Sık geçen başlıklar

rezan epözdemir 3

ekşi'de gör
en iyi savunma saldırıdır düsturu ile sanık sandalyesinde olması gereken isimleri, medya ayağını da kullanarak mağdur/mazlum olarak pozisyonlandırmaya çalışan, fakat halkın bunu yemeyip, gargara yapıp tükürdüğü stratejiye sahip avukat.

edit: sıradan vatandaş bankadan 3 kuruş kredi/nakit avans kullanırken onlarca maddelik taahhütname imzalatılıyor. bu parayla döviz almayacağım, fon almayacağım, altın almayacağım, yatırım yapmayacağım diye.

vatandaş sistem içindeki 3 kuruşunu enflasyona karşı korumaya çalıştı diye illegal iş yapıyor, suçlu muamelesi görürken, hatta dolar alana vatan haini muamelesi bile yapılırken; sistemde görünmesin diye nakit olarak elden dolaştırılan milyonlarca doların faizi peşinde koşanlar için mazlum imajı oluşturmaya çalışmak milletin zekasıyla dalga geçmektir.
kendisinin fatih altaylı'nın youtube kanalındaki yayınını az önce izledim. bir hukukçu olarak şunu kesin bir dille belirtmek isterim ki; yargılama aşaması devam eden herhangi bir hukuki ihtilafta, olayın bir tarafının avukatıyla yayın yapılıp kamuoyu algısı üzerinde manipülatif bir çalışma yapılmasını doğru bulmuyorum. oldu olacak denizbank avukatını da karşısına koyun, insanlar da bir black mirror bölümü misali ellerindeki telefonlarla iki taraftan birine oy kullansınlar ve bu şekilde mahkemeye, yargılamaya, hukuka ve kanunlara gerek kalmadan kimin haklı olduğuna karar verilsin.

fatih altaylı, bu yayın ile maalesef rezan epözdemir'in yaratmaya çalıştığı algıya büyük katkı sağlamıştır ve sormak istediği soruların hiçbirini soramadığı gibi; rezan'ın eline tutuşturup okutturduğu ifadeler ile sürekli onaylar konumdaki bir aparata dönüştürülmüştür. oysa ki 23 kasım perşembe günkü yayınında "bir savcı edasıyla her şeyi soracağım" diyordu. gerçi aynı yayında "rezan bana söz verdi, pazar günkü yayınımız yayınlanana dek hiçbir kanala çıkmayacak" da demişti. oysa ki rezan epözdemir cuma gününden itibaren hükümet medyasını geziyor ve çanak soruları cevaplıyor. bu yayından anlıyoruz ki muhalif medyaya da çıkma talepleri olmuş; ancak halktv ve sözcü gibi televizyonlar kendisini çıkarmayı reddetmiş. buralara çıkamadığı için de sinirlenip, "bunların kesin denizbank'la kredi ve çıkar ilişkileri var, o yüzden beni almıyorlar" gibi mükemmel bir tespitte bulunuyor.

asıl konumuza dönecek olursak; epözdemir'in kurguladığı ve sonuç almayı hedeflediği strateji çok basit: "bizim bu parayı seçil erzan'dan tahsil etme ihtimalimiz sıfır, bu parayı alırsak ancak denizbank'tan alırız". bunu yapabilmek için de bankanın durumdan haberdar olduğu, banka genel müdürünün de bu işte dahlinin olduğu, tüm para transferlerinin banka şubelerinde elden teslim yöntemiyle gerçekleştiği, futbolculara bankanın kaşesi ve seçil erzan'ın imzası bulunan dekontlar verildiği şeklinde ilerlemeye karar verilmiş.

