Sık geçen başlıklar

sadece kadınların olduğu bir dünya 2

ekşi'de gör
zamanında beyaz ırkçılar da siyahi ve beyaz insanlardan oluşan ayrı grupları belli parametreler üzerinden karşılaştırıp siyahların görece daha başarısız olmasını şevkle izler, bu durumu siyahilerin alt ırk olduğuna dair özcü tezlerine kanıt olarak sunarlardı. bu gruplar da öyle 10-12 kişiden oluşan küçük denek grupları değildi. direkt siyahi gettolar ve beyaz yerleşim yerlerinden söz ediyorum. "bakın siyahi mahallelerde gasp, cinayet, taciz, tecavüz, ceteleşme, hırsızlık, okur yazarlık, uyuşturucu kullanım yaşı
rakamlari bunlar, bakın beyaz mahallerlerdeki rakamlar da şunlar. aradaki farkı gördünüz mü? istatistikler yanılmaz! siyahiler gerçekten alt ırk madam! zenci savunucusu arkadaşım siyahi mahallede götüne bıçağı yediğinden beridir artık zenci savunmuyor hahah" türünden bu denyoluk yeni değil yani.

sosyoloji, tarih, kültür, hegemonya, rıza üretimi, egemenlik, insan doğasının tahrif edilmesi gibi konularda iki kelam fikir sahibi olmadan ortaya bu fikirler her daim atılırdı. gel zaman git zaman, ırkçılığın kurduğu mantığın çarpık ve kasıtlı olduğu anlaşıldı. siyahileri eğitim, sağlık, adalet, sanat gibi tüm kamusal alanlardan mahrum ve izole et, bunun kaçınılmaz sonucu olarak siyahilerde geri kalmışlık baş göstersin, öznelik durumlarını yitirsin, sen de bu geri kalmışlığı ve edilgenliği onların doğuştan gelen mistik özü ve genetik özelliği olarak sat. bu kurnazlık teşhir edileli asırlar oldu. bak daha 16. yy'da amerikan yerlilerinin özünde kötü mü iyi mi olduğunu, eşit şartlar sağlanırsa zannedildiği gibi görünürdeki eşitsiz durumun değişip değişmeyeceğini tartışmış insanlık. (bkz: valladolid konseyi)

oğlum biraz özgün olun lan! feminizm kadının üstün ve kusursuz varlıklar olduğu iddiasından yola çıkmıyor ki bir feminist de geri ve kötü kadın tipi görünce cins mücadelesinden soğusun. erkekler hemen çadır kurdu, ava çıktı, bank yaptı da kadınlar ancak dırdır diyor. feminizm de onu diyor olabilir mi acaba aynştayn! kamusal hayatın üretim ve yaratıma içkin her alanında özne ve güç olan erkekle, çocuk doğurma ve evde kocanın getirdiği iki lokmaya alıştırılmış ve muhtaç edilmiş kadını bir adaya koyup çadır kurmayı bir ölçüt olarak ortaya koyup ortadaki eşitsiz durumu kendi tezlerine kanıt olarak sunuyorsun. verdiğin örnek olsa olsa feminizmi doğrulayan bir örnek. bugün git apartmanda yaşayan 10 erkek memur çocuğu ile 10 çoban erkek çocuğunu aynı adaya koy, bu fark onlar arasında da oluşacak. bak iki taraf da erkek oysa. peki fark neden? çünkü deneyim, yetenek, maddi koşullar, imkan gibi faktörler devreye girdi. mantık yürütmek bu kadar zor olmamalı. entryde sözü edilen "arkadaşım artık feminist değil"deki arkadaş, "benim kürt arkadaşlarım var"daki arkadaşla aynı arkadaş olmasın sakın!

feminizmin derdi komple eril düzenle. yani, onun yarattığı kadın profili ile de sorunu var feminizmin. bugün aşağıladıgın kadın profili de bizzatihi eril düzenin zorunlu çıktısı bir tip. feminizmin senden farkı şu; sen kurbanı suçlarsın, o kurbanı bu çarkın dişlilerinden kurtarmaya çalışır. feminizm, eril düzende erkeklerin de kurban olduğunu yıllardır vurguluyor. ırkçılığın, beyazlara maliyetinin olması gibi bir maliyetten söz ediyoruz. siyahileri saçma sapan tekil örnekler ve istatistikler üzerinden suçlamak ile, somut durumu tahlil edip siyahilerin eşit imkan ve haklara sahip olduğunda en az beyazlar kadar medeni, kabiliyetli, üretken ve yaratıcı olabileceğini düşünmek arasındaki fark gibi bu.

