kendimizi ezmeyi, arabeski çok seviyoruz.
öncelikle dilimiz, batı avrupa cermen dil ailesine mensup değildir. ingilizce, almanca (almanya, avusturya, kısmen isviçre, lüksemburg), hollandaca (hollanda ve kuzey belçika flaman bölgesi), danca, norveççe, isveççe ve izlandaca, aynı dil ailesine mensuptur, benzer gramer yapılarına sahiptir (ingilizce'nin bozunması ayrı bir mesele, participle'ların sona gelmemesi halbuki eski ingilizcede i have a book bought gibi ibareler bulunuyor (ik heb een book gekocht, gekocht, bought burada yardımcı fiil).
bu ülkelerin dışından gelenlerin de ortalama halkı, bu ülkelerde yaşayanlar kadar ingilizceye hakim değil. eğitimli bir yunanın ya da italyanın bile ne kadar bozuk bir şiveyle ingilizce konuştuklarını yurtdışında yaşayanlar gözlemlemiştir. bu yukarıda bahsettiğim dilleri konuşan halklar ise, zaten anadilleri cermen dili olduğu için aynı aileden diğer dilleri oldukça hızlı öğrenirler, hobi olarak da öğrenirler. bu şuna benzer, bir türkün kazakça, kırgızca, türkmence veyahut herhangi bir türk dil ailesine mensup dili öğrenmesi, bir avrupalıya göre oldukça kolaydır. benzer şekilde bir rusun, lehçe, sırpça, bulgarca öğrenmesi gibi bir şey bu.
bu işin bir yanı, zorluk var yani. ikincisi ise, bizim insanımız yurtdışına pek çıkmaz, geçerli kaynak bulamadım, şu iki kaynağı şuraya bırakıp devam ediyorum;
https://www.umityildirim.com/…kinda-bazi-gercekler/https://twitter.com/…rih/status/1040538692828520449burada yazılanlara göre nüfusun 8 milyonu pasaportlu ve bu pasaportların 5 milyonu hacca gitmek için çıkmış, ülkede insanların en çok ziyaret ettiği ülke gürcistanmış. haliyle bizim insanımız, genel olarak çevre ülkeleri, dünyayı bilmiyor, görmüyor. avrupadaki insanların nasıl senede iki defa yurtdışını gezdiğini görüp duyduğunuzda, yasadıkları çevre coğrafyalarla ne kadar entegre olduklarını, bakış açıları ve adaptasyonun nasıl bundan etkilendiğini öngörmek zor değil. bizim insanımız içine kapanık yaşıyor, geçtim başka ülkeleri, doğru dürüst tatil yapan insanların bile çok az olduğunu görmek zor değil (keşke sayısal verilerle destekleyebilsem)
haliyle ortalama bir türk için yabancı dil öğrenmeye dair bir doğal dış uyaran da kalmıyor, yabancı insanı, yabancı ülkeyi, yabancı kültürü göremiyor. öğrenmesi için bilinçaltında ve aklında onu uyaracak bir hafıza taşımıyor. bizim ülkemiz halkı itibariyle ziyaret eden değil, ziyaret edilen bir ülkedir.
bunlar işin zorlukları. fakat bir de bize has davranışlar var. bizim kültürümüzde ve dilimizde müthiş bir kendini ezme huyu var. haliyle hata yaparka öğrenme süreci burada sekteye uğruyor. sen daha karmaşık bir kontekste yazı yazıp okuyamazken aksana bu kadar kafayı takarsan, sürekli "acaba köylü gibi mi konuşuyorum" gibi saçma sapan korkularla kendini ezersin ve dil öğrenmekten fersah fersah uzaklaşırsın. sonuçta ingiltere kraliçesi gibi konuşmak zorunda değilsin. önemli olan akıcı bir şekilde, kendi yaşam tarzına uygun bir kontekst karmaşıklığında (ya da iş içinse ona göre, artık ihtiyaç ve amaç neyse) yazıp okumak birincil amaçtır. zaten sesli olarak dinleyebileceğin kaynaklara eriştiğinde aksan sorunu da kısmen düzelir, kulağın alışır.
bir de okuma tembelliği var. mesela kaç insan kitap okuyarak, kaç insan okulda zorunluk kitaplardan ötürü ingilizce kaynaklarla haşır neşir olmuştur. siz hiç "ben 20 tane ingilizce kitap bitirdim ama gene de çuvallıyorum" diyen insan gördünüz mü? hadi onu geçtim, mesela internette ilgi alanına dair web sitelerinde ve youtube kanallarında dolaşşanız bile zaten dinleme konusunda baya hızlanacaksınız.
fakat son bir şey eklemek istiyorum ki bence bu en önemlisi. ana dilinizi hangi kontekst/bağlam karmaşıklığında kullanıyorsanız öğreneceğiniz dil de o karmaşıklığa sahip olacaktır. yani 7/24 sokak dili ile konuşyorsanız (sıkıntı yok, duyar kasma, boş yapma, seri...), öğreneceğiniz hiçbir dilde daha derin bir kontekst karmaşıklığına sahip olmanız beklenmez. haliyle burada en önemli olan şey (bence, ama uzmanlar farklı diyorsa onlar haklıdır benimkiler öznel gözlem, hatam varsa düzeltin), ana dilde mümkün mertebe derin bir bağlamda konuşmaya alışmak. ana dilinde cin ali okuyup, ingilizceyi akıcı konuşamazsınız, belirli bir konuya ilginiz yoksa da ana diliniz sokak dilinin en budanmış halini kullanır, diğer dillerde de varacağınız en üst mertebe bu olur.
haliyle okuldaki öğrenimle kalan, günlük hayatında oldukça basit bir sokak dili kullanan, okulda ya da kursta öğrendiğinin ötesine bir ilgi alanı (müzik, sanatın herhangi bir alanı, edebiyat, ne bileyim temel bilim, matematik, fizik, popüler bilim, yazılım...) olmayan, olmadığı için de o konudaki yabancı kaynaklara ihtiyaç duymayan, böyle ilgisiz yaşayan bir insan, nasıl farklı bir dili öğrenecek? bence zaten asıl sorun bu, eğitim sistemi, toplum ve aile, geçtim yabancı dili, ana dilinde üretken, belirli ilgi alanları olan ve bunları hayat boyu bir çıkar olmaksızın yapabilen düşünen beyinler yaratamadığı, yalnızlığında kişisel boş vaktini verimli bir şekilde geçiremeyen insanlar olduğu sürece, dil sorunu da asla çözülmeyecek. zaten ortalama bir batı avrupalıya göre fazlasıyla bariyerimiz var dila ailesi olarak, üzerine gezme tozma da olmayınca kafasını kuma gömmüş insanlar olarak sadece duolingo ile nereye kadar bir insan bir dilde kendini geliştirebilir bilmiyorum.
edit: yardımcı fiil yazmışım participle yazacağıma