığını bilmek ister. zamanla artan bu güç muhtelif alanlarda etrafa sıka sıka kullanılır ama muhteris olmayan insanların eline geçen her güç gibi bilinçsiz kullanılan bu güçle de dramatik hatalar yapılır. sonra bu hataların üstleri kapatılır. bakılır ki bu oluşumda hatalar, üstü kapatılabilen şeyler haline geliyor; pervasızca daha çok hata yapılır... kimse ses çıkarmayınca cemaatlerin devlet ve kanun tanımaz kendi saçma yasa sistemleri gelişir. bu yasanın hastalıklı kokusu bir zaman sonra dışarı sızar ve bu sızıntıya kamuoyu tepki gösterir ama söz konusu cemaat yeterince güçlendiyse kamuoyunun sesi o gücün yarattığı baskıyla kısılır. bilindik hikaye lan bunlar...
birey olmak göt ister aga. o yüzden anadolu insanı ekseriyetle birey değil cemaat olmayı seçer. konu basit. hiç darılıp gücenmeyin. yedi bin beş yüz senedir bu böyle. yedi bin beş yüz sayfadır neyi tartışıyorsunuz siz hala?
bak cemaatlere. aşağıdan kıyı kıyı yedikleri naneler haricinde el ele tutuşup kardeşlik türküsü söyleyen tiplerdir. aşağıda dönense "eheh agam, senin yolundayız agam, beni de gör agam, götünü yiiim agam, bizim şu yeğenin işi yapalım agam, beni sagharya belediye su işlerine atayacaghdın agam". yalan mı lan?
birey olmuş adamın buna ihtiyacı olur mu lan?
kıçların yan yana sıcak sıcak durduğu köy kokulu odun sobalı bi histir aslında cemaatçilik. cemaatlerde; bireysel karar verip inisiyatif alabilecek kadar kişiliği gelişmemiş tipler kendi başlarına beceremedikleri münferit çıkarları için bir araya gelmiş ve bir kalabalık oluşturmuşlardır. karşısında gördüğü kalabalığın verdiği cesaretle cemaatten birisi, kendi derebeyliğini ilan eder. bu kişi, artan kişiliksiz kalabalığın ve akmaya başlayan himmetsel cukkanın da verdiği destekle bir yerden sonra her güçlü gibi tek bir şey hedefler; daha güçlü olmak... ha bir de gücün neler yapabildiğini görmek ister. gücünün nereye kadar ulaştığını bilmek ister. zamanla artan bu güç muhtelif alanlarda etrafa sıka sıka kullanılır ama muhteris olmayan insanların eline geçen her güç gibi bilinçsiz kullanılan bu güçle de dramatik hatalar yapılır. sonra bu hataların üstleri kapatılır. bakılır ki bu oluşumda hatalar, üstü kapatılabilen şeyler haline geliyor; pervasızca daha çok hata yapılır... kimse ses çıkarmayınca cemaatlerin devlet ve kanun tanımaz kendi saçma yasa sistemleri gelişir. bu yasanın hastalıklı kokusu bir zaman sonra dışarı sızar ve bu sızıntıya kamuoyu tepki gösterir ama söz konusu cemaat yeterince güçlendiyse kamuoyunun sesi o gücün yarattığı baskıyla kısılır. bilindik hikaye lan bunlar...
birey olmak göt ister aga. o yüzden anadolu insanı ekseriyetle birey değil cemaat olmayı seçer. konu basit. hiç darılıp gücenmeyin. yedi bin beş yüz senedir bu böyle. yedi bin beş yüz sayfadır neyi tartışıyorsunuz siz hala?
mekanizma eksikliği.
devlet kavramı türk toplumunda asla oturmuş bir şey değil.
meryem üzerli bir alman kızı olarak babasız olarak evladını doğurdu zira para kazanamasa da, ailesi kendisine küsse de, alman devletinin o bebeğe sahip çıkacağını biliyordu. burada kocasız bir hamile olmanın sonuçlarını hayal edebiliyor musunuz?
arkanızda anne-babanız, iş başvurusunda size iltimas geçecek büyüğünüz, emniyette belediyede tanıdığınız yoksa bu ülkede işinizin olması olası mı?
hangi polis, yukardan emir gelmedikçe sizin mağduriyetinize sebep olanın peşine canhıraş düşer.
hangi belediye bir imar-iskan sorunu yaşadığınızda sizi yan masadaki kemal beye yönlendirmek yerine işinizi çözer
özelde parasını vermiyorsan, hangi devlet doktoru sizi 3dk'dan fazla muayene eder
görevlerini yapamayan bir toplum olarak, fazladan desteğe, bunun için de network'e ihtiyacımız var. cemiyetler bunu sağlıyor.
ankarada dayın yoktur
mamudo gurban niye doğdun
-marcus aurelius, roma imp.
devlet kavramı türk toplumunda asla oturmuş bir şey değil.
meryem üzerli bir alman kızı olarak babasız olarak evladını doğurdu zira para kazanamasa da, ailesi kendisine küsse de, alman devletinin o bebeğe sahip çıkacağını biliyordu. burada kocasız bir hamile olmanın sonuçlarını hayal edebiliyor musunuz?
arkanızda anne-babanız, iş başvurusunda size iltimas geçecek büyüğünüz, emniyette belediyede tanıdığınız yoksa bu ülkede işinizin olması olası mı?
hangi polis, yukardan emir gelmedikçe sizin mağduriyetinize sebep olanın peşine canhıraş düşer.
hangi belediye bir imar-iskan sorunu yaşadığınızda sizi yan masadaki kemal beye yönlendirmek yerine işinizi çözer
özelde parasını vermiyorsan, hangi devlet doktoru sizi 3dk'dan fazla muayene eder
görevlerini yapamayan bir toplum olarak, fazladan desteğe, bunun için de network'e ihtiyacımız var. cemiyetler bunu sağlıyor.
ankarada dayın yoktur
mamudo gurban niye doğdun
-marcus aurelius, roma imp.