feminizm diyor ki kadın yaşamın her alanından soyutlanmış, özne olamamış, bunun sonucu olarak da edilgen, zavallı, yeteneksiz bir cinse dönüşmüş, bununla mücadele etmek, kadını da yaratıcı ve üretken bir özne kılmak insanlığın asli görevi. sen diyorsun ki hayır kadınlar çadır kuramaz, kadın satranç şampiyonu yok, kadın filozof yok, kadın heykeltıraş yok, bakın işte kadınlar eksik varlıklar. yetmiyor, bu ilkelliğini medeni dünyaya fikir ve hakikat diye satma peşindesin üstelik. hakikaten mantık felsefesi, kreşten itibaren zorunlu ders olarak okutulmalı bu ülkede.
bu denendi ki bir şekilde. neler mi oldu? okuyun bakalım.

--- spoiler ---
görsel

“birkaç yıl önce, survivor yarışmasının hollanda versiyonunu, feminist oda arkadaşımla izleme zevkine nail olmuştum. hollanda survivor'ın bu serisinde iki ada vardı ve birinde sadece erkekler ve diğerinde sadece kadınlar bulunuyordu. feminist oda arkadaşım serinin reklamını bana ve diğer öğrencilere haftalarca yaptı zira ona göre bu program bize kadınlar tarafından yönetilen bir toplumun ataerkil toplumun kötülüklerinden nasıl kurtulmuş olacağını gösterecekti.

olayın nasıl geliştiğini anlatayım : iki grup kendi adalarına bırakıldı ve başlangıç için bir miktar erzak verilerek kendi hallerine bırakıldılar. iki grupta da başlangıçta insanlar yerel hiyerarşiyi anlayana kadar bir miktar karmaşa oldu. erkekler genellikle neyin gerekli olduğunu düşündülerse onu yaptılar – ortamda emir veren bir lider yoktu. kimi avlanmaya çıktı, kimi yiyecek toplamaya giderken kimi balığa çıktı. bir elemana kumda oturmaktan gına geldi bank yapmaya başladı. diğerleri zamanla büyüyen bir klübe yaptılar. bir diğer eleman her gece yemek yaptı. birkaç gün içinde, muntazam bir medeniyet çıktı ortaya, hergün bir öncekine göre biraz daha varlıklı bir medeniyet.

kadın topluluğu da bir rutine bağladı hemen. havularını asacak bir ip gerildikten sonra güneş banyosuna ve ağız dalaşına başladılar. çünkü erkeklerin aksine kadınlar grubun ortak kararı olmadan hiçbirşey yapamıyorlardı. ve grup en az bir düzine kadından oluştuğu için, hiçbir zaman ortak karar da alamıyorlardı. birkaç bölüm içinde kadınlar tüm erzaklarını yediler, tropik fırtına ile sırılsıklam oldular, kum sineklerince çiğ çiğ yendiler ve genel olarak acınası bir haldelerdi. erkekler ise gayet mutlu mesuttular. çatışmalar vardı tabii ama bunlar genelde hızlıca çözülüyordu.

bunu feminist arkadaşımla izlemek ise paha biçilmez bir deneyimdi. önce farklılıklara kılıf uydurmaya çalıştı ama argümanları hızlıca zayıfladılar ve zayıfladılar. sonunda program yöneticileri, birşeyler yapmaları gerektiğine karar verdiler ve kadınlara yardım etmek üzere erkek adasından 3 erkeği kadın adasına gönderdiler. kadın adasından da 3 kadın erkek adasına gitti. bu bölüm boyunca feminist arkadaşımın yüz ifadesi paha biçilmezdi.

başlangıçta kadın adasına seçilen 3 erkeğin, gayet tahmin edebileceğiniz nedenlerle, ağzı kulaklarında idi. ama sonra adaya gittiler ve kadınlarca karşılandılar. “klübeniz nerede?” diye sordular. “bizim klübemiz yok”. “ezaklarınız nerede?” diye sordular. cevap : “tüm pirinci yedik”. vs. vs.

3 eleman sonuçta köpek gibi çalışmak zorunda kaldı. ilk haftalarda edindikleri tüm yetenekleri kullanarak ve deneye yanıla bir klübe inşaa ettiler, balık avladılar, kadınlara yiyecek toplama işi yaptırmaya çalıştılar. kadınlar dırdıra ve güneş banyosuna devam ettiler.

erkeklerin adasına giden 3 kadın ise oldukça mutlu oldular. yemek, barınak ve yeterince erkek ilgisi hazırdı. onlar da güneş banyosuna devam ettiler.

ve dostlarım bu, ataerkil toplum düzeniydi. benim eski arkadaşım ise artık feminist değildi.”

--- spoiler ---

kaynak