bu doğrultuda şu hususu önemle vurgulamak gerekir ki; iddianamede seçil erzan'a ait 2 farklı ifade tutanağı bulunmakta. ilk ifadesinde paraları restoran, cafe veya ofislerde elden teslim aldığını belirten seçil erzan; ikinci ifadesinde bu paraları denizbank şubesindeki odasında aldığı şeklinde birbiriyle tamamen zıt şekilde değiştirmiş. örneğin ilk ifadesinde fatih terim'in kızı buse terim'in levent'teki işyerine giderek burada 200.000 dolar meblağı elden teslim aldığını belirtirken, ikinci ifadesinde çark ederek buse terim'in bu parayı denizbank şubesine getirdiğini söylüyor. hukuk camiasında bunun karşılığı şu 3 şıktan biridir:

a) erzan, bir takım "ağar" abiler tarafından ifadesini bu yönde değiştirmesi için baskı gördü
b) erzan'a, bir takım avukatlar tarafından bu şekilde ifadesini değiştirmesi telkin edildi ve bunun karşılığında daha düşük ceza alabileceği söylendi
c) erzan'ın ilk ifadesi bankayı korumaya yönelikti, bundan pişman oldu ve doğruları söylemeye karar verdi.
bunlardan hangisinin doğru olduğunu zaman gösterecektir.

gelelim dekont, imza ve kaşe meselesine. 23 kasım tarihli nevşin mengü yayınında paylaşılan belgelerden gördüğümüz kadarıyla, seçil erzan'ın bu şahıslara verdiği "dekontlar" şu şekilde: görsel1 görsel2 görsel3
yani seçil hanım bazen mendile "elden şu kadar para aldım taammı hıaammına" yazıp imza ve kaşe basıyor, bazen castrol motor yağlarından hediye aldığı ajandanın bir sayfasını koparıp "paranız alınmıştır, ben seçil" diyor, bazen de a4 kağıda word'den bir excel tablosu copy'leyip "al, bu bankacılık sisteminden çıktı" diye ellerine tutuşturuyor. geçen sene galatasaray'ın türk futbol lügatına soktuğu "ofsaytımsı" tabiri gibi, bunlar da olsa olsa "dekontumsu" olarak nitelendirilecektir mahkeme tarafından. 15 yaşını aşmış, okuma yazma bilen herhangi bir insan; şunların resmi belge değeri olmadığını, bankanın sisteminden çıkmadığını, seçil erzan'ın şahsını bağlayıcı "adi senet" statüsünü dahi zar zor taşıdığını anlayacaktır. futbolcuların bu belgeler üzerinden "biz bankaya güvendik, bize bankanın sisteminden resmi dekontlar verildi" argümanı üretmesi abesle iştigal.

bütün bunlar bizi şu sonuca götürüyor: epözdemir'in ifadesiyle "saf, temiz, beyefendi" futbolcular; girdikleri işin banka tarafından yürütülen, denetlenen ve garanti altına alınan bir fon olmadığının farkında. zira hiçbir fon'a giriş esnasında size bu şekilde "dekontumsular" takdim edilmez, "bu fon çok gizli, sakın kimseye söylemeyin" şeklinde telkinlerde bulunulmaz ve en önemlisi de 3 milyon dolara 40 gün sonra 1 milyon dolar faiz verilmez. bu arkadaşlarımız açık şekilde tefecilik ve vergi kaçakçılığı suçları tanımına dahil olan bu eylemleri ile kısa süre içerisinde dolar bazlı astronomik faizler kazanmayı ve bu kazançlarını vergiden muaf tutmayı hedeflemişlerdir. epözdemir'in yayında söylediği gibi "ne tefeciliği ya, bunlar anaparalarını bile alamamışlar ki" savunması, mahkemede dikkate alınmaz. zira tefecilik (izinsiz borç para verme faaliyeti) (yasal izin alınmışsa ikrazatçılık faaliyeti) suçu için faiz tahsili gerekmez. faiz getirisi beklentisiyle paranın teslimi yeterlidir. verilen para karşılığında faiz geliri elde edilmemişse sadece vergiyi doğuran olay meydana gelmemiştir, ancak faaliyet tefeciliktir.
üç beş açgözlü futbolcu kayıtdışı para verip tefecilik yapmak isteyecek, milyonlarca doları bir bankanın müdiresine kayıtsız kuyutsuz ,elden teslim edecek. sonra da olay patlayınca paramızı banka ödesin. :)))

yetmez rezan kardeş, halk olarak biz ödeyelim...